BATI FELSEFE GELENEĞİ ( ÖĞRETİ ve KAVRAMLAR AÇISINDAN YAKLAŞIM )

FELSEFEYE GİRİŞ ( BiRiNCi BÖLÜM )

insan Kültürünün Biçimleri:

Büyü, din, bilim ve sanat

Uzay ve zamanda yer alan uygarlıkların çeşitliligine ragmen bütün halkların tekniklere, inançlara, büyüsel ve dinsel törenlere, estetik etkinliklere sahip olmuş bulunmaları dikkate degerdir. içerikleri bakımından degişik olmalarına karşılık insan dehasının her yerde var olan bu ifadeleri, dinsel, teknik, sanatsal (ve teknik ile bilimde bilimsel kaygının tohum halinde bulunması ölçüsünde bilimsel) biçim altında, kültürün, kaynagını evrensel insan dogasında buldugunu göstermektedir. Kültürlerin bilançosunu çıkarmak ve onları çözümlemek işini antropolojiye bırakarak filozof, insan kültürü üzerine derinlemesine düşünen bir adam olarak ortaya çıkmaktadır.

1. Büyü

Klasik tanımlarda insan genellikle akıllı bir hayvan olarak kabul edilir. Bununla birlikte onun etkinliginin en uzak görüntüleri kesinlikle çılgınca eylemler gibi görünmektedir: Bütün ilkel toplumlarda büyücülük uygulamaları yaygın bir şekilde kendilerini göstermektedir. Aslında bu uygulamalar, bir sayıklama biçimi altında, bütün diger etkinliklerin, yani kültür, din, teknik, bilim ve sanatın büyük ölçüde kendisinden çıktıgı insan aklının ilk görüntüsüdür.

Düşmanlarını uzaktan öldürmek amacıyla küçük heykelciklere igne batıran, yagmur yagdırmak için tarlalara birkaç damla su serpen, aşk iksirleri hazırlayan büyücü, büyünün tipik ve iyi bilinen örneklerini sunmaktadır. Hopi kabilesinden bir kızılderili, Hatıralar’ında anne-babasının kendisi dogmadan önce katlanmak zorunda kaldıkları büyü uygulamalarını anlatmaktadır. Büyücü, annesinin ikiz doguracagını haber vermiştir. Annesi ise tek bir çocuk istediginden, büyücü onları birleştirmeye çalışır:

"Kapının önünden bir avuç mısır unu aldı ve onu havaya serpti. Beyaz yünden iplik yaptı, siyah yünden iplik yaptı ve onları birbirlerine sarıp annemin sol bilegine doladı (.) Annem artık törenlerde gösterilen yılan resimlerine bakmamaktaydı. Onun rahminde su yılanı olup dogumum anında dışarı çıkmak için başımı indirmek yerine kaldırmam tehlikesi vardı. Annem hiçbir hayvana zarar vermemeye dikkat etmekteydi. Çünkü aksi takdirde sakat dogabilirdim. Eger canlı bir varlıgın ayagını koparırsa elsiz veya sakat dogabilirdim(.) Babam anneme yemesi için gelincik eti vermekteydi. Bundan amaç çevik olmam ve bu küçük hayvanın yuvasından ustaca çıktıgı gibi benim de annemin karnından kolayca dışarıya süzülmemdi".

Bu örnekler açıkça bize büyü denen sayıklamanın ne oldugunu göstermektedir. Büyücü psikolojik araçlarla doga üzerine etkide bulunur. O, okuyup üfleme ile rüzgarları ve yagmurları yıldırmaya çalışır. Ona göre dünya sözlerle kandırılabilir, evcilleştirilebilir ve yönlendirilebilir güçlerden meydana gelir. Dünya, ruhlarla doludur ve büyü "animizmin stratejisi"nden başka bir şey degildir. Salomon Reinach şöyle demekteydi: "Büyücü, büyük ruhların konserinde orkestra şefi gibidir". Büyüde öznel benzerlikler nesnel eylem araçları olarak alınır: Sembolü ele geçiren, aynı zamanda nesneyi de ele geçirir.

Voltaire’in inandıgı gibi büyücü "doganın yapamadıgı şeyi yapmanın sırrı"nı elinde tuttugu iddiasında olan biri midir? Aslında ilkeller, dogayla doga-üstü arasında pek bir ayrım yapmazlar. Bu ayrım ancak, bilimsel etkinlik, bizi doga yasası ve mekanik nedensellik fikriyle tanıştırdıgında açık olacaktır. Büyücülük en azından büyücünün kendilerine egemen olma gücüne sahip oldugu gizli, bilinmeyen kutsal- dışı kuvvetlerin var oldugu fikriyle ilişkilidir. Büyünün bu esrarlı ve gizli özelligine işaret eden olgu, büyücünün bildigi esrarlı reçeteleri genel olarak yalnızca ögrencilerine vermesidir (ezoterik aktarma).

Uygulamalarının sürekli başarısızlıklarına ragmen büyünün neden dolayı varlıgını sürdürdügünü anlamak, bir problemdir. Aslında büyüyü devam ettiren şey, doyurma iddiasında oldugu arzu ve tutkuların şiddetidir. insanın, yaşam ve ölümü, saglık ve hastalıgı, mutluluk ve felaketi düzenleyen güçlere hakim olma arzusu, tecrübenin acı derslerini karartacak ve unutturacak kadar güçlü olmuştur. Öte yandan büyünün kurumsal özelligi, toplumsal örgütlenmesi, törenlerin geniş yaygınlıgı ve uygulayıcılarının itibarı, başarısızlıklarının ortaya çıkarması mümkün olan gözden düşmeyi büyük ölçüde önlemiştir.

Çagdaş bilimimizin bugün içinde bulundugu yükseklikten bakarsak büyü, bir rüyadan, hayali bir eylemden başka bir şey degildir. Onun psikolojik ve sembolik yöntemleri, maddenin gerçek yasalarını görmezden gelmektedir. Bununla birlikte insan kültürü, kaynagını tümüyle ilkel büyüde bulmaktadır.

Teknik, büyücünün saçma reçetelerinde tohum halinde vardır. Çünkü büyücü her şeyden önce şeyleri degiştirmek isteyen, dünyayı, elinde hiçbir güç olmayan bir gözlemci olarak seyretmekle yetinmeyen bir adamdır. Büyücünün rüyası, insanı, evrenin bir oyuncagı olmak yerine ona kendi yasasını dikte etme iddiasına sahip bir yaratıcı haline dönüştürür.

Özü itibariyle teknikle ilgili ve “Prometheusçu” olan nedensellik fikri (Maurice Pradines neden, "yapandır" demekteydi) büyü ritüelinde en yüksek ölçüde mevcuttur. şüphesiz büyücünün kendisine dayandıgı nedensellik, hayalidir; en azından kendisi aracılıgıyla madde üzerinde etkide bulunabilecegimiz nedensellik, yanlış olarak psikolojik nedensellik modeline göre, yani bizi ikna eden, korkutan, kandıran bir nedensellik olarak tasarlanmıştır. Ancak onda teknik nedensellik talebi kendini göstermekte ve bu talep bütün başarısızlıklara ragmen varlıgını sürdürmektedir. Büyünün sayıklamaları arasında insan kendi gücüne olan inancını ilan etmekten geri durmamaktadır.

Din, en uzak köklerinde büyüyle sıkı sıkıya ilişkili gibi görünmektedir. Büyü, "bütün biçimleri altında mistisizmin ilk kaynagıdır". Bu, büyünün doga-üstü alanına yönelik olması demek degildir. Çünkü büyücünün egemen olduguna inandıgı güçler, doganın kendi güçleridir. Fakat büyü, büyücüyle ögrencilerini tüm dogaya hayat veren güçle ilişki içine soktugu ölçüde bir mistisizmdir ve büyünün kendileriyle yakın ilişki içine girme iddiasında bulundugu güçlerin dogal olmaları, onların gizli ve esrarlı olmalarını ortadan kaldırmaz. Görünmeyen bir dünyanın varlıgını tasdik etmesi ve insanın bu dünyaya katılabilecegi, onunla yakın ilişkiye girebilecegi iddiasıyla büyü, dini hazırlar.

Aynı şekilde büyü bilimin de kaynaklarından biridir. Bilimsel belirlenim fikri -olayların tesadüfen degil, belirli varlık koşullarına baglı olarak meydana geldikleri fikri- büyücünün inancında mevcuttur. En keskin görüşlü büyü tarihçilerinden biri olan George Frazer "Büyücü, aynı nedenlerin şaşmaz bir biçimde her zaman aynı sonuçları verecegine inanır. O, daha güçlü bir meslektaşının büyüsünün, kendi okuyup üflemelerine karşı çıkıp onları başarısızlıga ugratmaması koşuluyla, uygun büyünün eşlik ettigi uygun seremoninin yerine getirilmesinin ardından, arzu edilen sonucun ortaya çıkacagına kesin olarak inanır," demektedir. O halde büyü belli bir ölçüde gerçek belirlenimciligin bilgisini hazırlayan hayali bir belirlenimciligin tasdikini gerektirir.

Nihayet sanatın kendisinin de kaynagı hiç şüphesiz büyüdür. ilk yontular belki büyü yapmak için yaratılmış heykelciklerdi. Tarih öncesi döneminde magara duvarlarına yapılmış resimler büyü ritüeli ile ilişkili görünmektedir. Magara duvarları üzerine çizilen av resimleri hemen hemen her zaman yaralı veya tuzaga düşürülmüş hayvanları tasvir etmektedir. Bu tür sahneleri temsil ederek büyücünün, bereketli bir avı güvence altına aldıgına inanmış olması muhtemeldir. Ayrıca bu resimlerde kadınlar genel olarak şişman tasvir edilmektedirler. Bunun ise hiç şüphesiz av hayvanlarının bol olmasını, yani her zaman yenecek şeyler bulunmasını güvence altına alan berekete yönelik büyü törenleriyle ilişkisi vardır.

Böylece ister teknik, ister din veya sanat söz konusu olsun, ortak büyüsel kaynaklarında insan dehasının bütün eserlerinin temel anlamını görmekteyiz. insan hiçbir zaman görünüşlerin edilgin bir gözlemcisi olmakla yetinmemiştir. Alain’in dedigi gibi o hiçbir zaman "insana bir şey ögretmeyen tecrübe yagmuru"nu biriktirmekle yetinmemiştir. insan her zaman gerçek evreni açıklamak ve degiştirmek için onunla arasına belli bir mesafe koymuştur. Hayvanın her zaman evrenin içine gömülü olmasına karşılık insan, egemenligi altına almak amacıyla, kendisini tasavvur etmek üzere evrenle arasına belli bir mesafe koymuştur. insanın evren hakkında geliştirdigi ilk tasarımların mitolojik, ilk eylem reçetelerinin sayıklamaya benzer şeyler oldukları dogrudur. Ancak tam da ilkel fikirlerin bu hayali olma özelligi, evren sahnesinin ve kendi eylemlerinin önüne a priori tasarımlarını geçiren insan zihninin dinamikligini ortaya koymaktadır. insan, görmek ve maruz kalmakla yetinmeyip görünen şeyin ötesinde görünüşlerin sırrını arayan, hayal eden, icat eden tek varlıktır. Böylece büyü, en kötü saçmalamalarında bile aklın özerkliginin ilk taslagını vermektedir.




1 Yorum

14 Ağustos 2012 17:47  

BÜYÜLENMEYE karşı çok açık bir zihnimiz var.Ne büyüleyici gözleriniz var diye önce karşı cinsin cazibesine kapılırız.Bu bir heykel,bir resim de olabilir bizi büyüleyen,bir deniz,bir orman.
Marka arabalar,giysiler,cihazlar da bizi büyüler çeker kendine... BÜYÜCÜ ler lady gaga gibi bir pop star yada film star olabilir.kendi elimiz ile yarattığımız TANRIÇA lara tapmak için özgürlüğümüzde kolayca vaz geçeriz çünkü BÜYÜnün etkisinden kurtulmak için BÜYÜmek gerekir.Şimdi sana bir kurşun döktürelim de içindeki çocuk cini çıksın ortaya dersem şaman ların sadece kostüm değiştirdiğini kabul edebilirmisiniz?

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP