2. Doğrunun varlığı, şüphecilik (septisizm)

Andre Lalande’ın Felsefenin Teknik ve Eleştirel Sözlüğü’nde şüphecilik, "insan zihninin kesin bir biçimde hiçbir doğruya erişemeyeceğini ileri süren öğreti" diye tanımlanmaktadır. Zihin, herhangi bir şeyi tasdik etme veya inkar etme gücüne sahip olmadığını söylemektedir. Bu öğreti MÖ IV. yüzyılda ünlü Yunan şüphecileri Pyrrhon (Pascal şüpheciliği ifade etmek için sürekli pyrrhonculuk ifadesini kullanır), II. yüzyılda Karneades ve I. yüzyılda Aenesidemos tarafından savunulmuştur.

a. lkçağ şüpheciliği ve descartesçı şüphe

Descartes’ın Felsefi Düşünceler’inin de mutlak bir şüphenin kullanılmasıyla başladığı bilinmektedir. Descartes duyuların tanıklığını reddeder (Gördüğümüzü, duyduğumuzu, hareket ettiğimizi düşünürüz; ancak bunların bir yanılgı olduğunu anlarız), hatta matematik doğruları reddeder (Çünkü her şeye gücü yeten "kötü niyetli bir cin"in bütün düşüncelerimde beni aldatıyor olmaktan hoşlanması mümkündür).

Fakat bu descartesçı şüphe, septiklerin şüphesinin tamamen tersidir. lkin descartesçı şüphe, gelip geçicidir (Descartes, düşündüğü ve şüphe ettiği olgusu dışında her şeyden şüphe edebileceğini fark ettiğinde bu şüphe sona erer. Bu kendisinden şüphe edilmesi mümkün olmayan "Düşünüyorum, o halde varım" doğrusu, kendisinden birçok başka doğrunun fışkıracağı bir ilk doğrudur).

Sonra bu şüphe iradi bir şüphe, işlevi, düşünme eyleminin kendisini tüm saflığıyla ortaya çıkarmak için "zihni duyulardan, hatta her türlü düşünme konusundan uzaklaştırmak" (abducere mentem a sensibus) olan, Descartes’ın deyişiyle, "yapmacık" bir şüphedir.

Descartes’ın şüphesi özümüz bakımından ruh olduğumuzu ortaya koymak amacıyla sahip olduğumuz düşünceleri geçici olarak bizden uzaklaştırmayı hedefleyen bir çilecinin pedagojisiyle aynı değere sahiptir. Descartesçı şüphe yöntemseldir ("Kötü cin"in kendisi, Henri Gouhier’nin mükemmel bir biçimde ifade ettiği gibi, "yöntembilimsel kukla"dan başka bir şey değildir), doğruyu araştırmanın hizmetine sunulmuş bir tekniktir.

Descartesçı şüphe iyimser ve "kahramanca" (Hegel) bir şüphedir, o felsefe binasının inşa edilmesinden önce gelen bir alan temizlemedir, yeni bir felsefe kurmak için daha önceki bütün bilgilerin iradi olarak bir yana bırakılması, yok sayılmasıdır.

b. Yunanlı şüphecilerin kanıtları

Bunun tam tersine olarak pyrrhoncuların ve onların öğrencilerinin mutlak şüpheciliği, bir hareket noktası değildir, bilgi macerasının sonunda ortaya çıkan bir sonuç, bir başarısızlık sonucudur. Aenesidemos şüpheci kanıtları Sextus Empiricus’un sayısını beşe indirdiği on başlık altında gruplandırmıştır. Montaigne, Pascal, daha sonra Anatole France’da karşılaşılan bu kanıtları bilmemiz gerekir.

1) Görüşlerin çelişmesi

Filozofların görüşlerinin birbirleriyle çelişmesi olayından (Örneğin Herakleitos’un gerçeğin salt değişmeden ibaret olduğunu söylemesine karşılık Parmenides değişmeyi inkar etmekteydi) etkilenen şüpheciler, tek ve evrensel olması gereken doğruya ulaşamayacağımız karamsar sonucuna varmaktaydılar. Şüpheciler bazen büyük gezginler olmuşlardır: Çok çeşitli insanların birbirine zıt görüşler savunduğunu, farklı değerleri benimsediğini görmeleri sonucunda artık hiçbir şeye inanmamışlardır. Örneğin Pyrrhon çok sayıdaki askeri seferinde Büyük ‹skender’e eşlik etmişti. Montaigne Almanya’yı, İtalya’yı ziyaret etmiş, özellikle "kütüphane"sinde sayısız ve çok farklı sistemler arasında yolculuk yapmıştı. Pascal, Montaigne’nin şüpheci temalarını yeniden ele alır: "Pireneler’in bu tarafında doğru olan, öbür tarafında yanlıştır."

2) Sonsuza kadar geriye gidiş

Bir doğru, kanıt olmaksızın, doğru olarak kabul edilemez. Çünkü doğrunun, "kölelerin vücuduna vurulan ve onları sahiplerinden kaçtıklarında tanımaya yarayan damgaya benzer" bir işareti yoktur. Bir iddiayla ilgili bir kanıt önerdiğimde, şüpheci bana "Kanıtı kanıtla!" diyecektir. Bu iddiayı kanıtlamak için getireceğim kanıtın kendisi bir başka kanıta, bu kanıt da bir başkasına ihtiyaç gösterecek ve böylece sonsuza gidilecektir. Öte yandan en ufak bir şeyi bilmek için sonsuza kadar geri gitmek, yani bu veriyi sonsuz sayıda başka verilerle ilişki içine sokmak gerekir. Çünkü her şey başka şeylerle ilişki içindedir ve en ufak bir şeyi bilmek için onun tüm evrenle ilişkisini bilmek gerekir. Biz hiçbir şeyin bütününü bilmeyiz, bu demektir ki hiçbir şey bilmeyiz.

3) Doğrulanamaz postülalar kabul etme zorunluluğu

Kanıttan kanıta sonsuza kadar geriye gidemediğimiz için zihin her zaman bir kanıt olmaksızın, doğruluğu garanti edilmemiş basit bir varsayımı bir hareket noktası olarak kabul eder.

4) Dialel (diallêlôn: "birbiriyle")

Kısır döngülerden sakınarak akıl yürütmek mümkün değildir. Örneğin, b nin doğru olduğunu farz ederek a nın doğru olduğunu kanıtlarım, a nın doğru olduğunu farz ederek de b nin doğru olduğunu kanıtlarım. Hiçbiri bana a priori olarak verilmiş olmayan önermeleri birbirleriyle kanıtlamam ise bir kısır döngü içine düştüğüm anlamına gelir. En kusursuz kısır döngü şudur: Aklımın değerini kanıtlamak için akıl yürütmem, yani tam da değeri şüpheli olan söz konusu aklı kullanmam gerekir. Montaigne’nin dediği gibi buyurun dolaba!

5) Her görüş, görelidir.

Protagoras "İnsan her şeyin ölçüsüdür" diyordu. Anatole France, bu ünlü sözü şöyle yorumlamaktaydı: "‹nsan, evrenle ilgili olarak ancak insanileşecek şeyi bilir. O ancak şeylerin insaniliğini bilir." Evren hakkında her iddia, bu iddiayı ileri sürene göredir. Sokrates, Protagoras’ın tezini şöyle yorumlamaktaydı: "Aynı rüzgarın içimizden birini ürpertmesi, diğerini ürpertmemesi bazen başımıza gelmez mi? O zaman tek başına ve kendisi bakımından rüzgar hakkında ne diyeceğiz? O serin midir, serin değil midir? Veya Protagoras’ın dediği gibi o, ürperen insan için serin olup, ürpermeyen insan için serin değil midir?" Aynı bir nesne ile ilgili iddia sadece bireyden bireye değişmekle kalmaz, aynı insanda onun içinde bulunduğu ana göre (Dünya neşeli veya üzgün olmama bağlı olarak bana farklı görünür), hatta gözlem noktasına göre değişir (Yakından bakıldığında kare olan bir kule uzaktan yuvarlak görünür). Şüphecilere göre nesnel doğrular yoktur, yalnızca tümüyle farklı öznel görüşler vardır.

Şüphecilik konusunda ne düşünmeliyiz? "Yürüyerek hareketin varlığını kanıtlayan" insanlar gibi bugün bütün yetkili kişilerin oybirliği ile kabul ettikleri doğruların varlığını kabul ederek çağdaş bilimin, şüpheciliği çürüttüğü gerçeğine işaret edebiliriz. Ancak daha temel bir eleştiri olarak, şüpheciliğin kendi kendisiyle çelişki içinde olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü şüphecilik, bilgi hakkında doğru bir kuram olduğunu ileri sürmektedir; doğrunun ulaşılmaz bir şey olduğunun doğru olduğunu söylemekse, en azından bir doğrunun varlığını kabul etmek ve böylece kendi tezini yalanlamaktır. Ortaya konan her düşünce -hatta kendi kendime belirttiğim bir düşünce- bir doğruyu hedefler, doğru olduğunu düşünür ve gizil olarak kendi değerini ortaya koymaya yönelir.

5 Yorumlar

MAHİR KANIK
7 Aralık 2009 00:28  

modern bilimin şüpheciliği çürüttüğü fikrine katılmıyorum.şöye ki;insan 5 duyu organına sahiptir dolayısıyla biz maddeleri buna göre tanırız eğer 10 duyu organımız olsaydı maddeye 10 farklı pencereden bakardık o halde bilimin ortaya koyduğu dogrular maddi doğrularsa ve 5 duyu organına hitap ediyorsa ve benim bilmediğim organlarım bende değilse birşeyin mutlak doğru olduğunu nasıl iddaa edebilirim?şüpheciliğin kendisiyle çelişmesi aslında onu doğrulayan birşey değil midir?gerçeği 70 yıllık ömrümde nasıl bulabilirim?tarihin tanımını yapmaya çalışırız fakat tarihin tanımı ancak tarih bittiğinde yapılabilir.dolayısıyla şuan yaptığımız tanımlar parçaya bakarak yapılmış bütünü görmeden yapılmış tanımlardır.bunu da böyle düşünebiliriz.şüphecilik hiçbir daim çürütülemez demekle çelişkiye düşmem o sadece kurmuş olduğumuz mantıktan ve dildeki anlam eksikliğinden kaynaklanıan bir durumdur.

29 Ocak 2012 15:32  

Modern bilimin şüpheciliği öldürdüğünü düşünmek beni daha cok şüpheciliğe itiyor. Çünkü modern bilimin bugün bu tamamdir dediği seylerin tümü, yarın değişkenliğe uğruyor. Bugün bilim daha cok supheci yaklaşımlarda bulunarak yol alıyor düşüncesindeyim.

8 Mayıs 2014 02:28  

Herkesin doğrusu göreceli ise doğru yanlış bilgide demektir. O zaman doğru bilgiye ulaşmamak ta yanlış olabilir. Doğru bilgiye ulaşmak ta yanlış olabilir bu durumda mutlak dogru yoktur demek gerekir ama bu da yanlış olabilir çünkü mutlak doğruda görecelidir. Böylece doğru yok demek te yanlıştır.

8 Mayıs 2014 02:37  

Herkesin doğruları yanlışta olabilirse doğru bilgi var demek te yok demek te yanlıştır bu durumda bilgi ne doğru nede yanlıştır bu nu demek te yanlıştır çünkü görece denen bir olgu olduğna göre bir bilgî birine hem yanlış hemde doğrudur iste şüphe duymak karamsar olmatır ve bu dediklerimde yanlış olabilir.

8 Mayıs 2014 02:59  

Şüpheciligi bir inanç biçiminden ziyade tartışmalarda bilgimizle yenemiyecegimiz kişileri bunu kullanarak onu mat edebiliriz. Kelime oyunları ile üste çıkabiliriz ve bu arada adamın dediklerinide o arada ögrene biliriz bu durumda o kişiyi hem mat etmiş hemde ondan bir şeyler öğrenmiş oluruz

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP