Erdem Üzerine

Prof. Dr. İbrahim Agâh ÇUBUKÇU

Erdem sorunu üzerinde çeşitli düşünürler fikir yürütmüşlerdir. Yunan filozoflarından Sokrates’e göre erdem bir bilgidir. Bilen insan kötülük işlemez. Kötülükler bilgisizlikten doğmaktadır. Gerçek mutluluğu öğrenen insan elbette onu kazanmak isteyecektir. Onu kazanmak için de kendi kendisiyle uyum halinde olacaktır. Kendi kendisiyle uyum halinde olan insan davranışlarını iyiyi ve doğruyu kazanmak için ayarlar.. Böyle bir kimseyi bilinçli davranışları gönül huzuruna götürür!

Eflatun da erdem sorununu başlangıçta Sokrates gibi anlamıştır. Erdemin gerçek bilgiye dayanacağını söylemiştir. Ona göre erdem istenilmesi gereken şeylerle kaçınılması gerekenin bilgisidir. Daha başka bir deyimle neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilmektir.

Eflatun zamanla erdem hakkındaki görüşlerini ideler kuramına bağlamıştır. Ona göre erdeme sahip olan kimse iyinin, güzelin ve âdilin bilgisine yani idesine ulaşmış demektir. İdelerin kendisine ulaş­makla erdemin kendisine ulaşmak aynı şeydir. Böyle bir erdeme sahip kişi aklı ile ruhun aşağılık isteklerini önleyerek kötü davranışta bulunmaz. Doğrudan, iyiden ve uyumdan yana olur. Davranışlarında daima ölçülülük ve adalet bulunur.

Ölçülülük sorunu üzerinde Aristo daha çok durmuştur. Aristo, hayatın amacının zevk olduğu düşüncesini kabul etmez. Ona göre hayatın amacı erdemli bir yaşantı sürdürmektir. Erdemli davranışlar akla ve aklın ölçülerine de uygun olur. Çünkü erdem akla uygun davranıştır. Erdemli davranışların insanı mutluluğa götüreceği gözlem ve araştırma sonucu anlaşılır. Aristo’ya göre yalnız erdemin bilgisine sahip olmak yetmez. Amaç, erdemin kendisine sahip olmaktır. Erdemin kendisine sahip olmak da erdemli davranmakla olur. Böyle bir düzeye sürekli çaba,, öğrenme ve iradî deneylerle ulaşılır. Önemli olan erdemli davranışların geçici değil, sürekli olmasıdır Bu da akla uygun davranışların alışkanlık haline gelmesiyle mümkündür.

Aristo’ya göre erdemli davranış Ölçülü davranıştır. Ölçülülük aşırı davranışlardan sakınmak demektir. Örneğin ne korkaklık, ne de atılganlık erdemli davranış değildir. Yiğitlik ise erdemli davranıştır. Erdeme uygun orta nitelikte davranışlara başka Örnekler de vermek mümkündür. Müsriflik veya cimrilik arasında eli açıklık erdemli davranıştır. Tembellikle açgözlülük arasında akla dayanan tutku, kendini aşağı görme ile böbürlenme arasında alçakgönüllülük, ağzı sıkılıkla boşboğazlık arasında açıksözlülük, suratı asıkklıkla soytarılık arasında neşeli olma, kavgacılıkla dalkavukluk arasında dostluk erdemli davanışlardır.

Erdem sorunu üzerinde Stoa ekolü düşünürleri de durmuşlardır. Stoalılara göre erdem doğa ile insan arasında bir uyum sağlamaktır. İnsan dış etkenlerle meydana gelen olaylara karşı uyumlu olmağa çalışırsa kendi kendisiyle de uyum sağlar. Dünyadaki olgular âlemin ruhu Logos yani Tanrı tarafından düzenlenmiştir. Bu nedenle insan bu olgulara isyan etmeden boyun eğmelidir. Çünkü Tanrı’nın düzenlediği bu olgular mümkün olanın en iyisidirler.

Ancak Ştoalıların bu görüşü kaderciliği gerektitir. Oysaki insanın cüzî iradesi vardır. Stoablar bununla beraber insanın algılarla elde ettiği ve bilincine vardığı bilgiler derecesinde örzgür olduğunu kabul etmişlerdir.

Stoalılarda insanın duygusal davranışlarının erdeme sığmayacağını doğurulamışlardır. Onlara göre erdemli kişi Tanrı’yı sayan ve iç huzuru arayan kimsedir.

Epikurcular da erdemi zevkte aramışlardır. Ancak Epikurcular şan ve şeref gibi doğal ve zorunlu olmayan zevklerden kaçılması taraftarıdırlar. Yiğitlikle ilgili zevklere de önem vermezler. Onlara göre insan içgüdülerden uzak kalmağa ve özgür olmağa çalışmalıdır. İnsan sonu mutlulukla bitecek zevkli eylemler yapmalıdır. Bu türlü zevkli davranışlarda bulunan kimse erdeme sahip olmuş demektir, Epikur, peşin hükümlerden kaçınmayı salık vermiştir. Bu düşünür dostluğa önem vermekle birlikte başkalarının sıkıntı ve üzüntülerini paylaşmayı zevkten yoksun bıraktığı için doğru bulmamıştır. Aslında materyalist ölan Epikur erdem sorununda faydacı bir yol izlemiştir. Mutluluğu zevke ve fırsatçılığa bağlamıştır.

Spinoza da erdem üzerinde durmuştur. Ona göre erdemli olmak demek, güçlü olmaktır. Varlıgını iyi koruyan ve kendine yararlı olanı elde eden kimse erdemlidir. Spinoza’ya göre insan başka biri için kendini feda etmemelidir, İnsan kendini daha olguna götürecek şeyi aramalıdır. İnsan kendini sevmelidir. İnsana zayıf olmayı Öğretmek doğru değildir. Erdemin temeli insanın kendi varlığım koruma çabasıdır. İnsanın mutluluğu bu koruma çabasındaki gücüdür. Spinoza pişmanlığın karşısmdadır. Erdemler yetenek ve güç biçimleridir. Pişmanlık kusurdur. İnsanın kendini hor görmesidir. Oysaki en alçakgönüllü yazarlar bile kitaplarının üstünde adlarının yazılmasını isterler. Spinoza bazı psikanalistler gibi her bilinçli erdem, gizli bir kötülüğü saklamak ya da düzeltmek demek istemiştir. Spinoza, insanın kendini hor görmesini eleştirmekle beraber böbürlenmeğe de karşıdır. Başkalarının kötü yanlarından söz ederek kendi başarılarından bahseden kimseleri kınamıştır.

Spinoza sonunda akıldan başka erdem olmadığı görüşünü savunmuştur. Aklın eylemi insanın özgürlüğüdür. Akıllı kimseler bütün insankk için istemedikleri şeyi kendileri için de istemezler. Büyük olmak demek insanlığın üstüne çıkıp emir vermek değil, kendi kendine söz geçirmek demektir.

Descartes da erdem sorununa eğilmiştir, Descartes iyiye yönelmiş akıllıca bir isteme ile duygusal davranışları yenmeyi tercih etmektedir. Ona göre erdeme ulaşmak için beden iradeyi değil, irade bedeni yönetmelidir. Bedeni geçici zevklerin kölesi yaparak ruhu alçaltmamak gerekir. Erdem insanı mutlu edecek davranışlar yapmaktır. Bu davranış­lar sağlam iradenin ve iyi niyetin ürünü olmalıdır. Rastlantıların değil. Mutluluğa varmak için doğruyu bilmek, onu istemek ve elimizde olmayan şeylerle ilgili bütün isteklerden vazgeçmek gereklidir. İnsan doğruyu açık ve seçik olarak bilip bunu irade gücüyle davranışlarına yansıtırsa mutlu olur. İnsanda iradeyle iyiyi yahut kötüyü seçme özgürlüğü vardır. Kuşkusuz iyiyi ve doğruyu seçen daha mutlu olur.

Erdem sorunu hakkında en isabetsiz fikir yürütenlerden Machiavelli ve Nietzsche olumsuz yönde ün sağlamışlardır. Bu düşünürler genellikle eşitsizliği kabul ederler. Savaş, fetih ve hüküm sürmek için fırsattan yararlanmayı salık verirler. Onlara göre erdem demek güç demektir. Hak güçlünündür.

Büyük dinlerin kurucuları da erdem sorunu üzerinde durmuşlardır. Buddha ve Hz. İsa’nın erdem görüşleri birbirlerine benzer. Kötülüğe karşı iyilik yapma kuralı gerek Budizmde ve gerekse Hıristiyanlıkta vardır. Ayrıca her iki dinde sevgi ve erdem yanyanadır. Hz. İsa, erdemi güçsüzlere iyi davranmaktır diye de anlatmıştır.

Dinlerin en son geleni ve en olgun olanı kuşkusuz İslamiyet’tir. İslâm dini inanç, ibadet ve ahlâk diye başlıca üç bolümde özetlenebilir. Hz. Muhammed “Ben ahlâkın güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildim” diyerek İslâm’ın amacının insanları erdemli davranışlara yöneltmek olduğunu açıklamıştır. İslâmiyet erdem alanında iyilikten, doğ­ruluktan, adaletten, ölçülülükten yanadır. Kur’an’da mealen “ dinde zorlama yoktur” âyeti vicdan özgürlüğünün ve insan kişiliğinin değerine işaret etmektedir. “Mü’minler ancak kardeştirler” ayeti de inancı olan kimselerin birbirlerini sevmelerini salık vermektedir. Yunus EmreBir kez gönül yıktınsa bu kıldığın namaz değil, yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil” diyerek İslâm’ın hoş görüsünü dile getirmiştir.

“ Bir saatlik düşünce bir yıllık ibadetten hayırlıdır” “hadisi aklın ve düşüncenin değerini gösteriyor. “ Görmeyenle gören bir olur mu ? Hiç düşünmüyor musunuz ?” âyeti insanı duygusallık yerine derin tefekküre çağırıyor. “ İşlerin en hayırlısı ölçülü olanıdır” hadisi bizleri aşırı davranışlardan sakındırmak istiyor. “Yapılan işler niyete göredir” hadisi de erdemde niyetin değerini belirtiyor. Hz. Muhammed “komşusunun aç olduğunu bile bile uyuyan bizden değildir” diyerek muhtaç­lara yardım etmeyi salık veriyor. Yüce Allah Kur’an’ da “kendileri muhtaç oldukları halde başkalarını daha çok düşünürler “mealindeki âyetle aşırı mal hırsının ve çıkarcılığın kötülüğünü murat buyurmuştur. Hasılı Islâm dininde her çağa uyacak bir çok kurallar vardır. Yeter ki biz dinimizin özünü iyi bilelim.

Biz şekil kadar öze de ulaşabilirsek erdemde ancak o zaman amacına varabiliriz. Her toplumda toplumsal olgular devam eder. Değer yargı­ları zaman zaman değişebilir. Eğitimle tarihimizden gelen erdemle ilgili Özellikleri çocuklarımıza aşılamalıyız. O zaman değer yargılarının değişmesini rastlantılara bırakmamış oluruz. Bütün bunları yaparken sosyal adaletin daha iyi gerçekleşmesine de çalışmak gereklidir. Çünkü erdemin yerleşmesinde eğitim kadar sosyal adaletin de katkısı vardır. Bütün bunları yaparken de üzerinde önemle durulacak bir husus vardır: Çocuklara erdemin bilgisini vermek başka, onları erdemin sahibi etmek başka şeydir. Onları erdem sahibi etmenin ilk adımı yetişkinlerin erdemli davranmasıdır.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP