NİETZSCHE’NİN İNSAN ANLAYIŞI - 3

Öte yandan Nietzsche’de yaşamın en temel özelliği olarak güç istenci, yaşamayı, bir eylemlilik ve etkinlik olarak ifade eder. Yaşamak, belli bir özü korumak değil, bu özü aşmaktır. Her şey bu öz aşımına bağlıdır. Yaşamayı başlatıp kımıldatan, yaşayanın hiç durmadan daha kuvvetli, daha güçlü olmayı istemesidir. Yani, yaşama bütün yönleriyle güç istemidir. Kolay yaşamanın değil, zor yaşamanın bir dürtüsü olan güç istemi, insanın kendisine söz geçirmesi, insanlığını gerçekleştirmesi, kendindeki kaba uzanışların önünü kesip içten gelen bir ahlak kuvveti ve kültür yaratıcılığı ile tepeden tırnağa yoğurmasıdır.

Böylece Nietzsche, güç istemi kavramını, kendini yenme, kendini aşma gibi sözlerle aynı anlamda kullanır. Yine güç istemi bir erdemdir. Çünkü güç isteminin azaldığı ya da alçaldığı yerde bir düşüklük söz konusudur. Nietzsche’de düşkün kişi ise, bulunduğu ile yetinen, daha fazlasını istemeyendir. Ancak böyleleri yaşamaya ihanet ederler, hep kendi suçları yüzünden yaşamayı kolayından alırlar. Oysa yaşamak tehlike içinde olmayı gerektirir. İşte güç istemi, yaşamayı, tehlikeli bir serüven yapmakla birlikte, aynı zamanda onu değerli kılmaktadır. Çünkü Nietzsche’ye göre, insan için salt yaşayıp gitmenin doğal, bitkisel, biyolojik bir var olmanın hiçbir değeri yoktur. İnsan tüm varoluşunu güç istemine borçludur. İnsanın herhangi bir canlıdan ayrılan yönü onun güç istemidir. İnsanı insan yapan, hayvanların üstüne çıkaran, yaşayışında güç isteminin yürürlükte olmasıdır.

Nietzsche, güç istemi ile ilgili açıklamalarını daha iyi ortaya koyabilmek için, “büyük adam” anlayışını ortaya koyar. Ona göre, “büyük adam” güçlü adamdır. Büyük adam, kendisine güç istemini şaşmaz bir buyruk yapmıştır. İnsanların en sorumlusu olarak, kendisini, çevresini, başkalarını biçimler. Miskin güdülerden bağımsız, kendine güvenen ve bu güveni boşa çıkarmayandır. Sözün salt anlamında ahlaklı, sağlam ve yaratıcıdır. İşte böylesi insanlara sık rastlanmıyorsa da bu var olma olanaksızlığından değil, olsa olsa, “öz-korunumu güdüsü” yüzünden, yine bu güdünün yönettiği yanlış ve sakat bir toplum yüzünden, güç isteminin gölgede kalmasından dolayıdır. Bu bağlamda üstinsan ya da trajik insana dönecek olursak, “trajik insan realiteyi olduğu gibi gören ve kavrayan insandır. O, yeterince güçlüdür. Bu nedenle gerçekliğe yabancı olmuş ve ondan kopmuş değildir. O, gerçekliğin kendisidir.”

Öte yandan üst insan, hayata “evet” diyen, hayatı olduğu gibi isteyen ve seven insandır. Hayata evet demek ise, varlık çemberinin ardı arkası kesilmez, son bulmaz dönüşünü kavrayıp onu istemek demektir. Kişinin hayata evet diyebilmesi için yeni kurulan yapılarla, yeni başarılarla, her şeyi sürekli olarak yeniden değerlendirmesi gerekir.

Yine Nietzsche açısından hayata evet demek, olduğu gibi hayatı savunmak, acıya da evet demek, acıyı da savunmaktır. İşte hayata evet diyen trajik insan, yeryüzünün anlamıdır. Çünkü dünya ve hayat, yaratıcı insanlarla anlam ve değer kazanır.

Öte yandan üstinsanı yeryüzünün anlamı olarak tarif eden Nietzsche için, trajik insan, yeniden değerler ortaya koyan ve yaratan insandır. Böylece bu insan tipi bu yeni başarılarıyla bir yandan geçmişi kurtarır diğer yandan da geleceğe, insanın geleceğine yön verir. Nitekim Nietzsche bu konuda şunları söyler:

“Ödevim, insanlığın en yüksek anlamda kendine döneceği, geriye bakacağı, ileriye bakacağı, rastlantının, rahiplerin boyunduruğundan kurtulup niçin ve neden sorularını ilk kez toptan ortaya koyacağı o anı, o büyük öğeyi hazırlamak olacak…”

Üstinsan, yaptığı değerlendirmelerle ölçü veren, yasalar koyan, buyuran insandır. Onun işi sadece değerleri saptamak değildir. Yaratıcı insanlar insanlık için ortaya koydukları amaçları ve değerleri, önce kendileri denerler. Nitekim kendilerinin yapıp ettikleri ve eserleri bunun birer göstergesidir.

Üstinsan bir hedeftir, hem gaye (telos) anlamında hem de imkan (possibility) anlamında, yani nihai insan potansiyellerinin tam anlamıyla gerçekleştirilebilmesi imkanıdır. Bu anlamda üstinsan felsefi bir kurgu, tasavvur değil, biyolojik bir imkandır ve tabiatın insanla ilgili deneyiminin gayesidir.”

Trajik insan, doğal insandır, olduğu gibi olan insandır. Onun yaptığı her şey ve eseri onun varlık yapısıyla, onun bütünlüğüyle ilgilidir. O, her şeye dokunur, her şeyi sorar, her şeyi eline alır. Çünkü o, her şeyi ilk defa görmektedir. Diğer yandan trajik insan, kendine güvenen, kendinden emin adımlarla yürüyen insandır. Çünkü o, kendi kendini eğitmiş, uzun bir disiplinden geçmiş ve kendini kendi avucu içine almış insandır. Yaratıcı insan, egoisttir. O, insan olmaktan gurur duyar, olduğu gibi olmakla övünür. Böylece insanlar arasındaki sıra ve derece farkında en yüksek yeri olan insan, yaratıcı insandır.

Nietzsche “üstinsan” kavramıyla, o güne kadar ki insanlıkla ve onun değerleriyle arasına bir sınır çizer. Ona göre, bütün çağlarda insanlar ıslah edilmek istenmiştir. Ancak bu ıslah edilme sürecinde insanlar, adeta varlıklarını tehlikeye atmışlardır. Yine insanlar, “yaşamın uyartılarına karşı kinle dolmuşlar, daha güçlü ve mutlu olan her şeye karşı kötümser bir kuşkuya bürünmüşlerdir.” Buna karşın Nietzsche, “Zerdüşt” tipi ile insanlığa yeni değerler kazandırmaya çalışmıştır.

Nietzsche’nin “Zerdüşt” tipi ile yapmak istediği şey, insanı ayakta tutan ve ona değerini kazandıran, geleceğe yön veren, hedef koyan üst insanların ortaya çıkışını rastlantıyı elinde alıp, insanlara “hedef olarak koymak”, yeryüzü kültürünün hedefi yapmaktır.

İnsanlığa yeni bir yol göstermek, değerleri yeniden değerlendirmek isteğinde olan Nietzsche’ye göre, insanın “her an aşılmakta” olduğunun bir simgesi ve kişileşmesi olan Zerdüşt’te üst insan kavramı, en büyük gerçek olmuştur. Nietzsche ‘Zerdüşt’ün kişiliğinde üstinsanı bir varoluş tarzı olarak sunmaktadır. Nitekim Nietzsche, bu konuda şunları söyler: “Bu mutlu sessizlik, bu tüy gibi ayaklar, bir an eksik olmayan bu kabına sığmazlık, Zerdüşt’ün kişiliğini yapan ne varsa, hiçbiri büyüklüğün ayrılmaz parçası olarak düşünülmemiştir daha önce. Zerdüşt kendini işte bu yüzden, böyle geniş uzaylarda yaşayıp, en çelişik şeylere böylesine açık olduğu için, en büyük varoluş biçimi saymaktadır….”

Zerdüşt’ü en büyük var oluş biçiminin temsilcisi olarak kabul eden Nietzsche, “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabında, üst insan öğretisi hakkında Zerdüşt’ün ağzından şunları söyler (uzun bir yalnızlık ve inziva döneminden sonra Zerdüşt insanların arasına dönmeye karar verir ve bulunduğu yerin Pazar yerine giderek oradaki kalabalığa üst insandan bahsetmeye başlar.):

"Üstinsanı öğretiyorum ben sizlere… Üstinsan anlamıdır yeryüzünün, iradesi desin ki: Üstinsan anlamı olacaktır yeryüzünün. Yalvarırım sizlere… bağlı kalın yeryüzüne ve inanmayın sizlere dünya ötesi umutlardan bahsedenlere… Bir zamanlar Tanrıya karşı işlenen günah, günahların en büyüğüydü, ama Tanrı öldü, onunla birlikte öldüler o günahı işleyenler de. Yeryüzüne karşı işlenen günahtır şimdi en korkuncu… Zerdüşt konuşmasını yaptığı pazar yerinde kalabalığa konuşmasını şöyle sürdürür:

İnsan hayvanla üst insan arasına gerilmiş bir iptir, uçurum üzerinde bir ip. Tehlikeli bir geçiş, tehlikeli bir yolculuk… tehlikeli bir ürperiş ve duraklayış. İnsanda büyük olan, bir köprü olmasıdır onun, yoksa bir amaç değil… Ben, bilmek için yaşayanı ve bir gün üstinsan yaşasın diye bilmek isteyeni severim.

Ne yazıktır ki, seslendiği insanlar Zerdüşt anlamazlar."

Nietzsche’nin Zerdüşt ile ilgili açıklamalarından sonra, onun üstinsan ile ilgili düşüncelerini toparlayacak olursak, üstinsan, her zaman için çağında ve çevresinde geçerlikte olan ahlakın dışına çıkabilen, iyinin ve kötünün ötesinde olan insandır.

Üstinsan, sürü insanı ile taban tabana zıt değerlendirme tarzına sahiptir. “Sürü insanının insanları değerlendirmesi, onların tek tek eylemlerinin morale uygun olma veya görünmemesine dayanır. Yaratıcı insan ise, insanların tek tek eylemleri karşısında hemen moral bir değer yargısı sunmaz; bir bütün olarak kişileri değerlendirir.” Gerçek anlamda insan olma hakkına sahip insanlar olduğunun gösterilmesidir. Çünkü Nietzsche’de üst insan bir umuttur. Üst insan her alanda etki yaratacaktır. Üst insan ile birlikte yitirilen “insan”ın gerçek anlamı tekrar kazandırılacaktır. Nietzsche’nin insan anlayışını ortaya koyduktan sonra, şimdi onun tarih konusundaki düşüncelerine geçebiliriz. Çünkü tarihin yapıcısı olarak insanın ne olduğunun doğru anlaşılması kişinin tarihe bakışını olumlu etkiliyecektir.
1 | 2 | 3

3 Yorumlar

Adsız
26 Aralık 2010 01:20  

kaynak yok

Adsız
22 Haziran 2013 22:46  

Kaynak?

Adsız
22 Aralık 2016 19:37  

Gerçekten en iyi şekilde özetlenmiş 9 Eylül Üniversitesi felsefe profesörün anlattığının bi tık üstünde ama o anlatıyor o ayrı bi konu

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © 2007

    Back to TOP