ÜLKE YÖNETiMi ÜSTÜNE

Francis Bacon

İnsanın, pek az şeyin yokluğunu çekerken, pek çok şeyden korkması yürekler acısı bir durumdur, işte hükümdarlar çoğunlukla bu durumdadır. En yükseğe varmışlardır, erişilecek hiçbir şeyleri yoktur artık, bundan dolayı içleri uyuşmaya başlar, abuksabuk kuruntulara kapılır gölgelerden işkillenirler, böylece düşünceleri bulanın KutsalKitap'taki "Kralların yüreği anlaşılmaz"1 sözünün nedenlerinden biri de budur. Bir sürü kıskançlıklarla dolup taşan, öteki duyguların hepsine yön verecek bir temel amaçtan yoksun olan her insan yüreği kararır, Anlaşılmaz bir durum alır. Bundan dolayı krallar çoğunlukla kendilerine birtakım avuntular bulur, boş şeylerle oyalanırlar: ya yeni yapılar kurarak: ya yeni sanlar bağışlayarak; ya birilerini yükselterek; ya da Neron'un2 harp çalmaya, Domitianus'un3 keskin okçuluğa, Commodus'un4 kılıç oyunlarına, Caracalla'nın5 araba sürmeye düşkünlüğü gibi, bir sanatta bir uğraşta ustalık kazanmaya çalışarak gün geçirirler. Bütün bunlar, insan kafasının, büyük bir işte yerinde saymaktansa küçük işlerle oyalanarak daha çok dirlik kazanacağı gerçeğini bilmeyen kimselere inanılmaz gibi gelir. Başa geçişlerinin ilk yıllarında talihleri yolunda gitmiş, ülkeler fethetmiş kralların da, her ilerlemenin bir sonu olduğundan, bir gün talihleri ister istemez dönünce, Büyük iskender, Diocletianus,6 bizim zamanımızdan V. Karl7 ile benzerleri gibi, son yıllarında kötü kuruntulara saplandıklarını mutsuzlaştıklarını görüyoruz; çünkü ilerlemeye alışan kişi, bir engel karşısında durmak zorunda kalınca, kendine saygısını yitirir, bambaşka bir insan olur çıkar.

İyi bir ülke yönetiminin ne olduğuna gelince, bu erişilmesi hayli güç, eşine az rastlanır bir şeydir, çünkü ölçü de ölçüsüzlük de karşıtlıklardan doğar. Ama karşıtları birleştirmek başka, birbirinin yerine koymak başka şeydir. Bu konuda Apollonius'un8 Vespasianus'a söylediği sözler örnekler bir ders verir: "Neron neden düştü?" diye sormuş Vespasianus, Apollonius da: "Harp çalmayı, akort etmeyi iyi bilirdi, ama ülkeyi yönetmekte telleri kimi zaman çok gerer, kimi zaman da çok gevşetirdi," demiş. Hiç kuşkusuz, ülke yönetiminde hiçbir şey, baskıyı yerli yersiz bir arttırıp bir azaltmak kadar yetkileri sarsmaz.

Ancak, son zamanlarda kralların yönetim işinde gösterdikleri bütün bilgeliğin, yaklaşan tehlikelerle karışıklıkları önleyici somut, temel çözüm yollarından daha çok, bunlardan kılpayı kurtulmak için başvurulan birtakım kurnazlıklara, inceliklere yöneldiği de bir gerçektir. Ama bu tehlikeli bir oyundur, böyle yapacaklarına tetikte bulunup yaklaşan tehlikelerin büyümesini önlemeleri çok daha yerinde olur, çünkü ne bir kıvılcımın ateşi tutuşturması engellenebilir, ne de bunun nerden geleceği belli olur. Kralların karşılaştığı güçlükler hem sayısız hem de çetindir ama en büyük güçlük çoğunlukla onların kişiliklerinden doğar, çünkü Tacitus'un pek güzel belirttiği gibi, birbirini hiç tutmayan şeyler istedikleri az rastlanan bir durum değildir: "Sunt plerumque regum voluntates vehementes et inter se contrariae."9 Bir işin yapılması için buyruk verip, o işin gerçekleşmesinde başvurulması gereken yolları hoşgörmemek kralların işlediği en büyük yanlışlardandır.

Kralların, komşularıyla, karılarıyla, çocuklarıyla, yüksek din adamlarıyla, kilisenin papazlarıyla, soylu kişilerle, kibar takımıyla, beylerle, tüccarlarla, halkla, savaşçılarla ilişkisi olur, iyi dikkat edilip denetlenmezlerse bunların hepsinden de tehlike gelebilir, ilkin komşuları ele alırsak, bunlarla ilişkiler çok değişken durumlara dayandığından, hepsi için genel kurallar koyamayız, yalnız her zaman işleyen tek bir kural bunun dışındadır. O da komşulardan hiçbirinin, topraklarını genişleterek, ticareti kendi yönüne çekerek, saldırılarla çok yakına gelerek, ya da benzeri yollardan büyümemesi, böylece her zamankinden daha çok sakınca yaratabilecek bir duruma gelmemesi için, kralın her an tetikte bulunmasıdır. Böyle şeyleri önceden görüp önlemek genellikle kralın özel danışma kurullarının işidir. İngiltere kralı VIII. Henry, Fransa Kralı I. François, İmparator V. Karl üçlüsü zamanında sınırlar konusunda büyük bir titizlik gösterilmiş, bu kurallardan herhangi biri zorla tek karış toprak almaya yeltense öteki kişi birleşerek hemen bir güç dengesi kurmuş, gerekirse savaşı bile göze alıp, ağır koşullara malolacak bir barışa hiçbir zaman yanaşmamışlardı. Aynı durum, Napoli Kralı Ferdinand, Floransa Dukası Lorenzius Medicis, Milano Dukası Lodovicus Sforza arasındaki, Guicciardini'ye10 göre İtalya'nın güvenliğini sağlamış olan, antlaşmada da göze çarpar. Kimi skolastikçi düşünürlerin, uğranmış bir zarar ya da bir kışkırtma durumu olmasa bile, sürekli bir tehlikeden duyulan haklı korkunun bir savaş açmaya yetecek geçerli neden olduğu su götürmez bir gerçektir.

Hükümdarların karılarına gelince, bu konuda anılacak birtakım acı örnekler vardır. Livia,11 kocasını zehirlediği için dillere düşmüştür; Sultan Süleyman'ın karısı Hürrem Sultan o ünlü şehzade Mustafa'yı ortadan kaldırdıktan başka hanedanı da, tahtın geleceğini de altüst etmiştir; İngiltere Kralı II. Edward'ın kraliçesi,12 kocasının tahttan indirilmesinde de öldürülmesinde de en önemli etken olmuştur. Bu tür tehlikeler çoğunlukla, kadınların kendi oğullarını yükseltmek istedikleri ya da kötü yol tuttukları durumlarda başgösterebilir.

Hükümdar çocuklarının yol açtığı tehlikeler de sayısız acıklı olayla sonuçlanmış, genellikle babaların oğullarından kuşkulanmaları her zaman uğursuzluk getirmiştir. Yukarıda adı anılan şehzade Mustafa'nın öldürülmesi Süleyman'ın soyu için çok uğursuz sonuçlar doğurmuş, Süleyman'dan bu yana tahta çıkanların yabancı kandan gelme, haksız yere başa geçmiş kimseler olduğu yolunda kuşkular yaratmıştır; çünkü II. Selim'in, babasının öz çocuğu olmadığı ileri sürülür. Konstantinus'un Crispus13 gibi uysal bir genç prensi öldürtmesi kendi soyu için aynı uğursuzluklara yol açtı, oğulları Konstantinus da Konstans da korkunç bir biçimde öldüler, öteki oğlu Konstantius'un ise sonu bunlardan daha iyi olmadı, hastalanarak eceliyle öldü gerçi, ama Julianus kendisine karşı silahlı bir ayaklanmaya geçtikten sonra. Makedonya Kralı II. Philip'in oğlu Demetrius'un14 öldürülmesi de karşılıksız kalmadı, Philip ettiği işe yanarak, oğlunun acısı içinde öldü. Bu örnekler çoğaltılabilir. Ama böyle bir güvensizliğin babaya uğur getirdiği pek az görülmüş, ya da hiç görülmemiştir; ancak oğullar, I. Selim'in babası Bayazıd'a karşı, İngiltere Kralı II. Henry'nin15 üç oğlunun da babalarına karşı giriştikleri türden silahlı bir ayaklanmaya girişmişlerse iş değişir.

Yüksek din adamlarına gelince, çok güçlü, gururlu oldukları durumlarda bunlardan da tehlike gelebilir: tıpkı Canterbury başpiskoposları Anselmus16 ile Thomas Beckett'in17 ellerinde asaları ile nerdeyse kralın kılıcına karşı koymaya kalkışmaları gibi. Oysa karşı koydukları krallar da William Rufus, I. Henry, II. Henry gibi yiğit, yüce krallardı. Ama böyle bir tehlike ancak, yüksek din adamlarının yabancı bir güç kaynağından destek gördükleri, kralın ya da kilise büyüklerinin buyruğuyla atanmayıp da halk oyuyla seçilip görevlendirildikleri durumlarda başgösterebilir.

İleri gelen soylu kişilere gelince, bunları uzakta tutmak hiç de yanlış olmaz, ama bunları baskı altında tutmak, krala kesin bir egemenlik sağlamakla birlikte onun güvenliğini, her istediği işi yapabilme yeteneğini azaltıyor. Bunu İngiltere Kralı VII. Henry üstüne yazdığım tarihte belirtmiştim. VII. Henry, soylu kişilere baskı yaptı, bu yüzden de birçok güçlükler, karışıklıklar başgösterdi, çünkü soylu tabaka kendisine bağlı kalmakla birlikte, yaptığı hiçbir işte ona yardımcı olmadı, sonunda her işi gerçekte kendisi yapmak zorunda kaldı.

Kibar takımına gelince, dağınık bir tabaka oldukları için bunlardan pek tehlike gelmez. Arasıra yüksekten atarak konuşurlar ama bunun bir zararı dokunmaz. Ayrıca, ileri gelen soylu kişilerin aşırı yükselmelerini önlemek için bunlar bir denge öğesi olarak işe yarar, halka da daha yakın olduklarından, halktan gelen kargaşalıkları en iyi bunlar yatıştırır.

Tüccarlar, tıpkı insan gövdesindeki toplardamarlara benzerler. Bunların işi iyi gitmezse, ülke, bütün üyeleri sağlam ama damarlarındaki kanı kurumuş bir gövdeye döner. Bunların vergilerini, yükümlerini arttırmak bir krala pek az yararı dokunacak bir şeydir, çünkü bu yolla sağlanacak kazanç, yitirilecek olanlar yanında önemsiz kalır, birtakım vergiler artar, ama alımsatım bütünüyle azalır.

Halk kitlelerinden gelecek tehlike, başlarında yetenekli büyük önderler bulunmadıkça, dinlerine, törelerine, geçim yollarına dokunulmadıkça pek azdır.

Askerlere gelince, bunların bir yere kümelenmiş bütün bir kitle, bahşişe alışmış bir topluluk olarak bulunduğu ülkeler tehlikededir. Yeniçerilerle Roma'nın Praetorien'leri buna örnektir. Ama eğitilir, değişik komutanlar buyruğunda değişik yerlerde görevlendirilir, bahşiş de almazlarsa, hem savunma hem güvenlik yönünden yararlıdırlar.

Krallar, etkileriyle iyi ya da kötü günlere yol açan yıldızları andırırlar. Çok saygı görürler ama rahat nedir bilmezler. Krallara verilebilecek bütün öğütleri şu iki uyarı özetler: "Memento quod es homo,"18 bir de "Memento quod es Deus," ya da "vice Dei"19. Birincisi kralların gücünü, ikincisi de istemlerini dizginler.

Notlar

1 Kutsal Kitap, Süleymanın Meselleri, XXV, 3.

2 İ.S. 54-68 yılları arasında Roma imparatorluğu yapmış olan Neron'un zorbalığı dillere destandır. Güzel sanatlara büyük bir tutkusu vardı Neron'un. Güzel harp çaldığı, ateşe verdiği Roma'nın yanışını harp çalarak seyrettiği söylenir. Uyruklarının, zorbalığına karşı ayaklanmasıyla, kendi canına kıymış, son sözü "Ne büyük bir sanatçı ölüyor," olmuştu.

3 Domitianus İ.S. 81-96 yılları arasında Roma imparatoruydu. Vespasianus'un oğludur. Çok zorba bir yönetim kurmuştur. Öldürmeyi tasarladığı iki subay, onu öldürmüştür.

4 İ.S. 180-192 yıllarında imparatorluk yapmış Commodus da Marcus Aurelius'un oğluydu. En kanlı imparatorlardan biri olan Commodus gladyatörlüğe çok hevesliydi. Roma'nın Herkülü diye ünlenmek isterdi. Karısı onu zehirlemiş, zehirin etkisi yetmeyince gladyatörlere öldürtmüştü.

5 Septimus Severus'un oğlu Caracalla İ.S. 211-217 yıllarında Roma imparatoruydu. Çok zorba olduğu, kardeşi Geta'yı anasının kolları arasında öldürdüğü söylenir. Sirkleri, dövüşleri çok sevdiği için kendisi de gösterilere katılırdı. Avlanmayı, araba sürmeyi severdi.

6 Diocletianus, yirmi bir yıl başarılı bir Roma imparatoru olmuş, İ.S. 305 yılında tahttan çekilmiş, son yıllarını Dalmaçya'da Salona adlı yerde toprağı işleyerek geçirmişti.

7 İspanya Kralı imparator V. Karl da 1556 yılında tacını tahtını bırakarak San Juste manastırına çekilmiş, yalnızlık içinde 1558'de ölmüştü.

8 Tyana'lı Apollonius, birinci yüzyılda yaşamış Pythagoras'çı bir filozof. Her şeyden elini eteğini çekerek yaşamış, kendini bilgeliğe, mucizeler yaratmaya vermişti. Buradaki alıntı Philostratos'un onun yaşamöyküsünü anlatan Tyana'lı Apolonius yapıtındandır. (V, 28).

9 "Kralların istekleri çoğunlukla hem güçlü hem birbiriyle çelişiktir." Alıntı gerçekte Tacitus'tan değil Sallustius'tandır: Jugurtha, 113.

10 Francesco Guicciardini (1482-1540), Floransa'da doğmuş ünlü bir İtalyan tarihçisi. Storia d'ltalia adlı ünlü yapıtı ölümünden yirmi yıl sonra çıkmıştı.

11 Livia'nın, kocası imparator Augustus'u, oğlu Tiberius'un tahta çıkabilmesi için zehirlemiş olduğu söylenir.

12 Kraliçe Isabella of Anjou, Fransa Kralı IV. Philippe'in kızıydı. 1325'te dostu Roger Mortimer ile birlikte Fransa'ya kaçtı. Ertesi yıl İngiltere'ye dönerek kocası II. Edward'ın tahttan düşürülmesi, sonra da öldürülmesi için hazırlanan tuzaklara önayak oldu.

13 Konstantin'in, karısı Fausta'nın birinci evliliğinden olma oğlu Crispus, annesinin gammazlaması yüzünden, İmparator'un buyruğuyla korkunç bir biçimde öldürülmüştü. Ama çok kısa bir süre sonra, aynı sonuç Fausta'nın kendisini de bekliyordu.

14 Demetrius, Makedonya Kralı II. Philip'in oğluydu. Kardeşi, Demetrius'un babasını tahttan düşürmeye hazırlandığı yolunda bir söylenti çıkarmış, bunun üzerine Philip'in buyruğuyla İ.Ö. 179'da öldürülmüştü.

15 II. Henry 1189'da Fransa'da hastalanarak ölmüş, sonra oğulları Richard (Aslan Yürekli), Henry, John arasında taht kavgası patlak vermişti.

16 Anselmus, II. William ile I. Henry zamanında Canterbury başpiskoposuydu. Değerli bir din bilginiydi, ama Kilise'nin hakları için diretmesi, iki kralla da arasını açmıştı.

17 Thomas Beckett, Canterbury başpiskoposu olarak Anselmus'un yolunu izlemiş, başlangıçta çok iyi arkadaşı olan II. Henry ile arası açılmış, 1170'te kralcı dört şövalye onu kendi katedralinde öldürmüşlerdi.

18 "Bir insan olduğunu unutma."

19 "Bir Tanrı" ya da "Tanrının vekili olduğunu unutma."

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP