PLATON ve HOBBES' da "OTORİTER DEVLET' in GEREKÇELERİ - 1

Ayhan Bıçak

Devlet, yapısı gereği, otoritedir; ve otoritesini merkezi bir tarzda kullanmak eğilimindedir. Devlet, teşkilatlanmanın en üst ve en geniş kapsamlı olması nedeniyle, alt teşkilatları ve üyesi bulunan tüm insanları yönetme sorumluluğunu da üstlenmiştir. Sorumluluk alanının genişliği ve insanların idare edilmede çıkardıkları sorunlar, devleti katı bir yapı oluşturmaya itmiştir. Katılaşmayı belirleyen unsur olarak, daha iyi hizmet gösterilmiştir.

Hizmet, hem devletin amacı olmuş, hem de halk tarafından otoritenin benimsenmesini sağlayan ilke olmuştur.

Teşkilatlanmanın getirdiği yapı içinde belirleyici unsur düzendir. Düzen, insan olmanın temel şartları arasında yeralmıştır. Çünkü düzen, insan zihninin çalışma sürecinde belirleyici unsurdur. Dolayısıyla insana, insan olma özelliklerini kazandıran kültürün, oluşup gelişmesi düzenle gerçekleşmiştir. En küçük sosyal birim olan aileden başlayıp, genişleyerek ve derinleşerek büyüyen, toplumsal teşkilatlanmaların taşıyıcı ilkesi, düzen olmuştur. Devlet de bu ilke çerçevesinde görevlerini yerine getirmektedir.

Düzen, belli kurallar getirmektedir; kurallara uymak, düzenin sürmesi için kaçınılmazdır. Ancak, Kant' ın dediği gibi, düzeni oluşturacak yasaları koyanlar, kendilerini yasaların üstünde görme eğiliminden dolayı, yasaya uymaz, yasanın yetersiz kalmasına ve değişmesine neden olurlar. (Bkz. Kant, 6. önerme) Yasa koyucusunun, kendisinin bile yasaya uymaması durumu, toplumdaki çok sayıdaki başka insanlar tarafından da benimsendiğinde kargaşa başlamış olur. Bu durum, insandaki daha temel duygu olan antagonizmayla (toplumda yaşama duygusuyla, özgür olmak isteğiyle topluma başkaldırma ve toplumdan kaçma duygusu arasında yaşanan çatışma) (Bkz. Kant, 7. önerme) süreklilik kazanır.

Devlet, bir yandan insanların kendiliğinden oluşan düzenini sağlarken, diğer yandan, düzenin sürekli olması için gerekli tedbir ve kurumları geliştirmekle yükümlü olmuştur. Devletin birinci dereceden görevleri arasında toplumun geleceğini garanti altına almak vardır. Toplum ve değerleri tarihi bir yapıya sahiptir.

Tarihiliğindeki bir önemli özellik de geleceğe yönelik yaşamasıdır. Toplumunun geleceğinin en önemli göstergesi devletleşmedir. Devletleşme olmadan, toplumlarda gelecek bilinci gelişememiştir. Devletleşmeyle birlikte, uzun vadeli planlar, projeler geliştirilmiştir. Devlet, yakın ya da uzak gelecekte karşılaşabileceği her türlü sorunu önceden görebilme ve gerekli hazırlıkları yapmakla da görevlidir. Toplumun tüm sorunlarını kavrama ve çözebilme çabasıyla birlikte geleceğe yönelik hazırlıklar yapabilme, devlet adamının vardığı bilinç seviyesini göstermesi açısından önemlidir.

Devlet, hem toplumdaki düzeni sağlayacak mekanizmaları geliştirecek yasa ve teşkilatlanma kurmalı, hem de temel görevleri olan, güvenlik ve adaleti sağlamalıdır. Yüklendiği görevleri yerine getirebilme şartlarına göre devlet kendini yapılandırmalıdir. Öyle bir yapı kurulmalı ki. hem düzen sarsıntı geçirmeden ya da yıkılmadan çok uzun süreler devam edebilsin yahut ezeli ve ebedilik duygusu versin, hem de konulan amaçlar doğrultusunda yol alsın. Güvenlik ve adaleti gerçekleştirme çabasının, siyasetin temel dayanağı olduğunu, birçok filozof ileri sürmüştür.

Platon ve Hobbes. toplumun temel ihtiyaçlarını karşılamak ve yıkıcı sarsıntılardan uzak tutmak için devlet modelleri geliştirmiş iki filozoftur. Adı geçen filozoflar, devletin temel görevinin ahlak ve adalet düzenlerini sağlamak olduğu düşüncesinden hareketle çalışmalar yapmışlardır. Her iki filozofun konuya yaklaşımları Devlet ve Leviathan kitapları gözönünde bulundurularak değerlendirilecektir.

Platon

Platon Devlet kitabında, geliştirdiği devlet modelini doğruluk ve adalet sorunundan kalkarak oluşturmuştur. Bilgi ahlâk ilişkisini bilen ve yaşayan filozofların devletin başına gelmesini öneren bir modeldir. Filozoflar tarafından yönetilecek devlet, ideal yönetim olarak kabul ettiği Tanrı yönelimine de uygun düşmektedir.

Platon' a göre geçmişte Tanrıların yönettiği devletlerde, insanlar altın çağlarını yaşamıştır. Tanrılar yönetimi bırakınca, çöküş başlamış ve devam etmektedir. (Bkz. Devlet Adamı, 269d - 272b) Çöküşten kurtulmanın yolu, Tanrıya en çok yaklaşanlar olan filozofların yönetimi ele almalarıdır.

Devlet kitabı, doğruluk üzerine başlayan tartışmanın derinleştirip, genişletilmesiyle oluşturulmuştur. Doğruluk, yönetenin işine gelendir: ya da doğruluk güçlünün işine gelendir. (339a) şeklinde tanımlanması. Platon' u yeni bir devlet modeli geliştirmeye götürmüştür. Bu türden anlayışın yaygınlaşarak benimsenmesi, toplumu anarşiye, dolayısıyla yok olmaya götürebileceğini Platon görmüştür. Anarşiyle birlikte devlet de otoritesini kaybedip, toplumda ilk kaybolanlar arasına girer. Bunun bilincinde olan Platon, devleti sağlam ayaklar üzerine oturtmak için, büyük çaba harcamıştır.

Platon' un çıkış noktası şu olmuştur: doğruluk türünden bir değer varsa, bireyde olduğu kadar, toplumda da olması gerekir. Ayrıca, bireyde görülmesi zorken, bireyden çok daha büyük olan toplumda, doğruluk, daha büyük ölçülerde görülebilir. (368c-369a) Doğruluk, bireysel nitelik göstermekle birlikte, toplumdaki düzenin temsicilerinden biri olması nedeniyle devleti de çok yakından ilgilendirmektedir. Devlet, toplumdaki düzeni sağlayabilmek için, temel değerlerden biri olan doğruluğu, herkesin kabul edeceği bir ilkeye oturtmak durumundadır. Platon, toplumsal düzenin temeli olan ahlâki doğruluğu, insanın amacı olan mutluluğa erişmek için esas yol kabul etmiştir. Doğruluk, siyasi alanda, adalet kavramına dönüşmüş ve bu kavram çerçevesinde, devletin de temeline yerleştirilmiştir. Platon' un adaleti en iyi devletin çıkarına gelendir; anlamında kullandığı düşünülse de (Bkz. Popper, 96), devletin görevlerinin başında, toplumun tümünün mutlu kılınmasının geldiği açıktır. Toplum üyeleri, konumları ne olursa olsun, mutluluktan pay alarak yaşadıkları sürece, devlet adaleti sağlamış olur.

Platon' a göre toplum, insanların kendi başlarına yetersiz kalışları ve birbirlerine ihtiyaç duymaları nedeniyle biraraya gelişlerinden oluşmuştur. (369c) Temel ihtiyaçların, öncelikle, giderilmesi esastır. Ancak, toplum büyüdükçe, ürettikleri yetmez olup, komşu toplumlara saldırma durumuna gelinmiştir. Karşılıklı mal yığma hırsı da buna eklenince savaş ortaya çıkmıştır. (373e) Savaşla birlikte askerlik bir kurum olarak toplumdaki yerini almıştır. Toplumun bir bütün olarak teşkilatlanmış hali en üstte bir idareciye ihtiyacı da birlikte getirmiştir. Platon,un yöneticileri, tartışmasız, devlet kurmasını ve yönetim işini en iyi bilenler (412c) ve doğruluktan yana (413a) olanlar olarak görmek eğilimindedir. Toplumun oluşumunu da sağlayan iş bölümü, öylesine idealleştirilmiştir ki sorunların çözümü ve amaca varmanın yollarından biri sayılmıştır. İş bölümüne katı yaklaşım, kast sistemi gibi değmez bir sınıf sisteminin ortaya çıktığı izlenimi verilmiştir. Bu katı tutumun bir tür adaletsizlik olarak ortaya çıktığı iddia edilmiştir. (Bkz. Popper.97)

Toplumlaşma süreci devletleşmeyle birlikte tamamlanmıştır. Devletin nasıl yapılandırılacağı ve nasıl idare edileceği temel sorunu da bu noktada başlamaktadır. Bu sorunun çözümlenmesinde, devletin amacının belirlenmesi büyük rol oynamaktadır. Platon' a göre devlet, bir bütün olarak toplumla birlikte mutlu olmayı sağlamak için kurulmuştur. (420b). Bütün yurttaşlara mutluluk vermek devletin birinci dereceden görevidir. Bunu gerçekleştirmek için devleti kendine göre biçimlendirmeyi düşünmüştür. Özellikle koruyucuların yetiştirilmesi, görevlerinin belirlenmesi ve haklarının sınırlandırılmasında çok katı bir tutum izlemiştir. (374e, 416d-417b).

Platon' a göre devlet, bütünlüğünü korumak zorundadır. Bütünlük bozulmadığı sürece, büyümeye izin verilmeli, bütünlük bozulacaksa büyümemeli.(423b) Nasıl insan, kendi bedenindeki en ufak rahatsızlığı hissedip gerekli tedbirleri alıyorsa, devlette yurttaşlarının her birinin memnuniyetsizliğini gidermeli, sorunlarına canla başla koşmalıdır. (462de) Böylelikle hem toplum hem de devlet gözetim altında tutulmuş olur. Bütünlük içindeki devlette en önemli değerler, bilgelik, yiğitlik, ölçülülük ve doğruluk gibi (427c) ahlâki değerlerdir. Devlet bu değerleri toplumuna kazandırmak için çalışmalıdır. Sözü edilen değerler büyük ölçüde benimsenip hayata geçirildiğinde de amaç olan mutluluk da gerçekleşmiş olur.

Platon,un çizdiği devletin sorumluluklarını yerine getirebilmesi için, devleti yönetenlerin filozof olmaları gerekir. Çünkü hem bütünlüğü kavrayacak, hem toplumun sorunlarını adaletle çözebilecek, hem dürüst olacak, hem de geleceği görebilecek bir yapıya ancak filozof ulaşabilmektedir. Ayrıca filozof, baş olmaktan daha üstün değerlerin olduğunu bilir ve onları yaşarlar. Devlet yönetimine geldiklerinde de iyi yönetimin nasıl olduğunu gösterirler (520a-e). Devletin çürümesine neden olan, kısa vadeli, günlük ve bencilce çıkarların peşine koşamazlar. Onlar, altın zengini değil, akıl ve erdem zengini olduklarından (521a), sorumluluklarını üstlendikleri toplumunun huzuru için, uzun vadeli planlar geliştirmenin bilincindedirler.

Filozof olmak da kolay değildir. Devlet kitabında sergilenen eğitim sistemine göre, hangi yaşta ne öğretileceği belirlenmiş olan çocuk, doğduğu andan itibaren eğitime alınacaktır. Devleti yönetecek kadroların, koruyucular içinden seçileceğinden, onların eğitimine özel bir önem verilmiştir. Dinleyeceği müzik (377a) ve masalların (377c-379a) seçiminden başlayarak her türlü eğitimin nasıl yapılacağı kararı devlete bırakılmıştır. Koruyucu olma niteliği, beden eğitimine ağırlık verilmeşini gerektirmiştir. (403c-404e). Kırk yaşına kadar koruyucu kalacaklar ve bu yaşa kadar sürekli eğitileceklerdir.

Koruyucular hem savaşçı hem de filozof olması gerektiğinden (525b). hayatları boyunca, eğitimleri devam eder. Çünkü, filozofların uğraştığı bilimler, günlük menfaatlerin ötesinde, ruh gözünü açması, ışıklandırması, onu körleştiren bozan türlü kaygıları da silmektedir. Belli bir yaştan sonra, aldıkları eğitimin başında, düzen ve uyumu gösteren ve insanı gerçek varlığa götürecek aritmatik gelir. (523a- 525a) Aritmatik kadar geometri de, komutanların savaş yeteneklerini geliştirmesinde birinci dereceden rol oynaması (526c) yanında, geometriye, değişmeyenin bilgisi olarak, hakikata varmada, bilim sevgisinin geliştirilmesinde de önemli görevler yüklenmiştir. (527bc) Platon' a göre dialektik, akılla herşeyin özüne varmak, iyiyi, görünen ve kavranan dünyayı kavramanın yoludur. (532a) Bu nedenle öğretilmesi elzemdir. Kırk yaşına kadar eğitilen korucu, kırk ile elli yaşları arasında serbest bırakılır ve felsefeyle uğraşmasına izin verilir. Elli yaşında eğitimini tamamladıktan sonra, filozof olmak ve devleti yönetme hakkına kavuşur (540a).

Platon' un kurmağa çalıştığı devletin temel niteliği, iyi eğitimdir. Çünkü kötülüğün kasnağı bilgisizliktir. Elli yaşına kadar eğitimini sürdüren kişi hakikati öğrenir. Bunu toplumla paylaşmak için, devletin başına geçer. Hakikati, özü bildiği için taklit ve kopyalardan, çıkarlardan uzak durur; devleti amaç olarak koyduğu mutluluk şartlarına göre yönetir. Bu işi kolay yapabileceği kanaatindedir; çünkü çıkabilecek engelleri, insanların eğilimlerini, ve olumsuz eğilimlerin düzeltilmesini, gayelerini bilmesi onun işlerini kolaylaştırıcı niteliklerdir.

Yine de bunun o kadar kolay olmadığım belirtmiştir. Kolay olmama nedeni, devleti destekleyen eğitim sisteminin ve kurumların tasvir edildiği gibi olmayışıdır. Filozof, rastlantı sonucu, devletin başına geçse de, çok çabuk bozulabilir. Çünkü, filozofların sahip olduğu, doğruluk, bilgelik, ölçülülük aile ve devlete bağlılık gibi değerler, yaşamlarını sürdürecek toplum ve devlet ortamına sahip olmadıklarından, bunlara sahip olma çabasında olanların da çok çabucak bozulacağını Platon görmüştür. Dahası, iyi yaratılışlılar kendilerine uygun ortamlarda yetişip, beslenmezlerse, ortalama yaratılışlılardan daha tehlikeli olma (491a-492a) riskini de birlikte getirmektedirler. İyi yaratılışlılar, kötünün iyiye vereceği zarardan daha çok zarar vereceğine ileri sürülmüştür.

Platon' a göre halk filozof olamaz ve filozofları da beğenmez: ayrıca, halkın hoşuna gitmek isteyenler de filozofları sevmezler. Filozof yaratılışlılar, hem akıl hem de beden becerilerini ortaya koyduklarında, çevresindekiler bundan faydalanmak isterler. Zengin, soylu, yakışıklıysa, çevrenin abartılı övgüleriyle kendini herkesi yönetecek baş olarak görmeye başlar. (494a-495b) Toplumsal yapı içinde filozof yaratılışlıların bile bozulması, durumun çıkmazlarından biridir.
1 | 2 | 3

facebook

twitter

İzleyiciler

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP