ZERDÜŞTÇÜLÜK, ZERDÜŞT VE HUKUK (AVESTA) - 1

Cahit CAN


I. BÖLÜM


1 — GENEL OLARAK ZERDÜŞTÇÜLÜK

Tarih içinde, uzun çağlar boyunca animizm (ruhçuluk), naturizm (tabiatçılık) ve totemizm (totemcilik) olarak nitelendirilen inanç sistemlerinin tesiri altında kalmış olan İranda Zerdüşt Dininin (Zoroastrisme) ne zaman ortaya çıktığı henüz kati olarak bilinmemektedir; çünkü herşeyden evvel dinin kurucusu olan Zerdüştün hangi tarihte yaşamış olduğu aydınlığa kavuşturulmuş değildir.

Ayrıca, çoğu kere Zerdüşt dinini ifade için kullanılan Mazdeizm'in, Zerdüştün doğumundan önce de var olup olmadığı konusu halen tartışılmaktadır. Bazılarınca Mazdeizm, Zerdüştçülükten önce var olan ve ondan sonra devam eden farklı bir sistemdir. Öte yandan Mezdek tarafından kurulan ve Mezdekçilik adı altında tanınmakta olan; aile ve mülkün, toplumun ortak malı olmasını isteyen Mezhep de Zerdüştîlikle karıştırılmaktadır.

Kendilerine Âri, yani soylu adını takmış olan Avrupalı, yani Baltık kıyılarından ve Güney Rusyadan kopup gelmiş muhacirlerin, Hindistana varmadan önce İranı istilâ etmiş olmaları vakıası bu civarda hâkim olan dini inançlarda büyük bir değişiklik meydana getirememiştir; Çünki âriler de ilkel dinlerden olan animizm ve

totemizmi, zaten İrana varmadan önce inanç sistemi olarak benimsemiş bulunuyorlardı. Bugün Zerdüştçülük hakkında, hatta bu dinden önceki ilkel dinler kadar bile sarih bir bilgiye sahip olamamamızın, tarihî bazı sebepleri vardır. Makedonyalı İskenderin İranı fethettikten sonra bahis konusu dinin bütün kutsal kitaplarını yaktırmış, bütün mabetlerini yıktırmış, hatta taş yazmaları bile kırdırmış olması ilk sebep olarak gösterilebilir. İkinci sebep olarak, İran'ın İslam Orduları tarafından fethini göstermek gerekir. Medayn yani Persopolis'in İslâm Orduları tarafından yağma edilmesi esnasında kutsal kitaplar da zarar görmüştür. İşte bütün bu felâketler, Zerdüşt dininin genellikle yanlış anlaşılmasına ve asıl din ile hiç ilgisi bulunmayan bazı örf ve inanç­ların Zerdüştçülüğe mal edilmesine sebep olmuştur.

Bu din adını, kurucusu olan Zerdüştten almaktadır. Kutsal kitabı Avestadır. Ancak Avestada Zerdüştlere Mezdisnan adı verilmektedir. Nitekim halen Hindistandaki Parsiler, kendilerine Mezdisnu demektedirler. Zerdüştçülüğün din tarihindeki önemi o zamana kadar hâkim olagelen tasavvurlara, çok önemli bir unsur
katmasındadır. Bu tasavvur, duyanın muayyen bir sonu olması, bir nevi kıyametin kopmasıdır.

Birazdan düalizm bahsinde görecek olduğumuz gibi, dünyaya hükmetmek için gece gündüz mücadele eden iyi prensip (Ahura Mazda, Ormuz) ile (Anıgra Mainyu, Ahriman) arasındaki gerginlik dünyanın sonuna kadar devam edecektir. Bu gibi tasavvurlar ile Zerdüşt (apokaliptik) yani, dünyanın son zamanlarına ait vahyler olan resullerin ilk örneğidir.


2 — ZERDÜŞTÇÜLÜKTE DÜALİZM


Zerdüştçülüğün, genel olarak iki tanrılı bir din olduğu kabul edilir. Tanrılardan biri, iyilik tanrısıdır ve bütün iyiliklerin kaynağıdır. Avestada, Ahura mazda (Ormazad, Ormuz) Yezdan ya da sadece Ahura isimleri altında kendisinden bahsolunur. Diğeri de bütün kötülüklerin kaynağı ve yöneticisidir; ki bu da metinlerde

Ahriman, Div, Drug, ya da Angra Mainyu şeklinde geçer. Ayrıca Ahura'nın yanında, onun yarattığı ve onun yardımcısı olan altı tanrı daha vardır. Bunlara Imşas Pendler (ebedi mukaddesler) denir. Bu mukabil Ahrimanında böyle altı yardımcısı vardır : Bunlara da Kamerikan denilir.

I — Düalizm iddiası yanlış bir isnatmıdır.

Genel olarak Zerdüştçülüğün, bir düalizm temeline oturduğu görüşü hâkim durumda bulunmakta ise de bazı müellifler bu görüşün hatalı olduğunu ileri sürmektedirler. Bunlardan Prof. Tahir Rezavi, bu inancın sonradan Zerdüştçülüğe girdiğini ve Zerdüştün esas öğretileri arasında bu tanrıların olmadığı görüşünü savunmakta ve en eski metinler olan Gatalardan, Ahura Mazda'nın herşeyin üstünde olduğunun açıkça anlaşıldığını, Gatalarda başka tanrı olmadığını, Zerdüştün özelikle eskilerin çok tanrılarından nefret ettiğini, Gatalarda gerek divlerin gerek imşas pendlerin, herhangi bir yaratıcılık vasıflarından bahsedilmediğini ve Ahuradan başka faal olmadığı hususlarını, iddiasına gerekçe olarak ele almaktadır.

Böylece Zerdüşt iyilik ile kötülüğün kaynağının ayrı olduğunu iddia ile kâinattaki ve insan fıtratındaki kötülükleri Ahura Mazdaya yakıştırmayarak, ondan uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Bu iki cevherin yani, iyilik ve kötülük cevherinin birbirine nisbeti yokluk ile varlık gibidir. İyilik cevheri karşısında şer cevheri izafidir. Bütün varlığın yaradanı Ahura Mazdadır. Ahura ne zaman ki herhangi iyi bir varlığı yarattı, onun yanında ona zıd olan şer kendiliğinden iyinin gölgesi olarak var oldu.

Bu iki cevher, dünyada gece ile gündüz gibi birbirine muvazi olarak çalışırlar, ebedi bir mücadele halindedirler; bu çekişme ancak kıyamette son bulacaktır. Ahura Mazdanın iyilerin tarafını tutması sonucunda bu mücadele iyinin üstünlüğü ile son bulacaktır. Christensen de Gatalardaki dinin tam olmamakla beraber tek tanrıcı olduğunu; Ehrimen, Kamerihan ve diğer Divlerin asla Ahura Mazdanın eşiti olmdığını, olsa olsa İmşas Pendlerin eşiti sayılabileceğini belirtmektedir. Prof. Rızazade Şafak da bu görüştedir.

Avesta ve Sanskrit dilleri bilgini Haug ise «Zerdüşt Peygamber Allahın tek ve yegâne olduğunu isbat ettikten sonra eski zamanlardan beri insanların ve bilginlerin zihnini kurcalayan ve büyük bir mesele olan (dünyada görülen bütün noksanlık ve kötülükleri yüce Allahın adalet ve merhametine nasıl yakıştırmak mümkün olur) fikrini, iki zıt kuvvet nazariyesini ortaya atarak izah etmiştir. Bu yüzden de bu iki varlık iyi ayrı cevher halinde anlaşılmıştır. Esasen Angra Mainyu imşas pendlerin zıddıdır. İmşas pendler Ahuranın eşidi zannedilince Ehriman da Ahuranın eşidi olmuştur. Gatalarda ve Yeştlerde imşas pendler melek rolündedirler. Bazı tanrı adları Gatalarda Ahura Mazdanm sıfatları olduğu halde sonradan derlenen Avesta bölümlerinde bu sıfatlar tanrı suretine bürünmüşlerdir» demektedir. Böylece Zerdüştte görülen ikicilik yani Ahura Mazda ile Angra Mainyu münasebeti diğer semavi dinlerdeki Allah - şeytan münasebeti gibi ele alınmaktadır.

3 — ZERDÜŞTÇÜLÜKTE ÖLÜM VE SONRASI

Zerdüşt dinine göre her insan, ölümünden sonra bir muhakemeye tabi tutulacaktır. Bu umumi muhakeme yanında her insan ölümünden sonra Çinvat köprüsünden geçmek suretiyle hususi bir imtihana maruz kalacaktır. İyiler; yani hayatlarında daima Ahura Mazdanın tarafında mücadele edenler öbür dünyaya zahmet çekmeden vâsıl olacaklar; kötüler ise «dugların evlerinde» yani yalan cinlerinin bulundukları yerde haset ve hasretle yaşamak zorunda kalacaklardır.

Zerdüştî telâkkilerine göre ölüm anından sonra üç gün ve üç gece ruh bedenin yanında, geçmiş fiillerinin durumuna göre (sıkıntı) ya da sevinç içinde bekler. Dördüncü günün sabahı, yine yaşanmış olan hayatın şekline parelel olarak iyi ya da kötü kokulu bir rüzgâr ruhu önüne katarak, çok güzel bir genç kıza ya da çok çirkin bir ihtiyarla karşılaştırmak üzere önüne katar. Bu çirkin ya da güzel rehber, ruhu iyi ve kötü fiillerin karşılaştırılarak muhasebesinin yapılacağı köprünün yanına kadar götürür. Hüküm verildikten sonra ruh, cehennemin üzerinde bulunan bu köpüden geçmek zorundadır. Köprü iyi ruh için üzerinde yürüdükçe genişleyen bir yol gibidir. Kötü ruh için ise incele incele bir ustura keskinliğini alır ve ruhun cehenneme düşmesine sebep oulr. Çinvat köprüsünden geçen günahkârların Duzeh denilen cehenneme düşmesine mukabil, iyi ameli olanlar ise Bihişt denilen cennete düşerler.

Zerdüşt felsefesine göre, ölüm kötülük nişanesi ve şeytan işidir; ölümle ruh bedeni terketmektedir. Ancak buna rağmen Zerdüştîler ölümden korkmazlar, ve hatta ölümü severler; çünki onlara göre dünya; meşakkatlerin, kötü fiillerin yeridir, zira Ehrimen sanatını orada icra eder. Ölmek ise dünya kötülüklerinden sıyrılmak ve mücadelenin son bulmasıdır; kısaca Ahuranın bir mükâfat ve inayetidir. Ölümden sonra asıl hayat başlıyacaktır. Elbetteki ölümden sonraki güzel hayat yukarıda bahsetmiş olduğumuz imtihanı başarı ile atlatmış olanlar için bahis konusudur.

Ahura Mazda'ya göre ateşi, toprağı ve suyu bir cesedin teması ile kirletmek günahtır. Bunun için ölümden sonra cesedin-sessizlik kuleleri - adı verilen yüksekçe yerlerde köpeklerle, akbabalara terkedilmesi gerekir.

Zerdüşt dininin bir başka mezhebine göre de, bir insan ölünce, ölünün etleri kemiklerinden sıyrılır ve kemikler ayrı bir kaba konurdu. İlim dilinde bu kaba ossuarium denilmektedir. Yalnız burada şu husus belirtilmelidir ki, bu gibi adetler büyük bir ihtimalle daha sonradan ve bilhassa Medyalı Muğlar (din adamları) tarafından Zerdüşt dinine mal edilmiştir. Çünki bu Muğlar kendilerinin özel adetlerine Perslerin itaat etmemesine ve ölülerini toprağa gömmelerine çok kızmakta idiler. Nitekim en koyu Zerdüştçüler olan Ahameniş şahlarının hepsinin mezarları vardır. Zerdüşt dininin çok sağlam ahlâk kurallarına dayanıyor olması, ölüleri gömmeme adetinin dine sonradan ithal edilmiş olabileceği fikrini teyit eder mahiyettedir.

4 — ZERDÜŞTÇÜLÜKTE İBÂDET-ÂYİN-MERASİMLER

1— Ateş ve Ateşgedeler

Ateşin; Zerdüşt tarafından, tapılması gereken bir ilâh olarak gösterildiği kanısı yanlıştır. Zerdüşte göre ateş sadece Ahuru Mazda'nın bir sembolü idi.

Ayrıca evrensel dinlerin hemen hepsinde ateşe özel yer tanınmaktadır. Örneğin Yahudilerde, ateş de kurban sayılırdı. Ne varki Zerdüştîler ateşin taşıdığı ilâhi Şa'şayı yüceltmiş, ve büyük hürmet göstermişlerdir. Zerdüştînin, namaz kılarken kıblesi ateştir. Günde beş vakit namaz, bu kıbleye yönelerek kılınır. Ancak ateşe

tapma, herşeye rağmen bahis konusu değildir. Temizleyici bir unsur olarak kabul edildiğinden Yasnalarda ateşin faydalarından bahsolunmakta ve ateş övülmektedir.

Zerdüştî ateşgedeleri de bu sebeple Ahuza Mazdaya saygı göstermek için inşa edilmişlerdir. Ateşgedeler türlü devirlere göre değişik şekiller almakla beraber bunların hepsinde, içinde ateşin yandığı ateşdan denilen aletler vardır. Ateşban denilen ateş yakıcıları ise ağız ve burunlarını bağlıyarak nefesleriyle kutsal ateşi kirletmemeye çalışırlar. Ateşin yandığı yer daima mabedin ortasında bulunur, ve ateş orada devamlı yanar.

Ateşgede dışında bir yerde ateş yakılacak olursa belli bir merasimin yapılması şarttır. Herhangi bir sebeple ateşe üflemek son derece günah ve derhal öldürülmeyi gerektirecek kadar ağır bir suçtur. Ateş ve güneş, horoz ve cennet kuşu ile sembolize edilirler.

1 | 2 | 3

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP