ZERDÜŞTÇÜLÜK, ZERDÜŞT VE HUKUK (AVESTA) - 2

II — Zerdüştîlikte namaz

Daha önce belirttiğimiz gibi Zerdüştîlikte de günde beş defa namaz kılınır. Sabah namazının Zerdüştlükte özel bir yeri olduğundan ve sabah namazına da insanları horoz kaldırdığından bu hayvan kutsal kabul olunur. Zerdüştîlerde asıl kıble güneştir. Gü­neş olmadığı zaman da daha önce görmüş olduğumuz gibi ateşe yönelinir. Önceleri ibadet açıkda yapılırken daha sonra ateşgede yap­ma usulü yerleşmiştir. İbadetin ferdi ya da toplu halde yapılma­sı mümkündür. Toplu haldeki ibadetleri mubitler yönetir. Zer­düşt rahipleri üç sınıftır : Bunlar sırasıyla Herbit, Mubit, ve Des­tur Mubit adını alırlar.

III — Zerdüştîlikte kurban

Mazdeizmin gelişmesinden önce İranda yığın halinde hayvan kesme suretiyle ömrün uzatılabileceğine dair bir inanç vardı. Zer­düşt bu inancı ortadan kaldırmak için çok mücadele etmiştir. Zerdüştün bu çabasının nedenini hayvanları koruma arzusunda oldu­ğu kadar, sosyal görüş açısının genişliğinde de aramak gerekir. Ni­tekim bu toplu hayvan imhasının toplumun ekonomik gücüne olan menfi tesirlerini görmemek imkânsızdır. Toplumun fertlerinden büyük bir kısmının yiyecek et bulamazken, diğer bir kısmının da ömür uzatma ümidiyle toplu hayvan kesimini benimsemesi Zerdüştün sosyal adalet anlayışıyla bağdaşamıyordu; Bu sebeple kan­lı, hayvan katliamları Gatalarda menedilmektedir. Ayrıca Yahudilerde olduğu gibi Zerdüştilikte de ateş yakmak kurban sayıl­maktadır.

IV — Evlenme

Mazdeizmin evlilik konusunda ortaya koyduğu zannedilen kai­deler son derece yanlış anlaşılmakta ve Mazdeizmden önce îranda yürürlükte olan evlenme ile ilgili kaideler bu dine mal edilmekte­dir. O kadar ki meselâ; Londra Üniversitesi Profesörlerinden Denis Saurat, meslekdaşlarının büyük çoğunluğu gibi mazdeizmin, ana, bacı ve evlâtla evlenmeyi teşvik ettiğini yazabilmektedir. Oy­sa Zerdüştilik en fazla amca kızı ile evlenmeyi kabul eder.

İranda, mazdeizm yerleşmeden önce, yakın akrabalarla, hat­ta derecesi yukarda belirttiğimiz ölçüde de olsa evlenmeye cevaz vardı. Ancak Zerdüşt bu kötü adetleri asla kabul etmiyerek bun­larla devamlı olarak mücadele etti.

Eski İranda evlenme konusundaki bu kötü adetlerin dışında buna paralel diğer garip âdetler de vardır. Meselâ evlenmenin di­ni şeklî şartlarının yerine getirilmiş sayılması için muğlardan fet­va almak yani gelinin önce muğ ile yatması gerekir. Bu saf­hadan sonradır ki kadın kocasına teslim olunurdu.

Zerdüştün bütün bu adatlerle çok sıkı mücadele etmesine ve «size kitap bırakdım, sizi şuurluluğa davet ediyorum. Kızınız, ana­nız, bacınız size haram kılındı»  demiş olmasına rağmen or­taya koyduğu dini bu gibi kusurlarla malûl göstermek bilgisizlik değilse eğer, kasıt eseri sayılmak gerekir.

Ayrıca Sasaniler zamanında Mazdek adında birisinin; insanların bütün mallara ve kadınlara ortak olması gerektiğini ileri sürdüğü­nü görmüştük. Bu şahsa göre suya, ışığa ortak olunduğu gibi herşeye ortak olunmalıdır, evlenme akti kaldırılmalıdır. Nuşi Revan zamanında Mazdek, taraftarlarıyla birlikte isyan etmiş ve bunla­rı Mazdekle birlikte öldürülmüşse de, ileri sürdüğü fikirler âdet olarak muayyen bir bölgede yaşamağa devam etmiştir.

Özetleyecek olursak, îranda yerleşmiş bulunan ve Mazdeizmle hiçbir ilgisi bulunmayan bir çok kötü âdet bilerek ya da bilme­yerek zoroastrizme mal edilmiştir. Bu konuda söylenenlerin yan­lış olduğunu, halen toplu halde yaşamakta olan Zerdüştîlerin ha­yat ve evlenme tarzlarını inceleyerek doğrulamak herzaman müm­kündür.


II. BOLUM 


1 — ZERDÜŞTÜN HAYATI 

Zerdüştün, yaşamış olup olmadığı hususu henüz kati olarak halledilebilmiş bir mesele değildir. Müelliflerin bir kısmı onun hiçbir zaman yaşamamış olduğunu, Zerdüşt hakkında söylenenle­rin efsane olmaktan öteye gidemiyeceğini iddia ederken diğer bir kısmı da Zerdüştün yaşamış olduğunu ileri sürmekte, ancak bu ikinciler de onun yaşamış olduğu tarih üzerinde görüş birliğine va­ramamaktadırlar.

Zerdüştün yaşamış olduğunu ileri sürenlerden Nathan Söderblom «Avestadaki din kendiliğinden teşekkül etmemiştir, bir ku­rucudan çıkmadır. Avestadaki inançlar eski Asya dini ile, eski İran putataparlığı ile kıyaslanırsa, bu ıslahatın istenip gerçekleştirildi­ği ve ara yerde de bir yeni dinin kurulmuş olduğu açıkça görül­mektedir» demektedir.

Herşeye rağmen genel kanaat Zerdüştün yaşamış olduğu ve ya­şantısının M. Ö. 660-583 yılları arasına rastlamış olduğu merkezin­dedir. Başta Clemen, olmak üzere bazı müellifler de Asurlulara ait bir kitabedeki bir tek kelimeye dayanarak onun M. Ö. 1000 yılları civarında yaşamış olduğunu iddia etmektedirler.

Ancak daha önce belirtmiş olduğumuz gibi, Zerdüştün M. Ö. 660-583 yılları arasında yaşamış olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır denilebilir. Bununla beraber Zerdüştün nerede doğdu­ğu ve oturduğu hakkında kesin bir şey söylenememektedir. Bazı bilginler onun İranın Babilonyaya yakın kesiminde yaşa­dığını bir kısmı, onun, doğu İran'da doğduğu ve toplumsal faaliyetlerine orada giriştiğini, diğer bir kısmı da Zerdüştün Batı tran yani Azerbeycanda doğup yaşadığını ileri sürmektedirler. Daha sonra tekrar görecek olduğumuz gibi Gatalar adlı kitapda zerdüştün yaşadığı, ve doğduğu yer hakkında herhangi bir işa­ret ya da açıklama yoktur.

Zoroastre; Zerdüştün, Zarathustra olan asıl adının Yunanca şeklidir. Spitima (beyaz) ailesinin çocuklarından birisidir. Ustra; deve, Zarahustra ise deveye eziyet eden demektir. Zerdüşt kendisine verilmiş olan bu isimden hiç hoşlanmamış ve hayatı boyunca, bu ismin ifade ettiğinin aksini isbata çalışmış­tır. Elimizde Zerdüştün çocukluğu ve gençliğinin nasıl geç­tiğini anlamaya yarayacak kâfi vesika mevcut değildir, bu sebeple onu daha ziyade Zerdüştî rivayetlerden tanımağa çalışmak zorun­dayız.

Zerdüştün 7 yaşında, yetiştirilmek üzere bir hocaya verilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Küçüklüğünde çok isyankâr ve ha­şin odluğu bilinmektedir. Ancak onun bu davranışlarına, içinde yaşamakta olduğu cemiyetin batıl itikatları ve beraber olmak zo­runda buulnduğu insanların cehaleti sebep olmuştur. 15 ve 30 yaş­ları arasında ne yapmış olduğu hususu karanlıktır. Bu yıllar Isanın -18 sükût yıh-na benzetilebilir. Gerek Zerdüştün gerek İsanın bu yılları okumaya hasretmiş olmaları muhtemeldir. Zerdüşt daha küçük yaşlarından itibaren muhitinin bazı inanç ve adetleri ile mücadeleye başlamıştır. Bu konuyu «Zerdüştün ah­lâk anlayışı» kısmında göreceğiz.

2 — ZERDÜŞTÎ RİVAYETLERİNE GÖRE ZERDÜŞT 

Zerdüştî rivayetlerine göre zerdüşt beş oğullu bir ailenin ortan­ca oğludur, üç kere evlenmiştir ve karılarından üçü de kendisin­den çok yaşamışlardır.  Ayrıca gine bu geleneklere göre Zerdüştün anası on beş yaşın­da bir bakire iken, bir ışık huzmesinin ziyaretine uğrayarak hâmile kalmıştır. Babasının ismi Puruşaspa, anasının ismi ise Dughahovadır. Hem Zerdüştün bir babası olduğundan bahsedil­mesi, hem de anasının bakire iken bir ışık huzmesinden hâmile kal­mış olduğunun iddia edilmesi diğer konularda olduğu gibi bu ko­nuda da rivayetlerin muhtelif olduğunu ortaya koymaktadır.

Rivayetlere göre Zerdüşt 30 yaşında Peygamber olmuştur, ve yanına ümmetinden bir kısmını alarak Belh'e gitmiştir. Yolda kar­şılarına çıkan Gaitya nehrini Zerdüştün gösterdiği mucize ile yü­rüyerek geçmişlerdir. Daha sonra Avaital gölü civarında 45 gün­lük bir ibadetten sonra bir gece Miraca çıkmıştır. İşte bu nehrin kıyısmdadır ki, diğer dinlerin Cebrailini tekabül eden Vohumenah Zerdüştün yanına gelerek ona dünyadan el çekmesini öğütlemiştir. Zerdüşt Vohumenahtan sonra diğer bütün meleklerle de görüş­tükten sonra Ahura Mazdanın huzuruna çıkmıştır.  Ahura mazda ile yaptığı görüşmeden sonra Zerdüşt, dinini yaymak için vaizlarına başlamıştır. Bu vaızlar genel esasları bakımından şu dört nokta etrafında toplanmıştır :

a) Ahura Mazda'ya ibadet
b) Meleklere saygı
e) Şeytanlara lanet
d) En yakın ile evlenme

Bu en sonuncu hususun gerçeğe uymadığını ve asıl dinle ilgi­li olmayan bazı örf ve âdetlerin dine mal edilmesinin bu yanlışlı­ğa sebep olduğunu daha önce belirtmiştik.

Ahura Mazda ile yaptığı görüşmeden sonra elinde Avesta ile dönen Zerdüşt'e, batıl dinde olanlar eziyet etmek istemişlerse de Avestayı okuduğunda şeytanlar bile ondan aman dilemişlerdir. Zerdüşt yıllarca âriler içerisinde gezdikten sonra nihayet tekrar Belh'e dönmüştür. Bu sırada Belh'de Güştasb Şah hüküm sür­mektedir. Şah, Zerdüşt tarafından dine davet edilir. Güştasb, bu teklifi, kendi ruhanileri ile Zerdüşt'ü birlikte imtihan ettikten son­ra Zerdüşt'ün kazanması halinde kabul edeceğini bildirir. Zerdüşt bütün bilginleri yener. Ancak bu defa diğer bilginler Zerdüşt'ün si­hirbaz olduğunu ileri sürerek onu zindana attırırlar. Bu sırada şa­hın atı hastalanır ve memleketin bütün baytarlarının gayretlerine rağmen iyileşmez. Zerdüşt ileri süreceği bazı şartların kabulü halinde hayvanı iyileştireceğini Şah'a bildirir. Şartlar, Şahın oğlunun ve karısının Zerdüşt'ün getirdiği dini kabul etmesi ve Zerdüşt'e hi­le yapıp onu sihirbaz gibi gösteren ruhanilerin öldürülmesidir. Bu sırada Şah'ın babası ile kardeşi de şiddetli bir hastalığa yakalan­mışlardır. Zerdüşt Avestadan bir dua okuyarak bunları iyi eder. Kral Güştasb (Vistaspa) sözünü tutarak yeni dini kabul eder ve bu yeni din, böylece fütuhat sayesinde süratle yayılır.

3 — ZERDÜŞT'ÜN, AHLÂK VE TOPLUM ANLAYIŞI 

1— Ahlâk anlayışı 

Zerdüştîlik ahlâki vazifeyi üç kelimede özetler: Hamata (iyi düşünülsün), Hakhata (iyi söylensin), Hvarşta (iyi yapılsın). Bu ana üç prensip Zerdüştîler arasındaki itibarını bugüne kadar kay­betmemiştir ve hâlâ bir parola hükmündedir.

Zerdüşt'e göre dünyevi işler iki kısma ayrılır. Bunlardan biri­si alın yazısı ve ebedi takdir, diğeri ise insanın amel ve tedbirine bağlı fiilleridir. Bu ikisi biribirine sıksıkıya bağlıdırlar ve bir­birlerinden ayrılamazlar.

Zerdüşt'e göre dünyada bir iyilik ve bir de kötülük vardır; Za­ten bizatihi varlık, iyilik ve kötülük yani aydınlık ve karanlık de­mektir. Önceden görmüş olduğumuz gibi bu iki cevher yaradılış­tan dünyanın sonuna kadar birbirleriyle mücadele halindedirler. Ancak herşeye rağmen insanın bu mücadelede büyük bir rolü var dır. Hatta insan bu mücadele için yaratılmıştır denilebilir. Kısa­ca insan, aklı ile hareket ederek iyi ve kötüyü biribirinden ayırma­lı, sağlam bir mücadeleye girmeli ve böylece şeytan kuvvetlerini yani kötülük cevherini yenerek, kendi kaderine kendi fiilleriyle te­sir edebilmelidir.

1 | 2 | 3

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP