MONADOLOJİ - 4

76- Fakat bu, gerçeğin ancak yansı idi; onun için hükmettim ki hayvan hiçbir vakit tabiî olarak başlamıyorsa, tabiî olarak da bitmiyor; hem yalnız doğuş değil, tam yok olma da, kesin ölüm de asla olmıyacaktır. A posteriori olarak ileri sürülen ve deneyden çıkarılan bu düşünceler, yukarıda olduğu gibi apriori olarak çıkarılan ilkelerime uymaktadır.

77- Böylece denilebilir ki, yok edilemez olan, yalnız (yok edilemez bir evrenin aynası olan) ruh değil, aynı zamanda, makinesi çoğu zaman bir dereceye kadar mahvolmakla, örgeni biçimleri bırakıp almakla beraber hayvanın kendisidir.

78- Bu ilkeler, bana ruhla örgenli bedenin uygunluğunu veya birleşmesini tabiî olarak açıklamak imkânım verdi. Ruh kendi kanunlarına uyuyor, cisim de kendininkilere; bunlar bütün tözler arasında, öncel düzene uyarak birbirleriyle karşılaşıyorlar, çünkü bütün tözler aynı evrenin tasarımlandır.

79- Ruhlar ereksel nedenlerin kanunlarına göre, iştahlar, erekler, araçlarla etkide bulunurlar; cisimler etker nedenlerin yahut hareketlerin kanunlarına göre etkide bulunurlar. İki acun -etker nedenlerle ereksel nedenlerin acunu- birbiriyle düzen halindedir.

80- Descartes ruhların cisimlere kuvvet vermediklerini kabul etmiştir. Çünkü maddede her zaman aynı kuvvet niceliği vardır. Bununla beraber ruh cisimlerin yönlerini değiştirebilir zannında bulunmuştur. Çünkü onun zamanında hâlâ maddede aynı topyekûn yönün saklanması denilen tabiat kanunu bilinmiyordu. Bunun farkına varmış olsa idi benim öncel düzen sistemimi bulmuş olurdu.

81- Bu sisteme göre cisimler ruhlar yokmuş gibi ruhlar da cisimler hiç yokmuş gibi etkide bulunurlar, her ikisi de birbiri üzerinde etki yapıyormuş gibi hareket eder.

82- Tinler yahut akıllı ruhlara gelince biraz önce dediğimiz gibi (hayvan ile ruh ancak dünya ile başlar ve nasıl dünya bitmezse onlar da öyle bitmez) bütün canlıların ve hayvanların temelinde aynı şeyi bulmakla beraber, akıllı hayvanlarda şu özelik vardır ki bunların meni hayvancıklarının böyle kaldıkça yalnız alelâde yahut duysal ruhları vardır; seçilmiş olanlar insan tabiatına edimsel bir gebelik sayesinde ulaşınca, duysal ruhları akıl katma ve tinlerin imtiyazına yükselir.

83- Alelâde ruhlarla tinler arasında bulunan önce bir kısmına işaret ettiğim farklardan başka şu fark da vardır: Ruhlar genel olarak yaratıklar evreninin canlı aynaları yahut tasvirleridir; ama akıllı ruhlar üstelik Tanrının kendisinin tabiatı yaratanın biçimleridir. Her tin kendi alanında küçük bir Tanrı gibi olduğundan evren sistemini tanımağa ve mimari örnekleriyle o sistemi taklidetmeğe yetilidir.

84- İşte bundan dolayı tinler Tanrı ile bir çeşit topluluk kurmaya yetilidirler, Tanrı da onlar karşısında yalnız icadedenin kendi makinesi karşısındaki durumunda değil (Tanrı öteki yasalarla bu durumdadır)bir hükümdarın uyruklarına, hattâ bir babanın çocuklarına olan durumundadır.

85- Bundan şu sonuç çıkarılabilir: Bütün tinlerin toplanması Tanrının kentini yani en yetkin hükümdarın hükmü altında mümkün olan en yetkin devleti verecektir.

86- Tanrının bu kenti, gerçekten evrensel olan bu hükümdarlık, tabiî dünyanın içinde bir ahlâk dünyası, Tanrının eserleri arasında en yüksek, en tanrılık olanıdır ve Tanrının sanı gerçekte budur. Çünkü Tanrının büyüklüğünü ve iyiliğini tinler bilmemiş, ona hayran olmamış olsalardı, Tanrının sanı olmazdı; bilgeliği ve gücü her tarafta görüldüğü halde' iyiliği işte bu tanrılık kentte görülür.

87- Yukarıda, iki tabiî acun arasında, etker nedenlerle ereksel nedenlerin acunu arasında, tam bir düzen kurduğumuz gibi, burada da tabiatın madde acunu ile rahmetin ahlâk acunu arasında bir ikinci düzeni dikkate almalıyız.

88- Bu düzen, şeylerin doğrudan doğruya tabiat yoliyle rahmete götürmesine ve tinler idaresinin istediği anlarda, tabiat yollariyle meselâ bu kürenin yıkılmasına ve yapılmasına sebebolur: Bazılarının cezalandırılması, bazılarının da mükâfatlandırılması için.

89- Yine denilebilir ki, mimar olarak alınan Tanrı kanun verici Tanrıyı her şeyde memnun eder, böylece denilebilir ki tabiatın düzeni ile şeylerin mihanik yapısı gereğince günahlar cezalarını beraberce taşımak zorundadırlar; bunun gibi güzel eylemler -her ne kadar bu her zaman olmaz ve olmaması gerekirse de- cisimlere kıyasla mihanik yollarla mükâfatlarını elde ederler.

90- Sonra, bu yetkin idare altında mükâfatını görmiyen iyi, cezasını bulmıyan kötü bir eylem asla olmıyacaktır ve her şey, iyilerin yani bu büyük devlet içinde memnun olanların, vazifelerini gördükten sonra Tanrı kayrasına sığınanların ve sevilen şeyin mutluluğundan zevk aldırtan gerçek sâf aşkın tabiatına uyarak, Tanrının yetkinliklerini temaşaya dalarak, her türlü iyiyi yaradanı gereği gibi seven ve taklid edenlerin zorunlu olarak iyiliğine yarayacaktır.

Bilge ve erdemli insanları, kendi iradelerinden önce gelen Tanrı iradesine uygun görünür her şeyi yapmağa çalıştıran ve, bununla beraber Tanrının, tutarlı, kesin, gizli iradesinin edimsel olarak meydana koyduğu şeylerden onları memnun eden, işte budur; kabul etmeli ki: evrenin düzenini biraz anlıyabilseydik, onun, en bilge insanların istediklerini kat kat geçtiğini, onu olduğundan daha iyi kılmanın imkânı olmadığını görürdük. Fakat biz, bütün yaratana, yalnız varlığımızın mimarına ve etker nedenine olduğu gibi değil, efendimize ve irademizin ereğini meydana getiren, mutluluğumuzu yalnız başına yapabilen ereksel nedene gereği gibi bağlı isek, bu evren yalnız genel olarak bütün için değil, aynı zamanda ayrı ayrı her birimiz için en iyi bir evrendir.

1 - 2 - 3 - 4

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP