Antik Yunan’da bir Tragedya örneği olarak Antigon - 1

Hacı Mehmet BOYRAZ

Gediz Üniversitesi – Uluslararası İlişkiler Bölümü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi


Özet

Antik Yunan tragedyasının önemli isimlerinden Sofokles tarafından yazılan Antigon, elindeki otorite ile kişilerin duygularını dahi kontrol etmeyi amaçlayan bir tiranın ve o tirana ilahi kudretin vermiş olduğu dirayetle başkaldıran bir kadının hikâyesidir. Dört ana başlıkta toplanabilecek çatışmaya maruz kalan Antigon’un durumu bugün modern insanın da içinde bulunduğu durum ile örtüşmektedir. Bu ekseriyette, çalışma boyunca bir Antik Yunan dönemi tragedyası olan Antigon incelenmektedir.

Giriş

Tragedya kahramanına uygun bir şekilde davranarak kendi etik değerini sonuna kadar savunan Antigon’un değerlendirildiği bu çalışmaya ilk olarak tragedya tanımı ile başlanmış, ardından Antik Yunan’ın önemli filozoflarından Sofokles’e dair bilgi verilmiştir. Akabinde eserdeki kişiler ve eserin olay örgüsü açıklanmıştır. Çalışmanın temel argümanı Antigon’un asırlar öncesinden bugüne vermek istediği mesajlar ve günümüze yansımalarıdır.

Antigon isimli tragedya oyununun üzerinden asırlar geçmesine rağmen farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, Fransız yazar Anouilh II. Dünya Savaşı sırasında yazdığı Antigone adlı oyunda Antigon’un isyancı ruhu ile Hitler’e karşı oluşan direnci işler. (1) Yazar burada Hitler istilası ve Philippe Petain idaresindeki Vichky hükümetini hiciv eder. Oyunda, Antigon’un otoriteye karşı gelerek kardeşini gömmek için gösterdiği çaba, aynı zamanda Hitler diktatörlüğüne karşı girişilen bir eylem olarak da yorumlanabilir.

Hiç kuşkusuz Antik Yunan tragedya türünün şaheserleri arasında yer alan Antigon isimli tragedya çalışmasında Sofokles’in temel argümanı temel Antigon’un inancı ile Kral Kreon’un akıl ve düzene verdiği önemin çatışmasıdır. Bu çatışmadan galip çıkan ise Antigon’a dünyevi otoriteye meydan okuma gücü veren ilahi gücün zaferi olmuştur.

Tragedya nedir?

Sofokles’in bu önemli eserinin bir tragedya çalışması olmasından ötürü eser incelemesinden önce tragedyanın ne olduğunu bilmek de yarar vardır.

“Tragedya”, etimolojik olarak, Yunanca “tragoidia” sözcüğünden gelmektedir. “Tragos” keçi, “oidia” ise ezgi anlamında kullanılır. Böylece, tragedya “keçi ezgisi” anlamına gelir. Sözlükteki anlamı itibariyle tragedya, ciddi ve hüzün verici karakterlerden kurulu ve sonu kötü biten bir dramatik yapıt örneğidir. İlk örnekleri antik Yunan edebiyatında (M.Ö. 6. yy) görülen tragedya, seyircide acıma ve korku duyguları uyandıran ve kendine özgü kuralları olan bir oyun türüdür.

Tragedya, eski Yunan ve Latin edebiyatlarının taklit edildiği ve Klasizmin etkili olduğu 17. yüzyılda, özellikle Fransa’da yeniden canlanmış ve bu canlanma 19. yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür. (2)

Sofokles ve Antigon

M.Ö. 496 – 406 yılları arasında Atina’da yaşamış olan Sofokles, daha hayattayken yazar olarak saygı görmüş önemli bir filozoftur. Salamis ve Plataiai Savaşlarına tanıklık etmiştir. Atina’nın politik ve kültürel yükselişi Sofokles’in sanatsal anlamda doruğa ulaştığı yılladır. Sofokles, dönemin önemli isimlerinden Perikles ile kurmuş olduğu bağ sayesinde önemli toplantılara katılma fırsatı bulmuştur. Her biri Atinalıların büyük beğenisini kazanan toplam 123 oyunundan günümüze yalnızca 7 tragedya ve bir satir oyunu kalan Sofokles’in, bu eserlerinin 100’ünü elli yaşından sonra yazdığı tahmin edilir. Bugün elimize ulaşan eserlerinden en bilinen ikisi Kral Oidipu ve Antigon’dur.

Nasıl ki Aiskhülos tragedyaya derin anlam, dilin ve müziğin gücü gibi katkılarda bulundaysa, Sofokles’in de tragedyaya en büyük katkısının karakter tragedyası yaratmak ve eylemi yoğunlaştırmak olduğu söylenebilir ama Aiskhülos’tan farklı olarak Sofokles’in elinde tragedya eski oratoryo formundan uzaklaşır. (3) Sofokles’in kendi tragedya yazarlığında kabaca üç aşama tanımladığı söylenir: (4)

1. Aiskhülos’u taklit dönemi (Tragedya yazarlığına giriş)

2. Yeni arayışlar (Seyircideki duygular nasıl uyandırılır?)

3. Derinleşme (Karakterler ve tragedya yazınında sadelik, anlamlılık.)

Sofokles tarafından M.Ö. 411 yılında tragedya şeklinde yazılan Antigon, Kral Oedipus ile başlayan tragedya üçlemesinin son oyunudur. Bazı kaynaklar Antigon’un bir efsane olduğunu ve Sofokles’in tragedyasına bu efsaneyi konu olarak aldığını iddia ederken diğer kaynaklar da Antigon’un Sofokles tarafından kurgulanmış bir oyun kişisi olduğu üzerinedir.

Antigon’da Kişiler

· Antigon (ana karakter),

· İsmene (Antigon’un kız kardeşi),

· Kreon (Thebai’nin Kralı),

· Eurüdike (Kreon’un karısı),

· Haimon (Kreon’un oğlu) ve

· Teiresias (kör kâhin).

Antigon’da Olay Örgüsü

Sofokles’in Antik Yunan’daki siyaset ve toplum ilişkisini incelediği bu eserin olayı Antik Yunan mitlerine göre, bir zamanlar Kadmon tarafından öldürülen bir ejderin dişlerinden vücuda gelen ve savaş arabalarıyla ünlü olan Thebai’de meydana gelmektedir. Oedipus doğduğunda, bir kâhin, onun babasını öldürüp annesiyle evleneceğini söyler. Bu sebepten Kral olan babası Laios bebek Oedipus’u uzaklara gönderir. Günü geldiğinde Oedipus, yaptığının farkında olmayarak babası Laios’u öldürür ve annesi Iokaste’yle evlenerek ülkesinin kralı olarak taç giyer. Bu evlilikten iki erkek (Eteokles ve Polüneikes) iki de kız (Antigon ve İsmene) dünyaya gelir. Sonra, birden Oedipus’un hüküm sürdüğü Thebai kenti, ardı arkası kesilmeyen felaketlere tanık olmaya başlar. Oedipus’un gerçek kimliği açığa çıkınca Iokaste kendini asar ve Oedipus da gözlerini oyarak kendini kör eder.

“Oedipus oğulları ülkeyi idare edecek hale gelene kadar Thebai’de kalır; ardından kızı Antigon’un yardımıyla Kolonos’a gider. Ancak oğulları arasında gelişen husumetler yeni bir kehanet doğurur: Oedipus’un gömüldüğü yer bilinmezse kardeşlerin büyük bir felaketle karşılaşacağı ilan edilmiştir. Eteokles ve Polüneikes kendi çıkarları için babalarını kullanmaya çalışırlar, Oedipus ise buna izin vermez. Oğulları kendisini zorla Thebai’ye getirtmeye kalkınca onlara beddua okur. Daha sonra huzur içinde ve kendi topraklarından uzakta ölür.” (5) Tahtın varisi olan Eteokles ve Polüneikes ülkeyi dönüşümlü olarak yönetmeye sözleşseler de bir süre sonra aralarında husumet başlar.

Polüneikes ve Eteokles arasındaki taht kavgasını Eteokles kazanır ve kardeşi Polüneikes’i Thebai’den sürer. Ülkeden sürülen Polüneikes, tahtı elde edebilmek için Argos Kralı’nın kızı ile evlenir ve Argos Kralı’nı Thebai’ye saldırmak için ikna eder. Argos Kralı’nın altı kumandanını da yanına alan Polüneikes, Thebai’nin yedi kapısının önüne dikilir. Hakkı olan tacı istediğini ilan ederek kardeşini savaşa çağırır. Aiskhylos’un “Thebai Önünde Yedi Komutan” (M.Ö. 467) tragedyasına konu olan bu savaşta kardeşler birbirlerini öldürürler. Her biri ötekinin katili olur. Bu durumda Oidipus’un annesiyle olan lanetli evliliğinden geriye sadece kız çocukları olan Antigon ve İsmene kalır. Bu durumda tahta bir erkeğin geçmesi gerekli olduğundan ölülerin en yakın akrabası olarak dayıları Kreon yeni Kral olur.

Kreon’un göreve geldikten sonra yaptığı ilk iş Eteokles’in teamüllere göre gömülmesini emrederken; Polüneikes’in gömülmesine dahi izin vermemek olur. Bunun sebebini eserin ilgili şu pasajında görebiliriz.

- Kreon: “Oidipus’un oğullarıyla ilgili verdiğim kararların esas kaynağı devlet içerisinde isabetli kararlar almak içindir. Devletin birliğini ve dirliğini korumak içindir. Anayurdu için dövüşmüş ve şehit düşmüş olan Eteokles ayinlerle toprağa verilecektir. Buna karşılık Argos’taki sürgün yerinden dönerek atalarının ülkesini ve tapınaklarını yakıp, yıkmaya çalışan kardeşi Polüneikes ise devletin birliğini ve dirliğini bozmaya çalıştığından ötürü cesedi gömülmeden kurtlara ve akbabalara yem edilecektir.”

Kreon’un bunu yapmasının sebebi Antik Yunan’daki bir inanışa dayanır. Bu inanışa göre, ölüler ritüeller eşliğinde gömülmezlerse ruhları yeryüzünde dolaşmaya devam ederek azap içerisinde kalacaklardır. Ölen iki kardeşin kız kardeşi olan Antigon’un hikâyesi de işte burada başlar. Kreon’un buyruğuna uymayanın cezalandırılacağını bile bile Antigon kardeşi Polüneikes’in cesedini gömmek ister ve bu konuyu kız kardeşi İsmene’ye açar. Antigon’a nazaran İsmene, Kralın ya da bir başka ifadeyle devletin emirlerine karşı gelemeyeceğini, ayrıca kadın olduğu için daha güçlü olan erkeklerin emirlerine boyun eğilmesi gerektiğini söyler ve ona yardım etmekten geri durur. Antigon kız kardeşi İsmene’nin bu cevabına hem hüzünlenir hem de sinirlenir ve cesedin yanına gider. Kapıdan çıkarken kız kardeşi İsmene, Antigon’a bu işi yaparken dikkatli olmasını ve kimseye bir şey söylememesini tembihlese de kutsal bir günahı ifa etmeye önceden hazır olan Antigon, kız kardeşine karşı şu çarpıcı ifadeyi kullanır: “Ölülere yaranmak dirilerek yaranmaktan daha iyidir”. Burada bir hususu belirtmek de yarar var. Sofokles, Sofistlerin ve Sokrates’in etkisiyle eserlerinde işlediği bireysel eğilimi İsmene’nin zayıf karakterini kullanarak Antigon’un güçlü kişiliğini ön plana çıkarır. (6)

Takip eden süreçte Antigon söylediğini yapar ve kardeşi Polüneikes’in cesedinin yanına gider ve cesedin üstünü toprakla örterek birtakım dini ritüeller ifa eder. Sabah olunca durumu fark eden nöbetçiler bu durumun Kreon’a bildirilmesi amacıyla aralarında kura çekerler ve bir nöbetçi bu durumu Kreon’a arz eder. Kreon’un cevabı ise şu şekildedir “Benim emrimi bile bile bunu yapmaya hangi erkek cesaret eder?”.

Bundan sonra gün içerisinde bazı tetkikler yapılsa da bu işin sorumlusu bulunamaz. Tabi bu sırada cesedin üzerindeki toprak da dağıtılarak tekrar açık bir şekilde çürümeye bırakılmıştır.

Akşamüzeri Antigon mezarı süslemeye gittiğinde bu sefer nöbetçiler tarafından yakalanır ve Kreon’un huzuruna çıkarılır. Antigon suçunu inkâr etmeden başını dik tutar.

Kreon ve Antigon arasında geçen diyalog sırasında Kreon’un “Benim yani devletin ilan etmiş olduğu buyruğa rağmen bu suçu nasıl ifa edebildin?” sualine Antigon şu şekilde cevap verir: “(Senin) devletinin kanunları (tanrı) Zeus’un kanunlarından daha mı yüksek?” Bu cevap üzerine dünyevi otorite ilahi otoriteye üstün gelir (!) ve Kreon yeğeni ve aynı zamanda oğlu Haimon’un nişanlısı olan Antigon’a dünyevi kurallara başkaldırması ve anarşi faaliyetinde bulunmasından ötürü zindana attırarak ölüme mahkûm eder bu sayede polis (şehir devleti) içerisindeki düzeni korumaya çalıştır.

1-2-3

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © 2007

    Back to TOP