AYDINLANMA NEDİR ?

'Aydınlanma nedir? 'Immanuel Kant'ın sorusu buydu ve o Aydınlanma'nın 'insanın ergin olmayış' durumundan çıkması, Aklın yolgöstericiliğine başvurması anlamına geldiğini bildiriyordu.

Aydınlanma Akıl Çağı'ydı, evet ama, hangi Akıl? Edgar Morin, daha önce de sık sık andığım 'Aşk Şiir, Bilgelik'te, Aydınlanma Çağı'nda Akıl'ın 'iki yanlı bir biçim' aldığını söyler ve şöyle der: 'Bir yanda akliliğin eleştirel, kuşkucu, özeleştirel anlayışı (Voltaire, Diderot), öte yanda Robespierre'in bir tapınma nesnesi haline getirdiği Akıl Tanrıçası'na varan aklileştirme.' Demek ki, Aydınlanma'da bir tek Akıl'dan söz edilemiyor. Biri Eleştirel, ötekiyse eleştirel olmayan Akıl'ı Tanrılaştıran Akıl! İkincisine, yani Robespierre'in dilegetirdiği türden Akıl'a ben, 'Jakoben Akıl' diyorum… Ama ister Eleştirel Akıl, ister Jakoben Akıl olsun, 'akli' (rasyonel) olmayı, hiçbir zaman 'akliliğin (rasyonalitenin) sınırlarını ve dünyada gizemin de payının bulunduğunu' anlamak biçiminde yorumlamamışlardır. Morin'in dediği gibi, 'Aklilik, harikulade bir araçtır, ama insan zihnine fazla gelen şeyler de vardır. Yaşam, aklileştirilemeyenle akliliğin bir karışımıdır.'

İnsan aklının yolgöstericiliğiyle Dünyanın gizeminin bütünüyle çözümlenemeyeceğinin anlaşılması için Avrupa'nın 19. Yüzyılını, Romantik Çağı beklemek gerekmiştir;- Isaiah Berlin'in 'Aydınlanma'ya en açık, şiddetli ve eksiksiz bir biçimde savaş açan ilk kişi' olarak tanımladığı Johann Georg Hamann'dan David Hume'a uzanan Romantik gelenek! Dünyanın gizemi ya da büyüsü aklileştirilemeyen neyse, onda aranmalıdır. Hume, şeylerin varlığını kanıtlayabilmenin mümkün olmadığını, onun için de Dünyayı, Akıl'la kanıtlanabilir bir Bilgi sorunu olarak değil, Berlin'in deyişiyle bir 'inanma sorunu olarak' ele almak gerektiğini savunmuştur. Berlin onaylamasa da Carl Becker, 'evreni oluşturan ve aklın kavrayıp uyarınca yaşayabildiği sıkı mantıksal ilişkiler ağının gerçekten varolmadığını göstermekle' Hume'un, 'bütün Aydınlanma konumunu havaya uçurduğunu' önesürmekte haklıdır.

Gelelim Aydınlanma'nın karanlık yüzüne! Aydınlanma, totaliter bir tasarıma mı dayanmaktadır? Aydınlanma, totalitarizmin meşrulaştırıcı mekanizmalarını mı üretiyor? Michel Foucault, 'Gözetleme ve Cezalandırma'da, Merquior'un deyişiyle 'insanoğlunu özgürleştirmeye ilişkin soylu ideallerin altında, yeni 'ahlak terimleri'[nin], geleneksel toplumlarda olduğundan çok daha büyük bir toplumsal denetim düzeyi sağlayacak biçimde tanımla[ndığını]' gösterir. Kısaca Aydınlanma'nın özgürlük vaadi ya da ütopyası, düpedüz bir tahakküm, bir gözetleme ve cezalandırma mekanizması üretmiştir. Amaç, boyun eğdirme yoluyla uysal insanlar [homo docilis] yetiştirmektir: İtaatkar, boyun eğmiş insanlar! Foucault, Aydınlanma'nın sözümona özgürleştirici yaklaşımının nasıl bir 'iç karartıcı ütopya'ya dönüştüğünü şöyle anlatır: '[Aydınlanma] insanlar üzerinde iktidar uygulamanın genel bir reçetesini, […] bedenlere, düşüncelerin denetimi yoluyla boyun eğdirilmesini sunar'. İnsan yaşamı ile bedeninin en ufak ayrıntılara kadar denetlenmesi!.. Foucault cezaevlerinin, bu bağlamda en çarpıcı uygulama alanı olduğu kanısındadır: Karanlık zindanların yerini, yirmi dört saat aydınlatılan cezaevi hücreleri almıştır. Cezaevleri, 'toptan ve kesintisiz gözetime dayalı düzen yerleri haline gelir.' Aydınlanma'nın simgesi, Bentham'ın bir cihannüma gibi 360 derecelik gözetleme sağlayan 'Panoptikon'udur artık… Amaç, disiplinli bir toplumdur.

Mükemmel bir toplum inşa etme, Aydınlanmacıların hayali idi. Ama Foucault, Aydınlanma çağında 'askeri bir toplum hayali' de söz konusu olduğunu da bildirir bize. Bu hayalin temel kaynağı, Foucault'a göre, doğal durum değil, bir makinenin titizlikle kurulmuş çark dişlileri metaforuyla dilegetirilmiş olan disiplin durumudur. 'Askeri toplum hayali'nin temelinde, Rousseau'nun toplumsal sözleşmesi değil, 'sürekli baskılar' yatmaktadır.

Özetle Aydınlanma, uysal bir tebaadan oluşan disiplinli bir toplum inşa etme idealiyle sonuçlanır. Belki de, Aydınlanma'nın gerçek Akıl'ı Voltaire ya da Diderot'unki değil de Robespierre'nin Jakoben Akıl'ıdır. Çünkü Foucault'un deyişiyle 'askeri bir toplum hayali', ancak Akıl'ın dogmalaştırıldığı ve tastamam bu nedenle, yani dogmalaştırıldığı için, o dogmaları dayatan gözetleyici, cezalandırıcı, baskıcı ve disipline edici bir projeyle mümkün olabilir. Bunun da adı, düpedüz, evet düpedüz, totalitarizmdir!

Yanlış değil: Aydınlanma'nın Jakoben bir Totalitarizm ürettiği çok görülmüştür…

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP