AKIL YÜRÜTME ÜZERİNE

FEHMİ BAYKAN"

Düşünme, beynin diğer iki kısmınında tesiri altında olmakla beraber daha ziyade neocortex merkezlerinin hâkim olduğu bir zihin faaliyetidir. Aslî veçhelerini tesbit edelim:

1. Beynin bütün kısımlarının birbirlerini karşılıklı etkilediklerini biliyoruz. Fikrimi, günlük hayattan hepimizin bildiği misallerle izah edeyim: Organlarımızın sıhhatli çalışıp çalışmaması, yediğimiz gıdalar , cinsî hayatimiz v.s. (R complex seviye) duygu, emotion, hayatımıza (Limbic seviyeye) tesir eder; sıkıntı,elem, rahatlık, vs. hissederiz. Keza duygu hayatımız da düşünce faaliyetlerimize (neocortex seviyeye) tesir eder. Nikbin (iyimser) veya bedbin (kötümser) ruh hallerimiz (Limbic seviye durumları), sadece fiillerimizi değil, düşüncelerimizin de şekillenmesini belirler. Hayatta, insanlarla, siyasetle ilgili dünya görüşlerimizin felsefi tercihlerimizin, tann telakkimizin altında psişik faktörler müessirdir.

Aynı şekilde, düşünce gücü ile duygularımızın da kontrol altına alınabildiği bilinen bir husus. Rational-Emotive terapi, Reality terapi gibi psiko-terapi usulleri düşünme tarzımızı değiştirerek psişik hayatimizi düzenleyebileceğimiz esasına dayanır.Bu bapta, stoisyenlerin, samimî dindarların, inanç ve düşüncelerinin eseri olan (nisbeten) sükunetli ruh halinde olduklarım da zikredelim.

Keza, bazı yogilerin düşünce gücü ile vücudlannın istemsiz hareketlerini (kalp atışı, v.s.) kontrol edebildiklerini biliyoruz. Bio-feedback denilen tekniğin tıbta kullanılması ile bazı şeker hastalarının şeker seviyesini kontrol edebildikleri de biliniyor. Demek ki, beynin kısımları arasındaki etkileşim iki yönlüdür, alttan yukarıya (R comlex, Limbic, neocortex) olduğu gibi, yukardan aşağıyadır da.

2. Keza, düşüncelerimizi biolojik yapımız, şahsiyetimiz, öğrenim-eğitim şartlanmalarımız, içinde yaşadığımız (ev, toplum, iş) ortamlar da büyük ölçüde belirler.Bu bilinen hususları hatırlatmaktan maksadım, düşünmeyi "pür aklî" bir faaliyet olarak görme hatasına düşülmemesi için. Bu hata, adı filozofa çıkmış yazarlar arasında ortak olan en affedilmez kusurlardandır.

3. Bu umumî tesbitlerden sonra,düşünmenin ana unsurlarına bakalım.Görebildiğim kadar, altı temel düşünme unsuru var. Bunlar, bağlantıların idraki, mukayese, çıkarım, birleştirme, soyutlama ve toplama-çikarma. Bu unsurların hepsi birbirleri ile alâkalıdır, bu nedenle bir bütün halinde mütalaa edilmeli. Ama, anlamayı ve anlatmayı kolaylaştırmak için maddeler halinde inceleyip,şemalaştırarak sunuyorum.Şu benzetmeyi kullanayım: Anatomi dersinde beden,iskelet, kan sistemi, sinir sistemi, hücreler v.s. olarak ayrıştırılarak incelenir.Bunlar bedenin tefrik edilebilir ayn kısımlandır ama müşterek çalışıp bir bütün (geştalt) oluşturur. Aynı şekilde düşünmenin ana unsurlan tefrik edilebilir olgulardır ama, hem bunlar hem de zihnin diğer faaliyetleri birbirleriyle alâkalı bir geştalt (organize bütün) oluşturur. (Konuyu incelemeye geçmeden bir kere daha vurgulayarak hatırlatayım:

Tecrübe (algı) olmadan, dikkat, hatırlama v.s. olamaz. Keza, düşünebilme için, tecrübe aslî olmak üzere bütün diğer zihin faaliyetleri gereklidir)

a. Düşünmenin ana unsurları:

1. Bağlantıların İdraki: Cisimler, şahıslar, olaylar, olgular arasındaki bağlan/bağlantılan kavrama melekesi. Meselâ, anahtar-kilit, ateş-yakma, su-ıslanma v.s. gibi; aile içinde, toplumda v.s., bağlanölan kavrama. (Bu meleke bazı hayvanlarda da var. Bir misâl; Tavanda asılı muzu alabilmek için maymunun sandıkları üst üste koyması, veya deynekleri birleştirmesi ve muza ulaşması)

2. Çıkarım (istidlal, inference): Bağlantıların idrâkinin neticesidir. İki tarzı var: ya yeni birşey öğrenmek şeklinde olur (Ateş elimi yaktı: "ateş elimi yakar"); ya da eski tecrübe birikimi zemini içinde yeni algıyı değerlendirmek şeklinde olur(karda gördüğümüz ayak izlerinin, kediye mi, köpeğe mi, insana mı ait olduğunu çıkarmamız. Bu durumda kardaki iz "eser"dir, eserden, doğrudan algılayamıdığımız muhtemel "neden" çıkanmlanır).

Bilimde, Teorik fizikte, özellikle quantum fiziğinde buluşlar bu tür çıkarıma dayanır. Atom-altı âlemle ilgili fikirler "eser"den, gözlemlenemeyen "nedenlerin" tasavurî çıkarımlar şeklinde ortaya konur.

3. Mukayese: Farkları ve benzerlikleri kavrama, iki tara vardır birleştirme ve soyutlama.

4. Birleştirme (sentez, composition): Bazı bakımlardan birbirine benzeyen tikellerin (cüz, ferd) benzemeyen yanlarını bir yana koyup, benzer nitelikleri itibariyle onları bir araya getirme. Zihnin bu faaliyeti neticesinde tümeller (genel kavramlar, üniverseller) elde edilir. Meselâ, 1. sınıf talebelerini, tek tek ferdî (ya da şahsî) özelliklerinden soyutlayıp, ortak yanlan esas alıp onlara "1 . sınıf dememiz. Ordu, vs. de bu tür kavramlardır.

5. Soyutlama (analiz, resolution, abstraction): Bir tikelin talî (ikinci derece, secondary) niteliklerini bir yana koyup onun aslî özelliğini kavrama. Meselâ, elimdeki kalem plastikten mamuldür, kırmızıdır, v.s. Bütün bu nitelikleri talîdir; başka malzemeden de yapılsa, rengi başka da olsa, onu kalem yapan bu nitelikleri değil.Kalemi kalem yapan "yazma vasıtası" olmasıdır, kalemimin "yazması", onun fonksiyonu itibariyle özüdür, aslî özelliğidir. Bu cismi "bu cisim" yapıp başka varlıklardan (silgiden, gözlükten v.s.) ayırteden yam, özüdür.Soyutlama faaliyetiyle, felsefede, öz (essence, substance, usia) tabir edilene ulaşılır.

Soyutlama ve birleştirme, mukayesenin neticeleri olmaları itibariyle benzeseler de, farkları, birleştirmede düşüncenin objesi gruptur, neticede, grupla ilgili ortak yan tesbit edilir (tümeller); soyutlamada ise düşüncenin objesi teklerdir,neticede onun aslî yani tesbit edilir (öz).

6. Toplama-Çıkarma: Birleştirme ve soyutlamanın mekanik ve ilkel tarzıdır. Tek tek nesneleri biraraya getirme ve ayırma işlemi. Çarpma, toplamanın; bölme de çıkarmanın özel halidir.

Yukarıda da belirttiğim gibi düşünmenin ana unsurları birbirine yakın ve alâkalıdır. Ama uygulamadaki neticeleri itibariyle aralarında nüans gördüğüm için tefrik ederek mütalâa ettim.Bundan sonra da düşünme tarzları üzerinde duracağım, Felsefî, ilmi yazılar yazanlar eserlerinde genellikle iki tür düşünme, ya da akıl yürütme tarzı olduğunu belirtirler; indüksiyon ve dedüksiyon. Bazıları analojiyi de ayn bir akıl yürütme tarzı olarak ilâve eder.

Felsefe eserlerini esas alarak yaptığım inceleme neticesinde bu rakamın beş ya da altıya çıkarılması gerektiği düşüncesine ulaştım: indüksiyon, dedüksiyon ve analojiye ilaveten meditation ile deliberation (calculation) nın da hesaba katılması lâzım. Kayd-ı ihtiyatî ile intuition'ı (sezgi) da katarsak, rakam altı olur.

Şimdi bunları inceleyelim: Görülecektir ki, düşünme tarzları benim yukarıda düşünmenin ana unsurları dediğim faaliyetlerden başka birşey değil.

b. Düşünme (Akıl Yürütme) tarzları:

1. İndüksiyon (induction, tümevarım): Tikellerdeki (veya özellerdeki) benzer ortak yanlan tesbit ederek Tümel, evrensel (veya genel) bir sonuca ulaşmak. "Sıralar tahtadan yapılmıştır", "Metaller ısıtılınca genleşir" gibi önermeler bu tez akıl yürütme neticesine misâl olarak verilir.

İncelenince görülecektir, İndüksiyon önermeleri "bağlantıların idrâki", "mukayese (farkların ve benzerliklerin tefriki)" ve "çıkaran" faaliyetlerinin mahsulüdür. Son tahlilde bu önermeler "çıkannTın formülleştirilmeleridir. Çıkarım olarak formülleştirilen, ya gruba ait (tümel) bir özelliğin birleştirme ile sunulmasıdır ya da teklerin aslî yanının (özünün) soyutlamayla tesbiti.

2. Dedüksiyon (deduction, tümdengelim): Dedüksiyondan anlaşılan iki şekilde ifade edilir, (a) Genel (tümel) bir tesbitin özeli (tikeli) kapsamına alması,(b) ya da özdeşlik ilkesine (a—a) dayanan çıkarım faaliyeti (matematik işlemler).Dedüksiyondan anlaşılan özü budur.

Asırlardır süre gelen felsefe geleneğinde dedüksiyon ayn bir düşünme (akıl yürütme) tarzı olarak kabul edildi. Üstelik rasyonalist gelenek ve bazı mantıkçılar bunu yegâne akıl yürütme tarzı olarak yücelttiler... Ve yanıldılar. Kanaatime, göre dedüksiyon, bırakınız yüceltilmeyi, akıl yürütme bile değildir, sadece retoriktir.

İzah edeyim:

i) Dedüksiyon, düşünme özü itibariyle, endüksiyonla aynıdır. Her ikisinde de bilgi önermesi (bilgi mesajı) tecrübeden gelir.Fikrimi, klasik-Barbara-silogizmini misâl vererek izah edeyim:

İnsanlar ölümlüdür.
Sokrat da insan
Sokrat da ölümlüdür.

Silogizmdeki bilgi önermesi "insanların ölümlü olduğudur", ki bu da tecrübeden gelir. Bu önerme ("insanlar ölümlüdür") indüktifdir.Düşünce özü,yukarıda belirttiğim gibi, "birleştirme" ve "çıkannTdır: İnsan denilen varlıklarla ilgili tümel bir özelliğin "birleştirmeyle" tesbit edilerek "çıkarım" olarak sunulmasıdır:

Şu insan ölümlü, bu insan ölümlü
.'. insanlar ölümlüdür.

Her ikisinde de "merkez önerme" ("eksen önerme"; bilgi önermesi) aynıdır: "İnsanlar ölümlü"

Dikkat edilirse görülecektir ki, dedüksiyon, endüksiyonun, adeta, aynada ters yansısı gibidir. Dedüksiyon endüksiyon tersten ifade etmedir. Her ikisinde de temel bildirim, eksen önerme, tamamen aynıdır, sadece ifade terstendir. İşte, kafaları karıştıran nokta bu.

ii) Dedüksiyon, indüktif önermeyi tersten ifade olduğu için totoloji haline gelir; neticede bu tür silogizmin "zaruri doğru" olduğu intibanı uyandırır. Grup özelliğini (ölümcûlüğü) ihtiva eden önerme başa alınarak konuşulunca, ferdin de "dahil olduğu" gruba "dahil olacağı" (ölümlülüğü) totoloji gereği, zaruri olur. Dedüksiyonda bütün söyleyen şudur:

İnsanlar ölümlüdür
(Bu) insan (sokrat) da ölümlüdür
... (Bu) insan da ölümlüdür.

Yani, bütün söylenilen, "insan ölümlüdür" ün tekrarıdır, başka birşey değil:Totoloji

Totolojinin bilgi vermediği, cümlenin malûmudur. Totoloji sadece bilgiyi pekiştirmeye yarar, ikna faydası vardır, yani psişik tesir icra eder, tamamiyle retoriktir: Hiçbir epistemolojik değeri ve faydası yoktur.

iii) Dedüksiyon, totoloji olduğundan, bu ifadeler insanda, "zaruri doğru" imiş intibaını uyandırır. Buna mukabil endüktif önermelerin doğruluğunun ancak "ihtimali" olduğu kabul edilir. Halbuki, her iki ifade türünde "eksen önerme" ("merkez önerme") aynı olduğundan, her ikisinin de doğruluk değeri aynıdır. Eğer "insanların ölümlü olduğu" ihtimâli bir "doğru" ise, dedüksiyonun doğruluk değeri de budur. Bu mesajı tersten ifade ederek totoloji haline getirmek "gerçek doğruluk değerinin" statüsünü değiştirmez, sadece bunu kullananlarda ve işitenlerde böyle bir (zaruri doğru) intiba uyanır. Bu psişik bir yanılmadır. Dedüksiyon, pseudo (sahte)-akıl yürütmedir, akıl yürüttüğünü sanmadır:daha direkt bir ifadeyle, düpedüz illüzyondur.

iiii). Bu. bağlamda şöyle bir itiraz ileri sürülebilir. Dedüktif ifadeler özdeşlik ilkesine dayanan çıkarımlardır. Pekiyi, özdeşlik ilkesi aklın bir prensibi değilmi? Neden özdeşlik ilkesine uygun düşünüyoruz?Bu durum empirik olarak izah edilebilir mi? Başka bir ifadeyle, özdeşlik ilkesi a priori mi, aposteriori mi? Eğer aposteriori değil de a priori ise, ya "doğuştandır" (innate) ya da-bu tezin bir tarzı olan "aklın kategorisidir" (Kant). Eğer özdeşlik ilkesi tecrübî (empirik) olarak izah edilemez ise, gerek rasyonalistler, gerekse mantığı sadece dedüksiyondan ibaret gören mantıkçılar davalarında haklı olurlar.

Gerek dedüksiyonla alâkası itibariyle gerekse umumi bilgi teorisi açısından özdeşlik ilkesinin analizi çok önemlidir. Meseleye Descartes gibi ("innate idea"), Kant gibi ("aklın apriori kategorisi") esrarengizleştinneye hiç lüzum yok. Özdeşlik ilkesi tecrübî zeminde çok kolay izah edilebilir.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP