Felsefe’nin Sonu mu Geldi ? - 3

Wittgenstein’ın dil ile dünyâ arasında kurduğu bu ilişki ona felsefenin tâ öteden beri ortaya koyduğunu düşündüğü metafizik önermeler(!?) karşısında susmak gerektiğini söyletir: Wittgenstein’ın dilinde felsefe bir öğreti değil; bir etkinliktir, amacı: önermelerin mantıksal çözümlemesini yaparak onları açık bir hâle getirmektir; imdi bir felsefe yapıtında salt bu tür çözümlemelerle karşılaşmamız gerekir; nitekim bu etkinlik bulanık ve kaypak dile getirilişleri sınırlandırır, onlara bir sınır çizer (Tractatus 4.112). Geleneksel felsefe(!?) metinlerinde karşılaşılan metafizik önermeler(!?) anlamsızdır. Bu anlamsızlık onların “saçma sapan” oluşlarından değil; belirli bir olgu bağlamına karşılık gelmemesinden ve bu nedenle şu ya da bu şekilde doğru ya da yanlış değerini taşıyamamasından kaynaklanır. Dolayısıyla etik ve estetik alanlarında ortaya konanların tamâmı anlamsızdır ve bu konularda susmak gerekir. (Tractatus 7)

*

Bu adımdan sonra yapılacak olan şeyi de müritleri Ayer ile Reichenbach ortaya koyar: felsefe yapıtları ateşe atılıp yakılmalıdır(!?): Wittgenstein’ın önde gelen müritlerinden biri olan Ayer mantıksal olguculuğu Dil, Doğruluk ve Mantık’la İngiltere’ye taşır. Ayer de tıpkı Wittgenstein gibi felsefeyi mantıksal çözümleme etkinliği olarak görür(!?); ancak ona özel bir görev yükler: Ayer’in dilinde felsefe yapmak bilimin içine karışmış olan bilim dışı öğeleri dışarıya atmak(!?) ve bilimler içindeki tutarsızlıkları ortadan kaldırmaktır(!?) ki buna daha sonraları bilimsel felsefe diyeceklerdi. İmdi Ayer’e göre filozofların geleneksel tartışmaları verimsiz ve gereksizdir(!?) ve bunu da mantıksal çözümleme yöntemi gösterir(!?). Nitekim bunlara bir son vermenin en sağlam yolu felsefî araştırmaların özünü; yâni mantıksal çözümleme yöntemini(!?) ortaya koymaktan geçer(!?). (bkz: Ayer, Dil, Doğruluk ve Mantık; syf: 11)

Böylelikle Ayer felsefî önermelerin(!?) olgusal değil; ancak dilsel önermeler olduğunu; yâni tanımları ya da tanımların biçimsel sonuçlarını serimlediğini(!?) iddiâ ederek mantığın felsefenin aracı değil; felsefenin mantığın bir bölümü olduğunu savunur (syf: 34-5). Bu bölüm Ayer’in gözünde o kadar önemlidir ki bunun ihmâl edilmesi durumunda tıpkı metafizikçiler gibi dilbilgisi kurallarına aldanılacağını ve bir dizi yanlış uslamlamaya gidileceğini(!?) düşünür; başka deyişle metafizikçiler de aslında anlamsız şeyler yazmayı kasıtlı olarak seçmemiş(!?); ancak bu öneme dikkat etmedikleri için(!?) bir dizi uslamlama yanlışı yapmış(!?) (syf: 23). Oysa ki Ayer bu tür yanlışlardan(!?) sakınıldığında(!?) felsefenin amacının metafizik dedüktif bir dizge kurmak olmadığının gün yüzüne çıkacağına inanır (syf: 24).

İmdi Ayer’e göre felsefe; yâni mantıksal çözümleme yöntemi(!?) felsefî sorunları(!?) çözümleyip hangilerinin gerçek bir sorun hangilerinin de sözde sorun olduğunu göstermede onsuz olunmaz bir öneme sâhiptir(!?).

Reichenbach ise Bilimsel Felsefenin Doğuşu’na Hegel’in Tinin Fenomenolojisi’nden alıntı yaparak başlar ve geleneksel felsefenin(!?) tüm sorunlarına ve açmazlarına işâret ederek(!?) bilimsel felsefenin doğuşuyla birlikte geleneksel felsefenin(!?) de artık sonunun geldiğini iddiâ eder: imdi Reichenbach’a göre tâ Platon’dan Kant’a kadar uzanan rasyonalist felsefenin dayanakları on sekizinci yüzyıldan îtîbâren yıkılmıştır; nitekim rasyonalist filozof, argümanını iki bin yıl süresince su götürmez doğru sayılan geometrinin belli bir yorumu üzerine kurdu: bu yorum geometriyi hem saf aklın bir ürünü hem de fizik dünyâyı betimleyici saymadır. Oysa ki on sekizinci yüzyıldan sonra bilimler hızla ilerlemiş(!?) ve mutlak sayılan doğruların aslında hiç de öyle olmadığı ortaya çıkmıştır. İmdi geometri ve fizik alanında a priori akılyürütmelerle gerçekleştirilen kavrayışlara yer yoktur ve bu temeller model alınarak felsefede hiçbir şey yapılamaz. (bkz: Reichenbach, Bilimsel Felsefenin Doğuşu; syf: 98-110) Bu bakımdan geleneksel felsefe(!?) bir tarafa bırakılmalı ve mantıksal çözümleme etkinliği olarak bu felsefeyle iş görülmelidir(!?). Bu yolla karmaşık dile getirişlerin mantık bakımından çözümlemesi hatâ payı en aza indirgenerek gerçekleştirilecek ve böylelikle bilimsel sorunların hem dile getirilmesi hem de belirli bir çözüme bağlanması olanaklı olduğu ölçüde en büyük başarıyla sağlanacaktır. (syf: 164)

*

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında post-modernizmin yükselişe geçmesiyle birlikte bu konuda sürdürülegelen tartışmalara da yeni bir boyut kazandırıldı: Kıtâ Avrupa’da iki dünyâ savaşının ve yükselen ırkçılığın etkisiyle büyük bunalımlar ortaya çıktı; bunlar dolayımsız olarak entellektüel alanlara da sıçradı. Kant gibi bir filozofu ortaya çıkartan Almanların Yahudilere yaptıkları, Aydınlanma’nın o üç idesinin (eşitlik-özgürlük-kardeşlik) ayaklar altına alınmasına neden olmuş ve dolayısıyla Aydınlanma’nın sunduğu insan modelini geçersiz kılmıştı. Bu dönemlerde yaşamın boşunalığı, yalnızlığın kaçınılmazlığı vb. görüşler gittikçe yayılıyor, şu “fırlatılmışlık felsefesi” yaygınlık kazanıyordu. İşte böyle bir artalanda Fransız post-yapısalcıları da yıkılan ideâllerin sunduğu modelleri alt üst etmek için iş başına geçti. Geleneksel felsefenin(!?) sonunu ilân etme işi de bu kez onlara düştü(!?).

Bu dönemlerde adı en fazla ön plâna çıka(rtıla)n filozof kuşkusuz Derrida’ydı. Kendisi yeni bir dil ve anlam kuramı ortaya koyarak geleneğin dil ve anlam kuramına bir dizi eleştiri yöneltti. Bu işi yaparken geleneksel felsefede(!?) kullanılan yöntemden farklı olarak edebiyat metinleri üzerinde çalışarak görüşlerini ortaya koydu, Saussure’dan etkilenerek bir göstergenin dâimâ başka bir göstereni gösterdiğini savundu ve göstergeler arasındaki bu bağın nedensiz bir bağ olduğunu iddiâ etti. Daha da ileri giderek gösteren ile gösterilen arasındaki ayrımı ortadan kaldırdı ve her bir şeyin aslında belirli bir gösterge olduğunu savundu. Böylelikle dil oyununu dinleyenin pasif olduğu bir oyundan çıkartıp aktif olduğu bir oyuna dönüştürdü, konuşana ve yazana verilen önemin de dinleyene ve okuyana verilmesi gerektiğini savundu.

1 - 2 - 3 - 4 - 5

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP