DESCARTES - YÖNTEM ÜZERİNE KONUŞMA - 2

Descartes felsefesi skolastik felsefeye kökten bir karşıtlığı içerir, bir tür karşı-skolastik'dir. Bacon (1561-1626) ve Descartes bize yeni düşüncenin temellerini sunarlar. Bu yüzden Leibniz, skolastiklere Descartes kadar katı bakmasa da Descartes'ı şu sözlerle yüceltir, onun yeni düşünce için önemini şu sözlerle belirtir: "Hep söylerim, Descartes'çı düşünce doğru bilgiye geçiş yeridir, bu yerden geçmeden doğru bilgiye varmak zordur." Leibniz skolastikleri şu sözlerle savunur: "Ama onlar bizim yeni filozoflar topluluğunun sandığı gibi ne öylesine doğruların uzağındadırlar, ne de öylesine gülünç durumdadırlar." Leibniz'e göre skolastiğin küllerini karıştırırsak derinde bir yerlerde nice değerli maden bulabiliriz.

Descartes felsefesinin temelindeki sorun felsefenin en eski sorunudur: değişenle, akıp gidenle değişmez olanın karşıtlığıdır. Buna göre ruhsal olanla maddesel olanı birbirinden ayırmak gerekir. Ruhsal olan ya da tanrısal olan kalıcıyı, mekanik bir düzende varolan maddesel şeyler de geçiciyi belirler. Descartes'ın yüzyılı bir mekanikçilik yüzyılıdır, ancak bu arada Tanrı'nın varlığını da gözden kaçırmamak gerekir. Bu yüzyıl aynı zamanda matematiğin öne çıktığı bir yüzyıldır. Descartes bir bilgin ya da bilim adamı olarak bu dünyayı, metafizikçi olarak da aşkın dünyayı ve aşkın dünyayla bu dünya ilişkisini ele alır. Galileo Galilei (1564-1642) iki ayrı bilimi yani fizikle matematiği evlendirmiş ya da matematik-fiziği kurmuş, böylece çağdaş bilim kavrayışının oluşmasında ilk büyük adımı atmıştı, bir başka deyişle çağdaş göreli ve ölçmeci bilim kavrayışının temellerini atmıştı. Descartes da mekanikçi fizyolojinin ve fizyolojik ruhbilimin kurucusu oldu, bu arada biyoloji alanında belirlenimci bir bakış geliştirdi, cebir işaretlerini basitleştirdi ve analitik geometriyi temellendirdi.

Metafizikçi ya da filozof Descartes, felsefesini bir öngörüyle birden bire kurmak gibi bir yol tutmayı düşünmeden, ilkelerini araya araya, yavaş yavaş belirledi ve bu arayışının öyküsünü yazmaktan geri durmadı. Sağduyu diye de adlandırdığı usun, dünyanın en iyi paylaştırılmış şeyi olduğunu söylerken hıristiyan felsefesinin bakış açısıyla tersleşiyordu. Örneğin Aziz Augustinus, zihnimizde kuşkuyu gerektirmeyecek biçimde hazır bulduğumuz tanrısal kaynaklı bilginin hepimizde eşit olamayacağını benimsiyordu. Descartes bu dinci görüşün karşısına şöyle çıkar: "Doğru yargılama ve doğruyu yanlıştan ayırma gücü, sağduyu ya da us diye adlandırılan güç, doğal olarak bütün insanlarda eşittir." Kişinin düşünce yolunda verimli sonuçlar alamamasının tek nedeni usunu iyi kullanamıyor olmaktan başka bir şey olamazdı.

Yavaş ilerlemek, kuşkuyu elden bırakmamak Descartesçı yöntemin temelini oluşturur. Bazı eski filozofların, özellikle Pyrrhon'un (M.Ö. 365-275) doğru bilginin varlığını yadsıyan olumsuz kuşkuculuğu Bacon'da ve Descartes'da olumlu kuşkuya dönüşecektir. Olumsuz kuşkucu, bilginin evrenselliğini yadsıyarak işe başlar. Yeniçağın kuşkucuları şöyle düşünecektir: ancak kuşkuyla yola çıkarsak doğru bilgiye ulaşabiliriz, kesinliklerden yola çıkmak yanılmayı göze almak demektir. Descartes'da doğru bilginin başlıca kaynağı apaçıklıktır. Filozofun yöntemi kuşkuculuk temeline dayanır, onun kuşkusu yöntemli kuşkudur: doğruyu elde etmek için kuşkulanmak bir zorunluluktur. Her şeyden kuşkulanabilirim, ancak kuşkulanamayacağım bir şey vardır, o da kuşkulanan ben'in kendisidir. Aziz Augustinus kuşkuyu ortadan kaldırmak için "kuşkulanıyorsam varım" demişti. Descartes da her şeyden kuşkulana kuşkulana "cogito ergo sum"a yani "düşünüyorum öyleyse varım"a ulaşır.

Descartes felsefesi öncelikle bir yöntem felsefesidir. Eski filozoflar yöntemli olma ya da en azından tutarlı düşünme çabası içinde yöntem sorununu enine boyuna tartışmamışlardı. Yöntem sorununun tartışılması Bacon ve Descartes'la başlar. Bacon Aristoteles'in Organon'unu düşünerek Novum organum'u yazmıştı. Descartes pekçok çalışmasında yöntem sorununa ağırlık verir. Yöntem sorunu önemlidir, çünkü eski filozofların sandığının tersine salt ussallıkla her sorunu çözmemiz olası değildir, usu ussal yöntemlerle donatmak gerekir, ussal etkinlik her zaman yöntemle desteklenmelidir. Yani mantık yöntem değildir ya da yöntemi vermez, Descartesçı yöntemin temel kuralı apaçık olmayan hiçbir şeyi doğru diye almamaktadır. Bir başka kural bütünün içinde temel olanı ya da en basit olanı bulmak, o en basit olandan bileşiğe doğru ilerlemektir. Bu bakış açısı filozofun matematiğe olan aşırı bağlılığıyla ilgilidir. Descartes'ın yöntemi matematik yöntemdir demek gene de doğru olmaz, ancak onun yönteminde matematiksel kavrayışın büyük bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz.

Descartes cogito deneyinde ortaya koyduğu ben kavrayışından giderek metafiziğini temellendirir; bu bakış elbette hıristiyancı bakış açısına ters düşer. Hıristiyancı bakış açısı Tanrı kavramını hiçbir kuşku duymadan en başa yerleştirir ve Tanrı'dan bene ulaşır. Oysa Descartes Tanrı'yı bende bulmuştur. Tanrı'ya benden giderek ulaşmıştır. Burjuva düşünce dizgesinin egemen olmaya başladığı ve ben kavramının öne çıktığı bir dönemde Descartes'ın beni başa koyması elbette bugün bizim için yadırgatıcı değildir ama o zaman için çok yenidir. Böylece Descartes, benden giderek, dünyayı özgürce yaratan Tanrı fikrine ulaşır ve ondan, onun varlığından maddesel dünyayı türetir. Böylece başlangıçta belirttiğimiz karşıtlık, ruhsal töz ve maddesel töz karşıtlığı bir uzlaştırmayla, iki tözün yanyana ya da altlı üstlü koyulmasıyla aşılmış olur. Böylece uzamda ve zamanda yer kaplamayan tözden devingen ve uzamlı töze az çok yumuşak bir geçiş yapılmış olur (daha yumuşak bir geçiş Leibniz'de olduğu gibi heptanrıcılığa yakın bir bakışı ya da Spinoza'da olduğu gibi doğrudan doğruya heptanrıcı bir bakışı gerektirecektir).

Descartes maddede tam bir mekaniklik bulur, maddesel olguların tümünü devinimle açıklar. Devingen olan uzamda olandır, yer kaplayandır. Düşünceyle ruh aynı şeydir ve "İnsan ruhu tanrısal bir şeylere sahiptir." İnsanda ruh ya da düşünsel olan, bedenle birleşmiştir. Bu birleşme kozalaksı bez'de gerçekleşir. Aristotelesçi bir anlayışla skolastikler ruhu beden için bir "biçim" saymışlardı. Descartes ruhla maddeyi ya da bedeni iki ayrı töz olarak belirlemiş, her ikisini insan varlığında kesinlikle birbirinden ayırmıştır. Ancak, Descartes'a göre hiçbir şey, "ruhun üzerinde onunla ilişkili olan beden kadar etkide bulunamaz." Ruhta tutku ya da edilim olan şey bedende edimdir. Descartes, Ruhun tutkuları'nda "Ruh bedenin tüm parçalarıyla ayrılmaz bir biçimde birleşmiştir" der. Demek ki tutkular ruhta gerçekleşirler ama onların kaynağı bedendir, bedendedir. "Üyelerin sıcaklığı ve devinimi bedenden, düşünceler ruhtan gelirler."

Her felsefe gibi Descartes felsefesi de çağının bilincini belli bir açıdan içselleştirir. Onda XVII. yüzyıl bilim ve felsefe dünyasının temel kavrayışları belirginleşir. Descartes, skolastikleri araştırmadan bildiren düşünürler olarak belirlerken birçok belirlemelerini salt gözlem ve ussal çıkarım üzerine kurarak pek çok yanılgıya düşmüştür. Bu onun zayıflığı değil, felsefenin ve bilimin yazgısıdır: kimse bilimde ve felsefede her şeyi son açıklamalarına götürebilecek kadar öngörülü değildir; bilim ve felsefe yapmak yanlışa düşmek özgürlüğünü kullanabilmekle olasıdır. Bilim adamı Descartes havada dolaşan tozları hava atomları yerine alabiliyor, fizyolojik açıklamalarında temelsiz yargılar öne sürebiliyordu, daha neler neler... Düşüncenin kaçınılmaz yazgısıdır bu, filozof arayışlarında yürekli olmak zorundadır. "Kepler yıldızların arkasına onları yörüngesinde götüren bir melek yerleştiriyor, gelgit olayını 'nemli yıldızların erdemi'yle açıklıyordu. Galilei 'boşluğun gücü' kavrayışını koruyor, sonuçsal nedenlerin varlığını öneriyordu. Descartes bu metafizik kavramları bilimden kesinlikle uzaklaştırmıştı. O, büyük bir yüreklilikle, tüm doğa olgularını yalnızca mekaniğin ve geometrinin aydınlık yasalarıyla açıklamaya çalıştı. Elbette bilimi metafizikten kesinlikle ayırmıyordu, çünkü metafizikte tümden gelimin çıkış noktasını buluyordu. Ama başa metafiziği koyarken özellikle bilimin nesnel değerini korumaya çalışıyordu." (L. Debricon).

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9

2 comments

Adsız
4 Aralık 2010 17:47  

çok güzel

Adsız
4 Aralık 2010 17:47  

süper

facebook

twitter

İzleyiciler

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP