DESCARTES - YÖNTEM ÜZERİNE KONUŞMA - 8

ALTINCI BÖLÜM



Tüm bu şeyleri içeren incelememin sonuna geleli üç yıl oldu ve onu bir basımcının ellerine bırakmak için gözden geçirmeye başladığımda, saygı duyduğum ve usum düşüncelerimi nasıl belirlerse yetkesi de eylemlerimi öyle belirleyen kişilerin daha önce başka birinin (35) yayımladığı fizikle ilgili bir görüşü uygun bulmadıklarını öğrendim; o görüşte olduğumu söylemek istemiyorum ama onların denetiminden önce dine ya da devlete zararlı olacağını düşünebileceğim dolayısıyla usum beni inandırsaydı, beni yazmaktan alıkoyacak herhangi bir şey görmemiş olsam da, çok kesin göstermeler olmadan inancıma yenilerini katmaya, birinin zararına dönebilecek herhangi bir şeyi yazmamaya çok özen göstermeme karşın, bu yanılgılardan herhangi birinin görüşlerim arasında bulunabileceği düşüncesi beni korkuttu. Bu beni onları yayımlamak için aldığım kararı değiştirmek zorunda bırakmaya yeterli oldu. Çünkü daha önce bu kararı almam için çok güçlü nedenler olmasına karşın beni her zaman kitap yazma mesleğinden nefret ettiren eğilimim bana bundan bağışlanmak için hemen yeterli başka nedenler buldurdu. Şu ya da bu yönden öylesine çeşitli nedenler vardır ki onları benim yalnızca burada söylememde değil, belki halkın onları bilmesinde de yarar vardır.

Ben hiçbir zaman düşüncemden gelen şeylere çok güvenmedim ve kullandığım yöntemde kuramsal bilimlerin alanına giren bazı güçlükler konusunda hoşnut etmekten ya da bu yöntemin bana öğrettiği nedenlere göre kendi göreneklerimi düzenlemeye çalışmaktan başka meyveler topladığım sürece onlarla ilgili herhangi bir şeyi yazmaya zorunlu olduğuma inanmadım. Çünkü göreneklerle ilgili olan şey için herkes kendi görüşüne öyle çok inanmıştır ki eğer Tanrı halklarının başına yönetici olarak ya da peygamber olması için yeterli kayrayla ve büyük çabayla donattığı kişilerden başkalarına bu alanda bir şey değiştirmeye girişmesi için olanak verseydi, ne kadar baş varsa o kadar düzenlemeci bulunacaktı; kurgularım beni çok hoşnut etse de, başkalarının da onları belki daha çok hoşnut edecek kurguları olduğuna inandım. Ama fizikle ilgili bazı genel kavramlar edinir edinmez ve onları çeşitli özel güçlüklerde denemeye başlayınca, bu kavramların bizi nerelere kadar yönlendirebileceğini ve bugüne kadar yararlanılan ilkelerden ne ölçüde ayrıldıklarını gördüm, gücümüz yettiğince tüm insanların ortak iyiliğini sağlamaya bizi zorunlu kılan yasaya çokça karşı olmadan, onları saklı tutamayacağıma inandım. Çünkü onlar bana yaşama çok yararlı olan bilgilere varılabileceğini ve okullarda öğretilen kurgusal felsefe yerine onun için bir uygulama bulunabileceğini, onunla ateşin, suyun, havanın, yıldızların, göklerin ve bizi çevreleyen tüm öbür cisimlerin gücünü ve eylemlerini sanatçılarımızın çeşitli mesleklerini tanıdığımız kadar seçik bir biçimde tanıyarak onları uyarlı oldukları tüm işlerde aynı biçimde kullanabileceğimizi ve böylece kendimizi doğanın efendileri ve sahipleri kılabileceğimizi göstermişti. Bu yalnızca dünyanın meyvelerinden ve onda bulunan tüm kolaylıklardan hiçbir güçlüğe uğramadan yararlanmayı sağlayacak sayısız makinenin yapımı için değil, ama özelilkle yaşamın kuşkusuz ilk iyiliği ve tüm öbür iyiliklerinin temeli olan sağlığın korunması için de istenir bir şeydir; çünkü ruh bile mizaca ve bedenin organlarının konumuna o kadar bağımlıdır ki insanları hep birlikte şimdiye kadar olduklarından daha bilge, daha usta kılacak bir araç bulma olanağı olsa, bunun ancak hekimlikte aranılabileceğine inanıyorum. Bugün hekimlikte geçerli olan bilgiler arasında yararı iyice belirgin pek az şey olduğu doğrudur; ama onu küçümseme amacım olmasa da, hekimlik mesleğinde bilinenlerin bilinmesi gerekenler yanında hiçbir şey olduğunu ve hastalıkların nedenleriyle ve doğanın bize verdiği ilaçların tümüyle ilgili yeterli bilgimiz olsaydı, bedenin olduğu kadar ruhun da sayısız hastalıklarından, hatta belki de yaşlılığın güçsüzlüğünden kurtulunabileceğini kabul etmeyecek meslekten kişiler de içinde, kimsenin olmayacağına inayorum. Oysa tüm yaşamımı çok gerekli bir bilimin araştırmasında kullanmak amacıyla ve yaşamın kısalığı ya da deney eksikliği yüzünden engellenmiş olmadıkça, onu izlersem kesin bir biçimde bu bilimi bulacağımı sandığım bir yola raslamış olarak bu iki engele karşı en iyi çarenin bulacaklarımın pek azını halka sadakatle iletmek olacağına ve güçlü zekaları, her birini eğilimine ve gücüne göre yapılması gereken deneylere yardım ederek ve öğrenecekleri tüm şeyleri halka da ileterek daha öteye geçmeye çağırmak olacağı yargısına vardım; böylece sonuncular öncekilerin ulaştığı yerden başlayarak birçoklarının yaşamlarını ve çalışmalarını birbirine bağlayarak hep birlikte her birimizin tek başına yapabileceğinden çok daha uzağa gidebilecektik (36).

Aynı zamanda, deneylerle ilgili olarak bilgide ilerlendiği ölçüde deneylerin gerekli olduğunu gördüm. Çünkü başlangıçta ancak duyularımıza kendi kendilerini sunan ve üzerinde biraz düşününce unutamayacağımız deneylerden yararlanmak daha az bulunur ve zor elde edilir deneyleri araştırmaktan daha iyidir: bunun nedeni, bu daha az bulunur deneylerin en genel nedenleri bilinmediği zaman ve bağlı oldukları koşullar hemen her zaman gözden kaçacak kadar çok özel ve çok küçük olduklarından, genellikle bizi yanıltıyor olmalarıdır. Ama benim burada izlediğim düzen şuydu. İlkin genel olarak dünyada olan ya da olabilecek olan her şeyin ilkelerini ya da ilk nedenlerini bulmaya çalıştım, bu amaçla ne dünyayı yaratan Tanrı'dan başka bir şeyi göz önüne aldım, ne de bu ilkeleri ruhumuzda doğuştan bulunan bazı doğruluk tohumlarından başka bir şeyden çıkardım. Bundan sonra bu nedenlerden çıkabilecek ilk ve en sıradan sonuçların neler olduğunu inceledim ve böylece gökleri, yıldızları, dünyayı ve hatta yeryüzünde suyu, havayı, ateşi, madenleri ve her şeyde en ortak, en basit, dolayısıyla tanınması en kolay olan benzer bazı başka şeyleri buldum sanırım. Sonra daha özel olan şeylere inmek istediğimde, onlar bana o kadar çeşitli göründü ki yeryüzünde bulunan cisimlerin biçimlerini ve türlerini, Tanrı isteminin yaratabileceği orada bulunabilecek sayısız başka şeylerden ayırabilmenin insan zihni için olası olmadığına inandım, buna göre sonuçlardan nedenlere ilerlemeden ve birçok özel deneyden yararlanmadan onları kendimiz için kullanmamızın olası olmadığını da düşündüm. Bundan sonra da, zihnimi duyularıma sunulmuş olan tüm nesnelere her yöneltişimde bulmuş olduğum ilkelerle kolayca açıklayamayacağım herhangi bir şeyi belirlemediğimi çekinmeden söyleyebilirim. Ama doğanın gücünün çok büyük ve pek geniş ve bu ilkelerin çok basit ve çok genel olduğunu, bu ilkelerden pek çok çeşitli biçimde çıkarılmış olabilecek hemen hemen başlangıçta tanımadığım hiçbir özel sonuç belirlemediğimi, benim en büyük güçlüğümün genelde bu sonuçların bu ilkelere hangi biçimlerde bağlandığını bulmak olduğunu açıkça söylemem de gerekir. Bu konuda düşündüğüm tek çare, bu biçimlerden biriyle açıklandıkları zaman verdikleri sonucun öbürleriyle açıklandıkları zaman verecekleri sonuçla aynı olmadığı bazı deneylere yeniden yönelmekti. Özetle, şimdi bu sonuca yarayabilecek deneylerin çoğunu yapmaya başlamaya gereken yönün ne olduğunu oldukça iyi gördüğümü sandığım bir yerdeydim; ama bu deneylerin neler olduğunu da ve ellerim ve gelirim bin kere daha çok olsa bile tümüne yetmeyeceği kadar çok sayıda olduklarını da görüyordum; öyle ki bundan böyle, az ya da çok deney yapma kolaylığım olacağına göre, doğanın bilgisinde az ya da çok ilerleyebileceğim. Yazdığım incelemede bunu anlatmaya ve halkın ondan sağlayabileceği yararı çok açık olarak göstermeye ve genellikle insanların iyiliğini isteyen herkesi yani görünüşte ya da yalnızca görüşlerinde değil gerçekten erdemli olan herkesi yapmış olduklarını benimle paylaşmaya ve yapılacak deneylerin araştırmasında bana yardım etmeleri için zorlamaya karar verdim.

Ama o zamandan beri başka nedenler görüşümü değiştirdi ve doğruyu bulduğum ölçüde önemli olduğu yargısına vardığım her şeyi yazmayı sürdürmenin gerçekten gerektiğini ve onları yayımlatmak istediğim zaman gösterdiğim özenin aynısını göstermeyi düşündüm: böylece onları iyi incelemek için daha çok fırsatım olacaktı, kuşkusuz insan pek çok kişinin göreceğine inandığı şeylere yalnızca kendi için olanlardan çok zaman daha yakından baktığı gibi, çoğunlukla onları kavramaya başladığımda bana doğru görünen şeyler onları kâğıda dökmek istediğim zaman yanlış göründüler: gücüm elverdiğince halka yararlı olmak için hiçbir fırsatı kaçırmayacaktım, yazılarımın bir değeri varsa onları ölümümden sonra okuyanlar onlardan gerektiği gibi yararlanabileceklerdi ama ben yaşarken yayımlanmasına hiçbir zaman evet dememeliydim, çünkü belki de karşı çıkışlara ve tartışmalara konu olacağı için, hatta böylece bana kazandırabileceği ün kendimi yetiştirmeye kullanmak amacında olduğum zamanı yitirmemden başka bir şey getirmeyecekti. Çünkü her kişinin kendisinin olduğu kadar başkalarının iyiliğini de sağlamak zorunda olduğu ve kimseye yararlı olmamanın tam olarak hiçbir şey anlamına geldiği doğru olsa da; emeklerimizin şimdiki zamandan daha uzak zamanlara ulaşması gerektiği de, torunlarımıza daha çok yarar getiren başka şeyler yapmak amacında olunduğunda belki yaşayanlara bazı yararlar getirecek şeyleri unutmanın iyi olduğu da doğrudur. Gerçekten, şunun bilinmesini çok isterdim; bugüne kadar öğrendiğim çok az şey, bilmediğim, öğrenmekten de umudumu yitirmediğim şeylerle karşılaştırıldığında, hemen hiçbir şeydir; çünkü bilimlerde doğruyu yavaş yavaş bulanların durumu, yoksul olduklarında çok emekle az kazanırken zengin olmaya başlayınca daha az emekle daha çok kazanç sağlayanların durumuyla hemen hemen aynıdır. Ya da onları, gücü zaferleriyle orantılı olarak artan ve bir çarpışmayı kaybedince durumu koruyabilmek için çarpışmayı kazandıktan sonra kentleri ve eyaletleri ele geçirmek yolunda varolandan daha büyük ustalığa gereksinimi olan ordu komutanlarına benzetebiliriz. Çünkü doğrunun bilgisine ulaşmamızı engelleyen tüm güçlüklerin ve yanlışların üstesinden gelmeye çalışmak gerçekten savaş vermektir, biraz genel ve önemli bir konuyla ilgili bazı yanlış görüşler edinmek bir savaş kaybetmektir; sonra, önceki duruma yeniden dönmek için güvenilir ilkelere sahip olunduğunda, büyük ilerlemeler yapmak adına, gerekenden daha çok ustalık gerekir. Kendi payıma, daha önce bilimlerde bazı doğrular bulmuşsam (bu kitabın içerdiği şeylerin bazı doğrular bulmuş olduğum yargısına vardıracağını umarım), bunun ancak aştığım beş ya da altı temel güçlüğün sonuçları ve bağlantıları olduğunu ve kendi yönümden onları şanslı olduğum savaşlar saydığımı söyleyebilirim. Hatta amaçlarımı tümüyle gerçekleştirebilmek için onlara benzer iki ya da üç savaşı daha kazanmaya gereksinimim olduğunu, yaşım pek ilerlemiş olmadığından doğanın olağan akışına göre bu sonuç için henüz yeterli zamanım olabileceğini düşündüğümü söylemekten çekinmeyeceğim. Ama kalan zamanımı iyi kullanma gücünden umutlu olduğum kadar tutumlu kullanmaya zorunlu olduğuma inanıyorum; fiziğimin temellerini yayımlarsam kuşkusuz zamanımı yitirmek için birçok fırsat bulacağım. Çünkü bu temellerin hemen tümü onları benimsemek için yalnızca dinlemek gerekecek kadar apaçık olsa da, aralarında göstermelerle ortaya koyacak güçte olmadığımı düşündüğüm bir tane bile bulunmasa da, onların başka insanların çeşitli görüşlerine uyması tümüyle olası olmadığından doğurucakları karşıtlıkların beni işimden çok zaman alıkoyacağını şimdiden görüyorum.

Bu karşı çıkışların bana yanlışlarımı tanıtmak açısından olduğu kadar, bazı iyi şeyler yapmışsam başkalarının bununla onu daha iyi anlamalarını sağlamak açısından da yararlı olacağı ve birçok kişi tek bir kişiden daha iyi görebileceği için onların şimdiden bu temelleri kullanmaya başlayarak buluşlarıyla bana yardım edecekleri de söylenebilir. Ama kendimi yanılgılara son derece açık biri olarak görsem de, usuma gelen ilk düşüncelere hemen hiçbir zaman güvenmediğimi bilsem de, bana yöneltilen karşı çıkışlardan edindiğim deney onlardan herhangi bir yarar ummamı engelliyor: çünkü dost saydığım kimselerden olduğu kadar benimle bir ilgisi olmadığını düşündüğüm kimselerden de ve hatta bana besledikleri sevgi yüzünden dostlarımın göremediği şeyleri kötülükleriyle ve kıskançlıklarıyla ortaya çıkarmaya çalışacağını bildiğim bazı kimselerin de yargısına çok defa tanık olmuştum; ama onların benim öngörmediğim bir şey üzerine bana karşı çıktıkları pek olmadı, böyle bir şey olmuşsa o da benim konumdan çok uzak olmuştur; öyle ki görüşlerimin benden daha az katı, benden daha az hakbilir herhangi bir eleştiricisiyle hemen hemen hiç karşılaşmadım. Okullarda uygulanan tartışmalarla önceden bilinen herhangi bir doğrunun ortaya çıkarıldığını hiçbir zaman görmedim, çünkü her biri kazanmaya çalışırken nedenleri olumlu ve olumsuz yönde tartmaktan çok gerçek gibi görüneni değerlendirmeye çalışır; uzun süre iyi avukat olmuş olan kişiler bu yüzden daha sonra iyi yargıç olamazlar.

Düşüncelerimin iletilmesinden başkalarının edineceği yarara gelince, bu yarar çok büyük olamazdı, çünkü onları henüz ileri götürmüş değildim ve uygulamaya geçmeden önce onlara pek çok şeyin eklenmesine gereksinim vardı. Bunu yapabilecek biri varsa o herkesten çok ben olmalıyım, bunu övünmeden söyleyebilirim: elbette dünyada zekâsı benimkiyle ölçülemeyecek kadar iyi pek çok kimse yok değildir ama insan başkasından öğrendiği bir şeyi kendi bulduğu bir şey kadar iyi kavrayıp kendinin kılamaz. Bu konuda çok doğru olan şudur: çok zeki kimselere görüşlerimden bazılarını açıkladığımda genellikle ben kendilerine anlatırken onları çok seçik olarak anlar görünseler de, onları yinelediklerinde hemen her zaman onları bunlar benimdir diyemeyeceğim kadar değiştirmiş olduklarını gördüm. Bu nedenle, benim bildirmediğim bir şeyi birileri benimmiş gibi gösterdikleri zaman, torunlarımızın buna inanmamalarını dilemekle kendimi mutlu duyuyorum. Yazıları elimizde olmayan tüm eski filozoflara (37) yükletilen garipliklere hiçbir zaman şaşmadım ve bunun için, zamanlarında en iyi zekâlar olduklarını ama yalnızca bize kötü iletilmiş olduklarını görerek düşüncelerinin çokça usdışı olduğu yargısına varmadım. Görüldüğü gibi, onların çömezlerinden hiçbirinin hemen hiçbir zaman onları aştığı olmamıştır; şimdi Aristoteles'in izleyicisi olanların en tutkuluları doğanın bilgisine onun kadar ulaşabilmiş olsalardı, hatta daha çoğunu hiçbir zaman elde edememek koşuluyla da olsa kendilerini mutlu sayacaklardı. Onlar tutundukları ağaçtan daha yükseğe çıkmaya yönelmeyen ve hatta genellikle tepeye kadar ilerledikten sonra yeni baştan aşağıya inen sarmaşıklar gibidirler; çünkü bence oradan yeniden aşağıya inenler yani kaynaklarında anlaşılır biçimde açıklanmış her şeyi bilmekten hoşnut olmayanlar, bunun ötesinde üstüne hiçbir şey söylemedikleri ve belki hiçbir zaman düşünmedikleri pek çok güçlüğün çözümünü bulmak isteyenler bu güçlükleri incelemekten kaçınırlar, böylece bir biçimde kendilerini daha bilgisiz kılarlar. Bununla birlikte, onların felsefe yapma biçimleri ancak zihinleri çok sıradan kişilere uygun düşer; çünkü kullandıkları belirlemelerin ve ilkelerin karanlığı, onların her şey üzerine bilirmiş gibi korkmadan konuşabilmelerinin ve en ince ve en usta olanlara karşı onları inandıracak araçları olmaksızın, söyledikleri her şeyi savunabilmelerinin nedenidir. Bu konuda onlar bana, gözü gören bir kişiyle zorluğa düşmeden dövüşmek için onu çok karanlık bir mahzenin dibine indirmek isteyen bir köre benzer görünürler; diyebilirim ki kullandığım felsefenin ilkelerini yayımlamaktan vazgeçişimde bu gibilerin yararları vardır, çünkü bu ilkeler çok basit ve apaçık olduklarından ben bu ilkeleri yayımlarsam aynı şeyi yapmış ve onlara birkaç pencere açmış olacağım, böylece dövüşmek için indikleri mahzene ışık girmesini sağlamış olacağım. Ama en iyi zekâlar bile onları bilmek isteyecek durumda değildir: çünkü her şeyden söz etmek ve bilgin olma ününü kazanmak istediklerinde, bana, bazı şeylerde azar azar ortaya çıkan ve başka şeylerden söz etmek gerekince insana içtenlikle ben bunu bilmiyorum dedirten doğruyu araştırmaktan çok, her alanda büyük bir zahmete girmeden bulunabilecek varsayımla yetinerek daha kolay ulaşacaklardır (38). Bilmediği hiçbir şey olmamak gururu yerine elbette daha benimsenir olan şeyi yani çok az doğrunun bilgisine ulaşmış olmayı seçerlerse ve benim izlediğim yola benzer bir yol izlemek isterlerse, onlara bu konuşmada söylediğimden daha çok bir şey söylemem gerekmez. Çünkü benim yaptığımdan çok daha öteye gitmeye yatkınsalar bulmuş olduğum, düşündüğüm her şeyi kendileri de nasıl olsa bulacaklardır. Her şeyi her zaman ancak sırasıyla izlediğime göre, hâlâ ortaya koymam gereken şeylerin daha önce bulduğum şeylerden daha güç ve daha gizli olduğu kesindir ve onlar bu şeyleri benden çok kendilerinden öğrenmekten hoşnut olacaklardır; ayrıca, öncelikle kolay şeyleri araştırarak ve yavaş yavaş, adım adım daha güç şeylere geçerek kazanacakları alışkanlık onlara benim tüm açıklamalarımdan daha yararlı olacaktır. Öyle ki kendi payıma ben gençliğimden beri göstermelerinden başlayarak araştırdığım tüm doğruları bana öğretmiş olsalardı, onları öğrenmek için hiçbir güçlüğüm olmasaydı, belki de hiçbir zaman başka doğruları bilmeyecektim ve en azından onları araştırmaya çalıştığım ölçüde her zaman onların yenilerini bulmayı düşünmenin alışkanlığını ve kolaylığını kazanamayacaktım. Özetle, dünyada başlayanın kendisinden başka kimsenin çok iyi sonuçlandıramayacağı bir yapıt varsa, o da benim çalıştığım yapıttır.

Gerçekten, bu konuda yararlı olabilecek deneyleri bir insan tümüyle tek başına yapmakta yeterli olamaz, ama kendi ellerinden başkasını da bu işte yararlı biçimde kullanamaz; bunu yapsa yapsa zanaatçıların elleri ya da para vererek çalıştıracağı kimselerin elleri yapabilir, çünkü çok etkili bir araç olan kazanma umudu onun göstereceği her şeyi onlara yaptırabilir. Çünkü merakla ya da öğrenme arzusuyla belki ona yardım etmeyi isteyecek gönüllülere gelince, genellikle verdikleri söz yaptıkları işten daha çoktur ve onlar yalnızca hiçbir zaman başarılamayan güzel önerilerde bulunurlar, bunun bazı güçlüklerin açıklanmasıyla ya da en azından bu iş için yitireceği zamandan daha az zamana değmeyen birkaç övgüyle ve birkaç yararsız sözle ödenmesini kesinlikle isterler. Başkalarının daha önce yapmış olduğu deneylere gelince, bunları ona iletmek istediklerinde bile bunlara giz diyenler bunu hiçbir zaman yapmazlar, bu deneylerin çoğu öylesine yüzeysel koşullarla ya da bileşenlerle karışmıştır ki onların içinden doğruyu bilip çıkarmak son derece güç olacaktır; ayrıca bu deneyleri yapanların onları ilkelerine uygun göstermeye çabalamış olmaları nedeniyle o bunları hemen tümüyle çok kötü hatta çok yanlış açıklanmış bulacaktır; aralarında ona yarayan birkaç tane varsa onları seçmek için kullanması gereken zamanda o deneyler yeniden yapılabilirdi. Öyle ki dünyada en büyük şeyleri ve halka en yararlı şeyleri bulmaya yatkın olduğu kesin olarak bilinen bir kimse olsa, bu nedenle öbür insanlar onun amaçlarına ulaşmasına tüm araçlarıyla yardıma çabalasalar, onun için gereksinimi olan deneylerin giderlerini karşılamaktan ve kimsenin uyarsız davranışlarıyla onun zamanını elinden almasını engellemekten başka bir şey yapabileceklerini düşünmüyorum. Ama olağanüstü bir şey söz vermeyi isteyecek kadar kendime güvenli olmadığım gibi, devletin amaçlarımla çok ilgilenmesi gerektiğini düşleyecek kadar boş düşünceler de beslemediğim gibi, hak etmediğime inanılacak herhangi bir iyiliği kabul etmeyi isteyecek kadar sığ ruhlu da değilim.

Birbirine eklenen bütün bu düşünceler üç yıl önce elimde bulunan incelemeyi tanıtmak istemememe, hatta yaşadığım sürece böylesine genel ve fiziğimin temellerini açıklayabilecek başka hiçbir kitabı hiç kimseye göstermeme kararı almama neden oldu. Ama ondan sonra beni bazı özel denemeleri buraya almak ve eylemlerimin ve amaçlarımın hesabını halka vermek zorunda bırakan başka iki neden ortaya çıktı. Birincisi, bunu yapmazsam, daha önce bazı yazılarımı yayımlamak istediğimi bilen birçok kişi vazgeçmemin, öyle olmasa da benim zararıma olabilecek nedenleri olduğunu düşünebilirlerdi. Çünkü aşırı ünü sevmesem de, hatta onun her şeyin üzerinde saydığım dinginliğe aykırı olduğunu düşündüğüm için ondan nefret ettiğimi söylesem de, eylemlerimi suç gibi gizlemeye de, tanınmamış olmak için birçok önlem almaya da hiçbir zaman çalışmadım; böylece kendime haksızlık ettiğime inandığım kadar bunun aradığım eksiksiz ruh dinginliğini yeniden bozacak bazı kaygılar verebileceğine de inandım. Her zaman tanınmaya da tanınmamaya da ilgisiz kaldığım için, bazı ünler elde etmemi engelleyemedim, en azından kötü ün edinmekten kendimi korumak için elimden geleni yapmam gerektiğini düşündüm. Beni bunu yazmaya zorlayan öbür neden şudur: gereksinimim olan ve başkasının yardımı olmadan tek başıma yapamayacağım birçok deney yüzünden, devletin işlerime büyük ilgi göstereceğini ummak gibi bir düşe kapılmamakla birlikte, kendimi yetiştirmek konusundaki tasarımın her gün gecikmeye uğradığını görerek, benden sonra geleceklere, tasarılarımı gerçekleştirmekte bana ne açıdan yardımları dokunabileceğini anlatmayı geciktirmiş olmasaydım onlara yaptığımdan çok daha iyilerini bırakabilirdim düşüncesini verip bir gün beni suçlamalarına yol açmakla kendime kötülük etmek istemem.

Bilimlerde neyi yapabileceğimi ve neyi yapamayacağımı çok açık olarak göstermeyi elden bırakmadan, çok tartışma konusu olmayan, ilkelerimle ilgili olarak istediğimden daha çoğunu söylemeye beni zorlamayan bazı konuları seçmemin benim için kolay olacağını düşündüm. Bu konuda başarılı olup olmadığımı söyleyemem, yazılarımdan kendim söz ederek kimsenin yargılarını etkilemek de istemem; ama yazılarımı incelemelerinden çok hoşnut olacağım ve daha çok fırsatları olması için karşı çıkmayı isteyen herkesin bunları yayımcıma yollama zahmetini göze almalarını rica ediyorum, onun aracılığıyla onların bilgisine ulaşınca aynı zamanda yanıtlarımın oraya ulaşmasına çalışacağım; bu yolla okuyucular birini ve öbürünü birlikte görerek gerçeğin yargısına çok daha kolaylıkla varacaklardır. Çünkü onlara uzun yanıtlar vermeyi asla söz vermiyorum, ancak yanlışlarımı bilirsem onları içtenlikle bildirmeye ya da onları göremezsem durmadan bir konudan bir konuya geçmemek için yeni hiçbir konunun açıklamasını eklemeden yalnızca yazdığım şeylerin savunması için gerekli olduğuna inandığım şeyleri söylemeye sözveriyorum.

Diyoptrik'in ve Meteorlar'ın başlangıcında söylediğim şeylerin bazıları, ilkin onları varsayımlar olarak adlandırdığımdan ve onları kanıtlamak amacında değilmişim gibi göründüğümden şaşkınlık yarattıysa, tümünü dikkatle okumak sabrını gösterirlerse onda aradıklarını bulacaklarını umarım. Çünkü bana öyle geliyor ki orada nedenler aralarında birbirini öyle bir biçimde izliyor ki sonuncular onların nedeni olan birincilerle kanıtlanıyorlar, buna karşılık birinciler de onların sonuçları olan sonuncularla kanıtlanıyorlar. Burada mantıkçıların döngü diye adlandırdıkları yanlışa düştüğüm düşünülmemelidir; çünkü deney bu sonuçların çoğunu çok kesin kıldığından onları çıkarsadığım nedenler onları kanıtlamaya değil, açıklamaya yararlar; ama tam tersine bu nedenler sonuçlarla kanıtlanırlar. (39) Onları varsayımlar diye adlandırışımın nedeni onları yukarıda açıkladığım bu ilk doğrulardan çıkarabilmeyi düşündüğümün bilinmesi içindir, ama kendilerine iki üç sözcük söylenildiğinde başkasının yirmi yılda düşündüğünü hemen bir günde öğrendiğini sanan, yanılmaya çokça eğilimli ve doğruya yatkınlığı az olan çok kavrayışlı ve çok canlı bazı zekaların bundan benim ilkelerim diye düşündükleri şey üzerine saçma bir felsefe kurmak fırsatı bulmamalarını ve onda yanlışı bana yüklemelerini engellemek için özellikle bu çıkarsamayı yapmaktan kaçındım. Çünkü tümü benim olan görüşlere gelince, yeni oldukları için onları hoşgörüyor değilim, öyle ki nedenleri iyice gözden geçirilirse çok basit ve sağduyuya çok uygun bulunacaklarına ve aynı konularda elde edilebilecek başka tüm görüşlerden daha az olağandışı ve daha az yabancı görüneceklerine inanıyorum. Bu görüşlerden hiçbirinin ilk bulucusu olmakla övünmediğim gibi onları başkaları söyledi ya da söylemedi diye değil, yalnızca us beni onlara inandırdığı için benimsedim.

Zanaatçılar Diyoptrik'te açıklanmış olan buluşu hemen uygulayamazlarsa bunun için onun yanlış olduğunun söylenilebileceğine inanmıyorum: çünkü onda tasarladığım makineleri hiçbir koşulunu eksik bırakmadan yapmak ve uyarlamak için ustalık ve alışkanlık gerektiğine göre, ilk seferde başarıya ulaşmış olsalardı bu beni kendisine iyi bir nota kitabı verilen herhangi birinin yalnızca bununla bir günde eşsiz biçimde lavta çalmayı öğrenebildiğini görmekten daha az şaşırtmazdı. Öncülerimin dili olan Latince'yle değil de ülkemin dili olan Fransızca'yla yazışımın nedeni, görüşlerimi ancak yalnızca kendi doğal arı uslarını kullanan kişilerin eski kitaplara inananlardan daha iyi yargılayacaklarını ummamdandır. Sağduyuyu öğrenimle birleştirenlerin, ki yalnızca onlar benim yargıçlarım olsun isterim, nedenlerimi halkın diliyle açıkladığım için onları dinlemekten kaçınacak kadar Latince yandaşı olmayacaklarına inanıyorum.

Özetle, burada bilimlerde gelecekte yapmayı umduğum ilerlemelerden özellikle söz etmek ve halk karşısında yerine getireceğime güvenmediğim herhangi bir sözle yükümlü olmak istemiyorum; ama yalnızca şunu söyleyeceğim, yaşamak için bana kalan zamanı hekimlik için bugüne kadar olanlardan daha güvenli kuralların çıkarılabileceği doğanın bazı bilgilerini edinmeye çalışmaktan başka bir şeye kullanmamaya karar verdim (40) ve eğilimim beni başka her çeşit tasarıdan, özellikle birilerine yararlı olmadığı gibi öbürlerine de zararlı olmayan tasarılardan öylesine uzaklaştırdı ki bazı fırsatlar beni onları kullanmak zorunda bıraksaydı bu işte başarılı olamazdım sanıyorum. Burada, dünyada bana saygınlık kazandırmaya yaramayacağını bildiğim bir şeyi açıklıyorum, bu saygınlığı elde etmeyi de hiçbir zaman düşünmedim; hiç engellenmeden boş zamanlarımdan yararlanmamı sağlayan kişilere, bana dünyanın en onurlu görevlerini veren kişilerden çok daha bağlı olacağım.

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP