AMERİKAN FELSEFESİNİN YENİDEN CANLANIŞI: JOHN J. MCDERMOTT - 4

McDermott, her Amerikan filozofunun bu diyalektiği farklı bağlamlarda ama benzer şekilde ortaya koyduğunu ifade ederek, bunun örneklerini Peirce, Dewey, Royce ve W. James'in düşüncelerinde gösterir.

Bunların yanı sıra McDermott, Emerson'un kozmopolit dini öğrenimi ve demokratik mizacının Amerikan felsefesinin klasik öncesi dönemi açısından önemini vurgular. Tek bir cümleyle McDermott'un Emerson'u açıklık ve demokratik mesajın ilham ettiği felsefi ihtilalinin dramatik bir görünümüdür.

IV

McDermott, Josiah Royce'un (1855-1916) edebî, coğrafik, popüler ve teknik felsefi makaleler, teolojik araştırmalar, mantık ve matematikteki formal yazılar ve romanları ile yaratıcı çalışmalar ortaya koyduğunu ve bu çalışmalarda üslubunun son derece farklı ve sıra dışı olduğunu ifade eder. Ona göre Royce'un felsefi çalışması Amerikan felsefesinin değerlendirilmesinde hem büyük öneme hem de minnettarlığa sahiptir. McDermott, Royce'un çalışmalarında 'yabancı' veya 'germenci (teotonic)' bir şeyler olduğu iddiasını reddeder. Ona göre Royce, Avrupa romantizmine özellikle Alman idealizmine bağlanırken Amerikan tecrübesi tarafından derin ve açık bir şekilde etkilenmiştir. McDermott, Royce'un felsefesini, birbirine zıt görünen fikir dalgalarının üstesinden gelmek olarak tasvir eder.

McDermott, alışılageldik şekilde bu düşüncelerin arkasında yatan şahsi detaylara dalar. O, Royce'un hayatının felsefesinin anlaşılmasında bir anahtar olacağını ancak Royce'un şahsi detaylar konusunda ketum olduğunu beyan eder. Royce, California'ya ilk yerleşen evangelist bir ailede tek erkek çocuk olarak doğdu ve yetişti. Avrupa- Amerika entellektüel hayatının en meşhur okullarında eğitim gördü. Bu okullar, California, Leipzig, Göttingen ve Johns Hopkins Üniversiteleri idi. Mezun olduktan sonra Berkeley Üniversitesine döndü. 1876'da W. James ile tanıştı daha sonra James'in etkisiyle 1882'de Harvard'da görev aldı ve burada otuz yılı aşkın felsefe öğretti. Akademik başarısına karşın, Cambridge'deki günlerinde önemsemezlikle karşılaştı. McDermott'un deyişiyle, bu derin manevi bir dışlanma idi. Aslında bu duygu Royce'un derdinin avukatıdır. McDermott, Royce'un zihni derdini ve çocuklarının bazılarının trajik yaşamlarını bile gizlediğinden bahseder. Bu talihsizliğe, hissiz bir evlilik, keskin zihni problemler, depresyon ve oğlu Cristopher'un hastalığı, ekonomik problemler dahil olmuştur.

McDermott, Royce'un şahsi meselelerini diğerlerinin meselesi gibi gördüğünü ve Royce'un tüm bu katlanılan şeylerin bir anlamı olduğuna inandığını ifade eder. O, Royce'un olağanüstü başarılarını içsel kuvveti ve yaşama azmine bağlar ve bu çabaların Royce'un topluma şükranı olduğunu beyan eder.

McDermott, Royce'un felsefesini uygun olmayan parçaların daha geniş bir sistemde anlamını bulduğu incelikli bir idealizm olarak tanımlar. Royce'a göre tek fikirler, sonsuz bir sitemin parçası olarak anlaşılmadıkça parça olarak kalırlar. Royce tek tek fikirlerin dahi bütünün bir parçası olduğunu, bu şekilde yorumlanmadıkça zihnin hata yapacağını söyler. Hata, bazı objeleri tanıtmaya niyetlenen düşünce ve yargılardır. Royce, hatayı Doğru'nun dikişsiz elbisesinin bir parçası olan heykel gövdesi olarak görür. Ona göre tecrübî sunîlik olarak bir parça, hatanm varlığı birisi tarafından -bir yerde ve bir şekilde- sadece tüm imkanların bilindiği toplam ürün ortaya çıkınca bilinir.

McDermott'a göre Royce'un tüm sisteminin pratik yolu veya uygulaması ahlak ve din felsefesinde ortaya çıkar. Sözgelimi hata sorunu gibi kötülük meselesinin de aynı yolla düşünülebileceğini ileri sürer. Royce'un varoluşun özü problemi, hata ve kötülüğün bazı felsefî çözümleri bulunarak tedavi edilmesine dayanır. Royce'a göre kısmi kötülüğün varlığı Mutlak İyinin varlığına delil olabilir. O, The Problem of Job'da ahlaki kötülük eyleminin, iyi irademizle onun üstesinden geleceğimiz bir işaret olarak kabul eder. McDermott, Royce'un idealistik çözümünün nihai olarak başarılı olacağına inanmaz. Zira Royce, zorlukların gerektirdiği zihni bağlamları tecrübî yemlenmeler olarak görür. Campbell, McDermott'un Royce'un ilk dönem felsefi çalışmaları ile sosyal felsefeye dönüşüne önem vermediğini yazar. McDermott, Royce'un çalışmalarının hayatının sonlarına doğru sosyal felsefeye dönüştüğünü, bu felsefenin toplumu geliştirmede isteklilik, hoşgörü ve nasihatlarla örüldüğünü yazar. Royce, the Problem of Christianity'de Hıristiyanlığın sembol ve geleneksel fikirlerini kendi sistemi ışığında tekrar yorumlar. McDermott'a göre o, Peirce'ün üçlü işaretler doktrinini yorum yöntemine dönüştürür. Bu kitapta Royce, Mutlak İdealizmin diline sadakat gösterir ve 'süreç halindeki' toplumdan çok Mutlak hakkında konuşur. Royce, insanların birbiri arasındaki çatışmaları uzlaştırarak ve bunları yorumlayarak büyük toplumları oluşturabileceklerini söyler. Royce bunun formülünü The Philosophy of Loyalty 'de verir. Royce, böylesi bir topluma sahip olmanın toplumun hedeflerine sadakat gösterirsek mümkün olabileceğini söyler. Royce'a göre sadakat, günlük hayatımızda ve en derin ihtiyaç ve özlemlerimizi destekleyen çabalardaki en önemli erdemdir. Tabii ki çok azımız topluma bu sadakati gösterebiliriz. Royce, özel acılarımız bizi toplumdan soyutlamaya götürse de sosyal yerimizin ince anlamının bizi sabit sözlüklere yönelteceğini söyier.

Royce'a göre büyük ve seviien bir toplum inşa etmenin önündeki en büyük engel, birbirinden ayrı fertlerin varoluşudur. Sadakatsiz ve ilgisiz şahıs, toplumun bozulmasını isteyen politik, sosyal ve dini ideolojilerin aradığı saf alettir. Birbirinden ayrı insanların sadakati bedavacılık illeti kaybolduğunda biter ve bu noktada özgürlük ve sadakatlerimize saldın başlar. Sadakat ne zaman büyük bir topluma dönüşürse o zaman sorunlarımızı çözücü olur. McDermott, Royce'u takip ederken iki zorlukla karşılaştığımızı belirtir. Bir tarafta, ferdi özgürlüğünü bahane ederek toplumun çekim gücüne direnen insanların yükün paylaşılmasına katılmayışı meselesi. McDermott'a göre topluma bağlılık ile şahsi otonomi arasında hiç bitmeyen derin ve stresli çatışma vardır. Diğer tarafta, ileriyi / geleceği bilmedeki zorluğumuz. McDermott, bu durumu tuzağa düşmeden yağmacıyı bilmenin mümkün olmadığı örneğiyle açıklar. Bununla beraber McDermott, her iki zorluğun aslında Royce'un problemlerinden çok bizim problemlerimiz olduğunu söyleyerek, sadakatin her şeye rağmen insan problemlerinin üstesinden gelmede başlangıç noktası olduğunu beyan eder.

V

McDermott, William James'i zamanının en polemikli ve en önemli problemleriyle uğraşan yeni ufuklar açan (seminal) bir filozof olarak nitelendirir. Ona göre James, bir bütün olarak okunduğunda 'zamansız bir yazardır'. James, tarihi ve sosyolojik bağlam göz ardı edilirse, tek bir nesil ve özel bir felsefi harekete bağlanamaz. McDermott, Whitehead'in James'i felsefe tarihinin en büyük dört filozofundan -Platon, Aristoteles, Leibniz ve James- biri olarak nitelendirmesini ciddiye alır.

McDermott'a göre Amerikan felsefesinin altın çağı, James'siz anlaşılamaz. Bu yüzden o, James hakkında yapılacak çalışmaların hem o çağın hem de günümüzün problemlerinin anlaşılmasına büyük katkılar yapacağına inanır. Campbell, McDermott'un James'i yeniden keşfetme çabaları ile artık James'in ihmal edilmeyeceğini ileri sürer.

McDermott'a göre James'in düşüncesi yirminci yüzyıl düşünce ve değerlerine bir giriştir. James'in radikal tecrübecilik anlayışının içerimi olarak ilişkiler doktrini, çoğulculuk, pragmatik bağlamcılık, geçicilik ve ahlak zaferi için savaş önerisi onun potansiyel katkılarıdır. Bir başka deyişle modern fizik, psiko analiz ve derinlik psikolojisi, modern sanat ve ilişkiye verdiği önem ile yirminci yüzyıl düşünce ve değerlerine girişi sağlar. McDermott'a göre daha da önemlisi James, bir süreç felsefecisidir; sonuç ve ürünlerden daha çok akış ve yolculuğu onaylayan bir düşünceyi temsil eder. Bu yolculukta James, insan tecrübesinin üç büyük ana noktasını belirlemiştir; öz-bilinç, ulusal kültür ve kozmik yapı.

McDermott, James ailesinin analiz edilen birkaç aileden biri olduğuna işaret ederek James ailesinin hala cazibesini ve gizemini sürdürdüğünü beyan eder. McDermott bir çok sebepten dolayı James ailesini anlamanın James'in hayatı ve eserlerini anlamada çok önemli olduğunu beyan eder. O, sözgelimi babasının Swedenborg doktrinin James'in din anlayışının oluşmasında etkili olduğunun yazar. Yine o, James'in zayıf bünyesinin sinirlerinin zayıflığına ve kuruntulara sebep olduğunu, dolayısıyla sayısız semptomlar geçirdiğini ifade eder. Ona göre James'in hayatı bazen dengesizlikler, rahatsızlıklar, olağanüstü azim ve zaferlerle doludur. McDermott, onun kriz yazılarına vurgu yaparak, 1868-1870 yılları arasındaki yazılarının yeni Prometuscu bir tablo çizdiğini vurgular.

McDermott, James'in felsefi girişiminin yeni ile başladığını, eğer bu görüşleri biri anlarsa hiçbir şeyin artık eskisi gibi görünmeyeceğini söyler. Ona göre James'in 'farklılığın olmadığı herhangi bir yerin başka bir yerde fark ortaya çıkarmayacağı' görüşü doğruluk konusunda Kopernik devriminin taşıdığı anlama benzer. Bu anlayış tecrübemizin insan hayatının önemli ve yaratıcı görünümleri taşıdığını ve düşüncenin açık uçlu yapısının geleneksel felsefeye skandal olacak yeni bir çığır açarak, bize verimli ve makul bir varış yeri kazandırdığını ortaya koyar. McDermott, James'in 'varoluşumuz, toplam anlamın olmadığı, zihniîiğin ve bilginin son bulmadığı daimi tecrübeyi mümkün kılar' ifadesiyle gerçekliğin insan zihnine nihai ve tam olarak verilmediğine vurgu yapar.

McDermott'a göre bu görüşün anlamı gerçekliğin durgun ve tamamlanmış olmadığı, aksine evrimsel, gelişmeci ve süreçsel olduğudur. Bu durum ise insan araştırma ve çabalarını değerli kılar. McDermott, James'e göre insan zihni ve gerçekliğin, insan tasavvurunun "güçleri" ile insan eyleminin "enerjileri" ile anlamın kaynağını oluşturmak için ilişkiye girdiğini ve bu şekilde ortaya konan anlamın, hiç bir zaman tamamlanmaz olduğu görüşünü aktarır. James'e göre "gerçekliğin en önemli mahiyeti" güçlerimize uygun olması ve bu yüzden de tam olarak açıklanmaz olmasıdır."

McDermott'a göre James'teki bu 'sonu gelmeyen çoğulculuk' iki yönlüdür. Bir yanda kendi tarihini ihlal eden çokluk olarak tabiat, diğer tarafta 'her insan perspektifinin' diğer perspektiflerle uyuşacak yapıda olmayışı. Dahası, bu çoğulculuk, geçici, bir kereliği temsil etmez. McDermott, James'in çoğulculuğu, bizi teolojik, bilimsel ve ideolojik karmaşadan kurtaracak, açıklığı bulacağımız geçici sapma veya oyun olmadığın aksine çoğulculuğun, sadece insanın değil aynı zamanda gerçekliğin karşı çıkılmaz evrimci ve gelişmeci karakteri olduğunu yazar. Ona göre James'in çoğulculuğu, çağdaş dünya sahnesinin şahsî, sosyal, politik ve ulusal politikaları için temel standarttır.

McDermott'a göre James çoğulculuğunun zemini, bilginin son olmadığı eskatolojisine ve tecrübe akışını olumlayan, toplam açıklama ilkesi olmayan zihniliğe dayanır. Ona göre James'in 'bilinç ırmağı' teorisi eylem ve düşünce arasını kapatmada seçkin bir çabayı temsil eder.

McDermott, James'in siniklik ve agnostisizmden din, bilim, ahlak ve psikolojik alanlarında kaçındığını ifade eder. Zira James bu alanlardaki problemleri varoluşsal kabul eder. James, sözgelimi inanç konusunda insanın iki seçeneğin -inanma ya da inanmamanın- dışına çıkamayacağını, meseleleri teorik kabul ederek agnostik duruşla problemden kaçamayacağını beyan eder. Ona göre James'in tüm çabası, hayatın anlamı ve değeri konusunda derin bir bilinç uyandırmak ve insanları bu doğrultuda çabalara sevk etmektir. Bu yüzden McDermott, James'in bir iyimserci olmadığına dikkat çeker. Çünkü James imanı, kesin olduğumuz bir şey hakkındaki inanç olarak değil aksine enerji, sondaj, risk olarak görür. Hayat, bağlam, az ya da çok, zengin veya fakir olarak ortaya çıkan uğraşılar serisidir.

McDermott, James'in zamanındaki monizm, düalizm, panpisişizm, fenomenalizm, tecrübecilik ve idealizm olarak listelediği görüşleri felsefi perspektifte genel bir görüş olarak geliştirmeye giriştiğini yazar. James'in geliştirdiği yeni felsefesi "radikal tecrübeciliktir". Tecrübe, James'in felsefesinde tek ve en önemli ilgidir. James'e göre insan yaşamını inşa etmede tecrübeye güvenmeliyiz, zira yeterince dikkat gösterirsek tecrübenin pedagojik mahiyetini görebiliriz. James'in vurguladığı tecrübenin pedagojik mahiyeti, McDermott'un düşüncelerini oluşturan ana unsurlardan biridir. McDermott, James'in ilişkilerin statüsü olarak tanıttığı, radikal tecriibeciliğin pragmatizm ile asli ilişkide olduğunu, birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyler. Ona göre ilişkisel özden bakılınca pragmatizm radikal tecriibeciliğin yöntemsel uygulaması olarak anlaşılabilir.

McDermott, James'in temel dünya görüşünü anlamak için James'ten uzunca bir alıntı yapar:

İnsan tecrübesi, geniş oranda gerçekliğin eylemler içinde aktığının farkındadır. Bu akış, sürece dönen, bitirilmemiş, henüz tamamlanmış yapı ve alakalı yenilikleri kıran bir mahiyettedir. Yaşantımızın çoğunu çok az kısmı kavramsal sistem veya alışkanlıklarla açıklanan tanıdık tecrübe alanlarına odaklanmış olarak yaşarız. İdeal olarak bu odak, tecrübenin saçaklarına ulaşıncaya kadar çoğu zaman müphem ve eklem olarak fakat daima ve derin anlamlar içinde ilerler. Dini tecrübe, sıradan olmayan fiziki tecrübe, estetik tecrübe, uyuşturucu tecrübesi, Yogadaki psiko fizyolojik durumlar ve nöroük ve psikotik tecrübeler, potansiyel olarak tecrübenin saçaklanndaki zenginliklerdir.

McDerrnott'a göre James, bu düşüncelerle tecrübemizin içeriklerine yönelmemizin yeni tecrübe ve yeni ilişkiler için zemin sağlayacağına inandığını beyan eder. Zira radikal tecrübecilik, daimi ve tecrübe edilen ilişkilerin daha geniş bir zeminini içerir.

1 | 2 | 3 | 4 | 5

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © 2007

    Back to TOP