KONFÜÇYÜS ve KONFÜÇYÜSÇÜLÜK - 1

Ahmet GÜÇ

ÖZET

Konfüçyüs (M.Ö. 551-479), Çinlilerin başlıca dini olan Konfüçyüsçülüğün kurucusudur. O kendisinin, eski bilgelerin hikmetli sözlerini tekrarlamak suretiyle, barış ve iyi idareye katkıda bulunma misyonuna sahip olduğuna inanmıştır. Fakat onun, yönetimle ilgili düşünceleri yönetici prensleri fazla cezbetmemiştir. Böylece o, kendisini araştırma ve eğitime vermiştir. Konfüçyüsçülük, Çin Klasiklerine dayandırılan ve Konfüçyüs’ün ismiyle ilişkilendirilen -dinî ve ahlâkî, sosyal, politik ve ekonomik- inanç ve uygulamalar bütünüdür.

GİRİŞ

Konfüçyüsçülük, Çin klasiklerine dayandırılan ve Çin’in büyük bilgin ve filozoflarından olan Konfüçyüs’ün adına izafe edilen dinî, ahlâkî, sosyal, politik ve ekonomik konularla ilgili inanç ve uygulamalar bütününün adıdır. Çin’in yerli ve millî dinlerinden biridir . İsmini Konfüçyüs’ten almış olan Konfüçyüsçülük, “daha önceki dönemlerden beri Çin’de var olan tabiî dinin üzerine perçinlenmiş olan bir ahlâk sistemi” olarak da tanımlanmıştır .

Konfüçyüsçülük Çin’de Ju Chiao (Bilginlerin Öğretisi) ve K’ung Chiao (Konfüçyüs’ün Öğretisi) diye adlandırılmıştır. Konfüçyüsçülüğün kökleri Konfüçyüs’ten daha öncesine, “Ju” diye bilinen bir bilgin sınıfının öğretilerine kadar gider. Bu sınıf eski Çin’de, Gök’e ve Yer’e kurban ve duaların sunulduğu, yani tabiat tanrılarına ve ata ruhlarına ziyafetlerin verildiği resmî bir kültün dinî âyin ve törenlerinde görev alan uzman kişilerdi . Konfüçyüsçülük’te kutsal metinler, tanrı inancı, ibadet, ahlâkî prensipler ve felsefî sistem gibi hususlara geçmeden önce, Konfüçyüs’ün hayatı hakkında bilgi vermek uygun olacaktır.

A. HAYATI

Konfüçyüs, Çin’de şimdiki Şantung’un bir bölümü olan Lu eyaletinin Tsou şehrinde, M.Ö. 551’de dünyaya gelmiştir. Ona verilen Konfüçyüs ismi, K’ung Fu-tzu’nun (Üstad veya Filozof Kung) latincesidir. Çince ismi K’ung Ch’iu olup kendisine Chung Ni ünvanıyla hitap edilmiştir. Üç yaşında babasını kaybetmiş ve hayatı yoksulluklar içinde geçmiştir. Öğrenmeye olan sevgi ve merakı sebebiyle 15 yaşından itibaren kendisini ilme vermiştir. 19 yaşından itibaren bir okul açmış ve öğrenci yetiştirmeye başlamıştır. Onun metodu yeni görüşler ortaya koymak değil, sadece eskilerin hikmetli sözlerini aktarmaktı. Konfüçyüs’ün Yin Krallık Âilesine mensup olduğu söylenirse de, ataları ve ailesi hakkındaki bilgiler daha sonraki kaynaklara ait olup güvenilir bulunmamaktadır. Lu’da belirli aralıklarla küçük memuriyetlerde bulunmuştur. 50 yaşında kendisine devlet şurasında görev verilmiştir. Fakat onun adalet bakanı olarak görev yaptığı yolundaki rivayetlere pek de itibar edilmemektedir. Politik başarıya olan düşkünlüğünden dolayı o, eski bilgelerin faziletlerini yeni nesillere aktarmak suretiyle, kendisinin barış ve iyi idareye sebep olma misyonuna sahip olduğuna inanıyordu . Amacı, geçmişin faziletli idarecilerinin Çin’e barış ve huzuru nasıl getirdiklerini göstermekti . Bu sebeple kendisini tanıtma ve ülke yönetimi ile ilgili düşüncelerini pratiğe dönüştürme arzusu onu, 13 yıl Lu dışında dolaşmaya ve düşüncelerini anlatmaya sevk etmiştir. Bu amaçla Wei, Ch’en ve Sung gibi şehirlerde saraydan saraya dolaşmış; fakat o dönemin idarecilerini, kendi tavsiyelerine uyma konusunda isteksiz bulmuş ve 483’te Lu’ya geri dönmüştür. Mizaç olarak politik entrikalara alışık olmadığından ve dolayısıyla politik bir kariyer elde etmeye de müsait bulunmadığından, ömrünün geri kalan kısmını ve bütün enerjisini araştırmaya hasretmiştir. Onun eğitimdeki amacı, zamanının insanlarına geçmişin iyi bir yorumunu yapmaktı.

Konfüçyüs bir eğitimci olarak son derece başarılıydı. Gençleri politik görevlere hazırlıyordu. Aynı zamanda onun müritleri durumunda olan öğrencileri de ona sevgi, sadakat ve samimiyetle bağlıydı. Ayrıca o, öğrencilerini edebiyat, tarih, felsefe ve ahlâk eğitimi almaya teşvik ediyordu. M.Ö. 479’da vefat eden Konfüçyüs, hayatını şöyle özetlemiştir: “15 yaşında kendimi öğrenmeye verdim. 30 yaşında irademe sahip olabildim. 40 yaşında şüphelerden uzaklaştım. 50 yaşında “Gök’ün emrini” öğrendim. 60 yaşında seziş yoluyla her şeyi kavradım. 70 yaşında doğru olan şeylere zarar vermeden kalbimin isteklerini yerine getirebildim” .

Konfüçyüs’ün gayesi ideal insanlardan meydana gelen ideal bir toplum oluşturmaktı. Ona göre ideal insan akıllı, cesur, kibar, müzik ve törenlere bağlı; hırslı olmayan mütevazı bir kimse, yani Chün-tzu’dur. Chün-tzu aynı zamanda asil olmayan, fakat kültürlü yetişen bir asilzâde demektir. Chün-tzu, edebi manada “hükümdar oğlu” anlamına geliyor ve asaleti ifade ediyorsa da, Konfüçyüs bu kelimeye kendine göre anlam vermiştir.

Konfüçyüs’ün tasarlamış olduğu ideal insan ve ideal toplum fikri onu, ideal bir hükümet düşüncesine sevk etmiştir. Çünkü zamanında iyi bir hükümet mevcut değildi, halk ıstırap içindeydi. Onun idealindeki hükümet, bütün insanların fıtraten iyi olduğunu kabul eden ve halkın güvenini kazanan bir hükümetti. Ona göre halkın güvenini kazanmayan bir hükümet uzun süre ayakta kalamazdı. Aynı zamanda, korku ile yönetilen devleti değil, hükümdarla tebaası arasında karşılıklı anlaşma bulunan ortak bir iradeyi savunmuştur. Bu noktada onun, modern demokrasi teorileriyle hem fikir olduğu söylenmiştir. Ayrıca, ideal bir toplum kurmada, halkı esas almış ve onların yetiştirilmesini, refah ve saadete kavuşturulmasını istemiştir .

Konfüçyüs’ün etkisi, öğrencisi Tseng-Tzu, erkek torunu Tzu-Ssu, en büyük takipçisi Mensiyüs ve Hsün-Tzu’un öğretileri sayesinde, ölümünden kısa süre sonra artmaya başlamıştır. Kısa ömürlü Ch’in hanedanlığı döneminde geçici bir unutulmuşluktan sonra o, Han hanedanlığı döneminde (M.Ö. 206-M.S.225) meşhur olmuş; ahlâkî ve politik etkileri de giderek artmaya başlamıştır. Hatta dönemde onu tanrılaştırma teşebbüsleri bile olmuştur. Böylece, yeni bir din ortaya koymayı düşünmediği halde, Lu’nun prensi onun onuruna bir mabed inşa etmiş ve onun adına kurbanlar sunulmaya başlanmıştır. Bu durum, Konfüçyüsçülüğün bir din olarak başlangıcı sayılmıştır .

Daha sonra Konfüçyüs’ün öğretileri, imparatorluk törenleri ve imparator tarafından Gök’e yapılan ibadetle irtibatlandırılmaya başlanmıştır. Çin yönetimine bağlı bütün bölgelerde Konfüçyüs’e de ibadet edilmesi emredilmiştir. Böylece Konfüçyüsçülük, Çin’in resmî ve millî dini haline getirilmiştir .

Konfüçyüsçülüğün millî din olarak kabul edilmesinde, imparatorun, kendisinin “Göğün Oğlu” olduğu şeklindeki tasavvurunu dinin merkezine daha fazla yerleştirmesi etkili olmuştur . Han hanedanlığı döneminden itibaren, pek çok aile tarafından riayet edilen atalarla ilgili törenler bilgin sınıfının resmi kültü haline gelmiştir.

Konfüçyüs’e ibadet de, atalara tapınmanın bir uzantısı, özel bir tatbik şekli olarak telakki edilmiştir. Çünkü başlangıçta Konfüçyüs’e kendi torunları tarafından, alışılmış olduğu şekilde tapınılmış; daha sonra Han hanedanları tarafından mezarı başında kurbanlar sunulmaya başlanmıştır. M.Ö 125’te ona, imparatorlara verilen şeref ve paye verilmiş; M.S.1’de Dük adı verilmiş; 492’de kendisine, “Saygı değer Ni, iyi yetişmiş Bilge” ünvanıyla hitap edilmiştir. 609’da her eğitim yerinde onun adına bir mabed yapılması emredilmiş ve “En Büyük Muallim”; 659’da “K’ung, eski Muallim, gerçek Bilge” ünvanı verilmiş; 739’da Prens denilmiştir. İmparator Yuan Tsung (M.S.713-776), ona “İyi Yetişmiş Bilge Kral” ünvanını vermiştir. Cheng Tsung (1068 -1086) onu, “imparator” ünvanına yükseltmiştir . 1308’de “Kusursuz Büyük İnsan ve En Büyük Bilge” ünvanına layık görülmüştür. Nihayet 1906’da İmparatoriçe Dowager, Gök’e sunulan kurbanların aynısının Konfüçyüs’e de sunulacağına dair ferman yayınlamıştır . Konfüçyüs’ün adına mabedler inşa etme geleneği bu asrın başlarına kadar devam etmiştir. Ayrıca, 1912’ye kadar imparator onun şerefine, ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere, yılda iki defa kurban sunmuştur .

1382’den itibaren Konfüçyüs’ün heykel ve tasvirleri kaldırıldıktan sonra, onların yerini onun tabletleri almıştır. Onun tabletleri yanına, dört arkadaşının, yani Konfüçyüs’ün gözde talebesi Yen Hui, Mensiyüs, Yseng Ts’an ve Orta Yol Doktrinin yazarı Tzu Ssu’nun tabletleri de konmuştur . Ayrıca mabedlerde Çin’in büyük bilgelerine de yer ayrılmıştır. İlkbahar ve sonbahar ortasında, Konfüçyüs adına yılda iki defa, bilim adamı ve öğrencilerle birlikte, her bölgeden sivil ve askeri görevlilerin katıldığı büyük festivaller düzenlenmiştir. Dini törenle yapılan müzik ve dans eşliğinde ona takdimeler sunulmuş, dualar yapılmıştır. Ayrıca dolunay ve hilalde olmak üzere ona, bir ayda iki defa takdimeler sunulmuştur . Sunulan takdimeler arasında tütsü, hububat, bir fincan şarap, öküz, koyun vb. hayvanlardan biri yer alırdı. Müzik başlar başlamaz Konfüçyüs’ün ruhunun oraya geleceğine inanılırdı.

Yaklaşık iki bin yıl boyunca Konfüçyüsçülük, Çin idaresinde teoride kaldığı, yani üstadın düstur ve düşüncelerine dayandığı sürece en üstün konumdaydı. Bununla birlikte Konfüçyüsçülük asla bir devlet dini , özel bir inanç haline gelememiş; bu konuda yapılan teşebbüsler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat Konfüçyüsçülüğün Orta Yol Doktrini’nin, Yeni Çin’in pek çok düşüncesinde fark edilebileceği belirtilmiştir. Konfüçyüsçülüğün etkisi Çin’de, komünizm ihtilalinden sonra da devam etmiş, Çinlilerin hayat ve düşüncesi üzerinde en büyük etkiye sahip olmuştur. Nihayet 1934’te, Konfüçyüs’ün doğum günü olan 27 Ağustos, ulusal tatil günü olarak ilan edilmiştir .

B. KUTSAL METİNLER

Konfüçyüs, görüş ve önerilerini dinleyecek idareciler bulamayınca kendisini, öğrencileri ile birlikte, daha önceki Çin filozof ve bilginlerinin yazılarını bir araya getirmeye, onları derlemeye ve gözden geçirmeye vermiştir. Ayrıca öğrencileri, daha sonra Konfüçyüs’ün konuşmalarını da bir araya getirmişlerdir. Onun amacı, geçmişin faziletli idarecilerinin Çin’de barış ve huzuru nasıl sağladıklarını göstermekti . Bunu gerçekleştirmek için de yönetimle ilgili bilgileri toplamış, sosyal hayat ve törenlerle ilgili hususları bir araya getirmiştir. Böylece yaşayan ahlâk ve geleneklerin devamını sağlamaya çalışmıştır. Konfüçyüs ve öğrencilerinin bu gayretleri sonucunda, “Beş Klasik (Wou King)” ve “Dört Kitap (Se Chou)” adı verilen ve Konfüçyüsçülüğün kutsal metinlerini oluşturan iki koleksiyon ortaya çıkmış olup mevcut şeklini Chu Hsi (1130-1200) yönetimindeki Sung hânedanlığı zamanında almıştır . Beş Klasiğin isim ve özellikleri şöyledir:

1. Yi King (Değişiklikler Kitabı): Chou I diye de bilinir. Geleceğe dair olayları tahmin etmede yardımcı olabilecek eski bir kehanet el kitabıdır. O, eskiye ait bir seri eski şema ve daha sonra onlar üzerine yapılan yorumlardan ibarettir . Metnin orijinal kısmının Konfüçyüs’ten daha önceye, Chou hanedanlığının ilk günlerine (M.Ö. 1000) ait olduğu söylenmiştir. Onun üzerinde yapılan yorumlar Konfüçyüs’e atfedilmektedir.

Bazı bilim adamları da onun, M.Ö. üçüncü asrın ürünü olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fakat diğer pek çok eser gibi Yi King’in de uzun bir gelişim süreci sonunda mevcut şeklini almış olduğu bir gerçektir. İlk devrelerden beri hem Konfüçyanist hem de Taoist okul, onun kendi klasiklerinden olduğunu iddia etmişlerdir. Daha sonra belirli bir Budist grubu da ona başvurmuş, onu incelemiş ve üzerinde yorumlar yapmıştır. Yi King’in orijinal kısmı Pa Kua (Sekiz Trigram) adı verilen, aşağıdaki üç düz veya kesik sekiz çizgiden oluşturulmuştur.
_____ __ __ _____ _____ __ __ __ __ _____ __ __
_____ _____ __ __ _____ __ __ _____ __ __ __ __
_____ _____ _____ __ __ _____ __ __ __ __ __ __

Şemada görülen kesik çizgiler, dişi ya da pasif kozmik güç olan Yin’i; düz çizgiler ise, erkek ya da aktif kozmik güç olan Yang’ı temsil eder. Hepsi birlikte, Çin kozmolojisine göre evreni meydana getiren sekiz temel kurucuyu sembolize ederler. Bunlar: Gök, Yeryüzü, Ateş, Su, Rüzgar, Gök Gürültüsü, Tepeler ve Bataklıklar’dır. Bu çizgiler aynı zamanda ana yönleri, ahlâkî ve zihinsel vasıfları vs. de temsil ederler. Onların aynı zamanda evrenin sırları hakkında birer ipucu ihtiva ettikleri düşünülmüş ve Çin’de kehanet ve fal bakma konusunda yoğun olarak kullanılmışlardır.

Bu sekiz Trigram, efsanevî Çin İmparatoru Fu Hsi’ye (M.Ö. 2582) atfedilmişse de, onların Chou Hanedanlığı döneminde, öncelikle gâipten haber alma düşüncesiyle icat edildikleri söylenmektedir. Bu sekiz Trigram’ı oluşturan çizgilerin birleştirilmesinden 64 adet altı köşeli yıldız oluşturulmuştur. Böylece bu yıldızlar Çin’in felsefî ve kozmolojik düşüncelerinin temeli haline gelmişlerdir .

Yi King’deki her bir yıldız ve her bir çizgi, sembolik olarak bir konu ya da düşünceyi temsil eder. Yani her bir yıldız bir durumu açıklar. Onun yanında bulunan açıklama da, ya arzu edilen bir çözümü veya nasıl hareket edileceğini gösterir. Mesela yirmi dördüncü yıldız Fu’da (dönmek, dönüş), bir Yang çizgisinin üstünde beş Yin çizgisi vardır. Alttaki çizgi genellikle bir işe nasıl başlanılacağını gösterdiğinden, bu yıldız, gücün veya hayatın dönüşü olarak açıklanmıştır. Ayrıca bu sembollerin kendi bütünlükleri içinde, evrende bulunan ve insanlara tatbik edildiğinde onları refah, barış ve mutluluğa götürecek bütün hayat ve faaliyet prensiplerini temsil ettiklerine inanılmıştır. Yi King’in felsefesi tüm evrenin sürekli bir değişiklik halinde olduğu ve onun parçalarının karşılıklı etkileşim içinde bulunduğu faraziyesine dayandırılmıştır. İster tabiatla ister insanla ilgili olsun, meydana gelen her şey kesintisiz bir bütün, bir tabiî art arda geliş zinciridir. İşte bütün bu anlatımların, altı köşeli yıldızdaki basit sembolik anlatımların incelenmesi ve yorumlanmasıyla anlaşılabileceğine inanılmıştır. Bu kitap felsefi yönden diğer klasiklerden daha fazla etkili olmuştur.

Yi King’de, 64 altı köşeli yıldızın dışında yer alan ve “On Kanat” diye bilinen tamamlayıcı yorum ve ilaveler, muhtemelen Chou Hanedanlığı’nın sonlarına doğru Konfüçyanistler tarafından yazılmıştır. Hepsi birlikte Konfüçyüsçü felsefe ve kozmolojinin temelini oluşturmuştur. Yi King çok sayıda dile çevrilmiştir. Çin Klasikleri arasında Avrupa ve Amerika’da en çok tanınanlardan birisidir .

2. Şu King (Tarih Kitabı): Eski zamanlara ait belgeler (Shang Shu) diye de adlandırılan Şu King, Çin’in en eski tarih kitabıdır. Konfüçyüs öncesi dönemde, Çin’de saray tarihçileri tarafından derlenmiş, daha önceki dönemlere ait imparatorlar tarafından yapılmış konuşmalardan pasajlar ihtiva eder. Aynı zamanda o, Gök’ün yalnız faziletli idarecileri barış ve bollukla mükafatlandıracağını öğreten bir ahlâkî ve dinî rivayettir. Anlatıldığına göre Konfüçyüs, bu eseri meydan getiren çeşitli belgeleri bir araya getirmiş, onları düzenlemiş ve bu belgelerden her birine önsözler yazmıştır. Fakat modern bilim adamları bu eserin standart metinlerinde göze çarpan önsözlerin Konfüçyüs’ten sonraki yazarlar tarafından yazılmış olduğu kanaatindedirler. Ancak, Konfüçyüs ve öğrencilerinin sık sık bu belgelerden aktarmalar yapmış olmalarından hareketle, Konfüçyüs’ün Şu King’le ilişkisinin olduğu kanaatine varılmıştır .
1 | 2 | 3 | 4

facebook

twitter

İzleyiciler

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP