WITTGENSTEIN: DİL VE DÜNYA - 4

Bu sözler, düşüncelerimizin sözettikleri gerçekliklere bağlanışında, ne kastedildiğini dile yansıtan yöntemin mantıksal yapışma ışık tuttuğu gibi, düşünme ve düşüncelerimizin varlığı için, bedenin varlığının mantıkça zorunlu bir gereklik olmadığını düşünen Descartes'dan farklı olarak, sözkonusu olumsallığın nasıl anlaşılması gerektiğine de işaret ediyor.

İmge ve Resim

Wittgenstein'm önermeyi resme benzetmesi, onu sözettiği durumla/nesneyle karşılaştırırken, karşılaştırma yönteminin içinde yapılandığı çevreyi; resmin uygulandığı yerde, doğru mu yanlış mı, anlamlı mı anlamsız mı uygulandığını gösteren ölçütleri bir başka yönden aydınlatıyor. Çünkü resim, imgeleme hitabeden pitoresk yanıyla, kolayca imgelemde canlanan, ona benzeyen görünüşüyle karıştırılabilir. Bir örnek üzerinden giderek düşünelim: 'Bu kırmızıdır.' diye bir renk örneğini gösterdiğim zaman, bu sözümün doğru mu yanlış mı söylendiğini gösteren ölçütler nelerdir? 'Gösterdiğim renk kırmızıysa sözüm doğrudur...' demek, aradığımız ölçütü yeterince gözönüne koymuyor. Sorun daha çok, gösterdiğim renk örneğinin kırmızı olduğunu bana gösteren ölçütlerle; renk örneğini, 'kırmızı' kavramının doğru mu yanlış mı uygulandığını gösteren renk örneği olarak (kırmızının resmi) ayıran ölçütlerle ilgili. Bu soruyu yanıtlamakla, Wittgenstein'ın araştırmaları içinde kendisine sorduğu bir soruyu da, sonra nasıl yanıtlamış olduğunu görebiliriz belki:

«Cetvelin, ölçtüğü nesneyle aynı mekanda olduğunu ve başka yerde olamayacağını görmek kolaydır. Fakat sözcükler hangi anlamda, uzunluğu sözcüklerle tasvir edilen nesneyle aynı mekandadır, ya da bir renk vs. ile?»

Evet bir renk sözcüğü, rengini tasvir ettiği nesneyle hangi anlamda aynı mekandadır? Ya da, 'kırmızı' dediğim rengin kırmızı olduğunu bana gösteren ölçütler nelerdir? Gördüğüm şu rengin kırmızı olduğunu nasıl anlıyorum? Yanıtım, 'Bu renk kırmızı dediğim renklere benziyor.' olabilir. Soruyu biraz daha ilerletelim: Şu renge ve ona benzeyen renklere, hangi ölçüte dayanarak 'kırmızı' sözcüğünü uyguluyorum? Bu soruya karşılık olarak, 'Şu rengin kırmızı olduğunu anlıyorum, çünkü adının 'kırmızı' olduğu bana öğretilmiş olan renk imgesine benziyor... biçiminde bir yanıtla karşılaşabiliriz. Fakat böyle bir yanıt, resmin neye benzediğiyle, resmin kullanımını yöneten kuralları (resmin nasıl uygulanacağını, gösterdiği gerçekle nasıl karşılaştırılacağını, resmin doğru mu yanlış mı uygulandığını gösteren ölçütleri..) birbirine kanştırmaya bir örnek olabilir.

Fakat, yanlışlık tam olarak nerede bu yanıtta: 'Elimdeki nesnenin renginin 'kırmızı' olduğunu anlıyorum, çünkü adının 'kırmızı' olduğu bana öğretilmiş olan kafamdaki renk imgesine benziyor.' Burada bir karşılaştırmadan sözediyoruz açıkça: Elimizdeki renk örneğiyle, gözümüzün önünde canlanan imgesi arasında bir karşılaştırmadan. Sözünü ettiğimiz karşılaştırma, gerçekte yaptığımız bir karşılaştırmaya benziyor: Örneğin, elimizdeki renk örneğinin benzerini bulmak için, elimizdekini başka renk örnekleriyle karşılaştırmamıza. Fakat, çok önemli bir ayrılık var ikisi arasında. Bu ayrılığı görmekle, gerçekte birinci durumda bir karşılaştırmadan sözedemeyeceğimizi de görebiliriz belki. Renk örneğinin 'benzeri' ya da 'aynı' olan bir başka rengi seçtiğimizde, doğru bir karşılaştırma/seçim yaptığımızı gösteren nadir? 'Yanlış bir seçme yapsaydık, karşılaştırmamızdaki/ seçmemizdeki yanlışlık başkaları tarafından düzeltilebilirdi.' Soruyu böyle yanıtlamakla, karşılaştırmamızın doğru mu yanlış mı olduğunu gösteren ölçütlerin, karşılaştırmamızı çevreleyen başkalarının karşılaştırmaları, onların karşılaştırmalarının tanıklığı olduğunu söylemiş oluyoruz. 'Fakat, onların karşılaştırmasının doğru olduğunu ne gösteriyor?' Bu sorunun yanıtı, karşılaştırmalarımızın karşılıklı benzerliği, aralarındaki uyum olabilir ancak. Karşılaştırmalarımız arasındaki uyum, benzerlik, yapılan bir benzetmenin/yakıştırmanm/karşılaştırmanm doğru mu, yanlış mı, normal mi, anormal mi... olduğunu gösteriyor.

Karşılaştırmamızda renk örneğini kullanırken bu kuralın işlediği mekandayız. Renk örneğini kullanarak yaptığımız karşılaştırmanın, 'aynı', 'benzer', 'farklı' diye yaptığımız seçme ve ayırmalarımızın doğru mu yanlış mı olduğunun gösterilebildiği yerdeyiz. İmgesiyle renk örneği arasında benzerlikten sözettiğimiz karşılaştırmada, benzetmemizin doğru mu, yanlış mı olduğunu bize gösterecek ölçütler nelerdir? Diyelim ki hep yanılıyoruz: Her defasında, 'kırmızı' dediğim renk örneğini gördüğüm zaman, bilincimde canlanan renk imgesi renk örneğine benzemiyor. Diğer taraftan, renk örneğini kullanarak başka renk örnekleriyle yaptığım karşılaştırmalar: 'benzer', 'farklı', 'aynı' diye yaptığım ayırmalar, seçmeler, yakıştırmalar, başkalarının ayırma, seçme ve yakıştırmalarıyla el ele uyum içinde gidiyor. 'Kırmızı' sözcüğünün yanlış kullanıldığından sözedebilir miyiz bu durumda? Aynı nedenle, sözcüğün kafamızda canlanan renk imgesinin adı olduğundan, onu kastettiğinden de sözedemeyiz. Elimdeki renk örneğini başka renk örnekleriyle karşılaştırdığımda, elimdeki örneğe uygun rengi seçip seçmediğimi gösteren Ölçütlerle, şu renge 'kırmızı' dediğim zaman, bu sözü doğru mu yanlış mı uyguladığımızı gösteren ölçütler aynı ölçütler. 'Bu kırmızıdır.' dediğim zaman, 'gösterdiğim renk kırmızıysa sözüm doğrudur' demek, aradığımız ölçütü yeterince gözönüne koymuyor. Çünkü, 'gösterdiğim rengin kırmızı olduğunu bana gösteren ölçütler nelerdir..' diye sorduğum zaman, yukardaki gibi rengin imgesiyle 'resmini' birbirine karıştırdığımız analojiler işin içine karışıyor. Renk örneğinin 'kırmızı' olduğunu bana gösteren ölçütler, ondan 'kırmızının resmi' olarak sözetmeme olanak sağlayan; onu kırmızı sözcüğünün doğru mu, yanlış mı kullanıldığını gösteren renk örneği olarak ayıran ölçütlerdir.

'Benzer', 'aynı', 'farklı' diye yaptığımız karşılaştırmalara dayanak olan ölçütleri, 'benzer', 'aynı', 'farklı' dediğimiz görünüşlerde değil, karşılaştırmalarımız arasındaki uyumda, onların benzerliğinde aramak zorundayız: Karşılaştırmaları, benzetmeleri bizimkine benzemeyen bir kimseye 'benzer', 'benzemez', 'farklı', 'aynı' ... sözcüklerim kullanmayı öğretebilir miydik? Böyle bir kimsenin karşılaştırma, benzetme yaptığından sözedebilir miydik?

«İnsanlığın ortak davranışı, kendisine dayanarak bilinmeyen bir dili yorumladığımız ölçüt sistemidir.»

Elimizdeki renk örneğinin benzerini başka renkler arasından karşılaştırarak seçmemiz dile ait bir olay. Oysa, kafamızdaki renk imgesinin, rengin adının doğru kullanımına ölçüt olduğunu varsaydığımız açıklamayla, sanki renklerden dilde sözetmeyi olanaklı kılan, deyim yerindeyse, renk sözcüğünü dile katan bir olaydan sözeder gibiyiz. Çocuğa rengin adını öğretirken rengi göstermemiz; rengi görünce adını hatırlamamız; adını işitince bazan rengin imgesinin gözümüzün önünde canlanması; ya da bazan olduğu gibi, renk imgesinin onu tasvir etmek için kullandığımız sözcüğü hatırlatması, dilin içinde geçen olaylar. Fakat tuhaf bir biçimde, renk sözcüğünü uygulamada, sözün doğru mu, yanlış mı uygulandığını gösterir ölçütlerin neden ibaret olduğunu görmede yanlış analojilere uğratıyor bizi.

Renk imgesiyle renk örneği karşılaştırmamızı bir adım daha ilerletelim: «İnsan bir imgeye nasıl işaret edebilir? İnsan aynı imgeye iki kere nasıi işaret edebilir?»

Wittgenstein'in yukardaki sözleri, renk imgesi-renk örneği ayrılığının bir başka yönüne dikkatimizi çekiyor: Bu ölçütlerin işlemediği yerde, 'kastetme', 'gösterme', 'işaret etme', 'hatırlama' sözcüklerinin de geçerli bir anlamı olmayacağına; bu kuralların işlediği tabana, yani dile dayanmaksızın bir şeyi 'kastettiğinden', 'gösterdiğinden', 'hatırladığından'... sözetmenin havada kalacağına. Bunu açıkça görebilmek için, imgesi üzerinde değil de renk örneği üzerinde konuştuğumuzu düşünelim. Bir renk örneğini gösterdiğim, ya da ona işaret ettiğim zaman, onu gösterdiğimi/ kastettiğimi gösteren ölçütler ortadadır: Parmağımı renk örneğine uzatmam, rengin adını söylemem... bir rengi gösterdiğimi yeterince ortaya koyardı. Aynı rengi ikinci kez gösterip göstermediğim de sorun olmazdı, çünkü bu konuda yaptığım bir yanlış düzeltilebilir, doğrusuyla karşılaştırılabilirdi. 'Parmağımı kullanmam, rengin adını söylemem rengi gösterdiğim anlamına nasıl geliyor?' Hareketim de, sözü söyleme eylemim de, kendisini çevreleyen dilden alıyor taşıdığı anlamı. İnsanların parmaklarını uzatarak değil de, başka türlü bir hareketle, sözgelimi gösterilen nesnenin etrafında parmaklarıyla bir daire çizerek nesneleri gösterdiği bir dil düşünebiliriz örnek olarak.

Rengin imgesini göstermemiz-kastetmemiz sözkonusu olduğunda, renk örneğini gösterirken göstermemizle birlikte giden karşılaştırmaların alanında değiliz artık. Bu nedenle, ne bir şeyi doğru mu yanlış mı kastettiğimiz gösterilebilir, ne de kastedip etmediğimiz. 'Fakat, aynı renk imgesini ikinci kez gözümün önünde canlandırmam, aynı imgeyi ikinci kez düşündüğüm —hatırladığım— kendi kendime gösterdiğim anlamına gelmez mi?' Fakat burada, 'aynı' sözcüğünü doğru ya da yanlış kullandığımı gösterir ölçütler nerededir? Doğru hatırladığımı ne gösteriyor? Yanlış hatırladım diyelim, fakat gözümün önünde canlandırdığım imgenin aynı imge olduğunu sanıyorum: Yanlış veya doğru hatırlamam arasındaki fark nerede? Son olarak: Hatırlamadan sözedebilir miyiz bu noktada!

Wittgenstein bir imgeyi gösteremeyeceğimizi, aynı imgeyi iki kez gösteremeyeceğimizi, bir imgeye ad veremeyeceğimizi, onu adıyla anlamlı olarak kastedemeyeceğimizi söylerken, ad verme-kastetme-gösterme vb. mantıksal edimlere işlerliğini kazandıran kuralların olmadığı, işlemediği bir alana dikkatimizi çekiyor.

Renk örneği - renk imgesi karşılaştırması, bu kuralların gerçekleştiği ve işlediği yerle, işlemediği, varolmadığı bir alanın karşılaştırması. Aradaki karşıtlık yardımıyla, sözcüğü/adı kastettiği nesneye bağlayan kuralların neden ibaret olduğunu, nasıl işlediğini, bu işleyişin dile nasıl dayandığını... yani, her zaman gözönünde olduğu için gözden kaçanı gözönüne çıkarmaya çalışıyor.

«Şeylerin bizim için en önemli yönleri, sadeliği ve alışıldık oluşu yüzünden gizli kalıyor. (İnsan bir şeyi, her zaman gözünün önünde olduğu için farkedemiyor.) Araştırmasının asıl temelleri, insanın gözüne bir kez çarpmadıysa, hiçbir zaman çarpmıyor... »

Bir renk imgesine ad veremeyeceğimiz, onu anlamlı olarak gösteremeyeceğimiz-kastedemeyeceğimiz gerçeğim, yukarda sözünü ettiğimiz karşıtlığı içinde anlamamız gerekiyor: Bir renk imgesini renk örneği gibi dilde gösteremeyeceğimizi, ona ad veremeyeceğimizi söylemek, renk imgesinden sözedemeyecğimiz anlamına gelmiyor elbette: Renk örneğini resmeden kurallara/dile dayanarak, resim aracılığıyla gözümün önünde canlanan renk imgesinin hangi renge benzediğini söyleyebildiğim gibi, benzediği renk örneğim (resmi) gösterebilirim de. Fakat renk imgesini resim aracılığıyla tasvir ediyorum burada, göstermiyorum.

«İmge bir resim değildir, fakat bir resim onu karşılayabilir.»" «'İmgeleminde ne var?' diye sorulduğunda, bir resimle soruyu yanıtlayabilir insan.»

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © 2007

    Back to TOP