Şeyh Bedrettin - VARİDAT - 7

İnsan  şayet  Hazreti  Peygamber’i  rüyasında  görürse  kendi  ruhunu  peygamber görüntüsüne  bürünmüş  olarak  görüyor,  demektir.

Bu olay, o sırada rüya gören insanın peygamberle  bir  ilgisi  olduğundan  gerçekleşir. Bu  durum  rüyada  kişinin  gördüğü  insan  ve diğer  nesneler  için  de  geçerlidir. İnsanın gördüğü  rüya, belli bir durumu veya gördüğü  kendisine  ait  bir  olayı  ortaya  çıkarabilir. Arifle arif olmayan kişi arasındaki farklardan biri şudur;  Arif  olan  Allah’tan  sonra  görür, arif  olmayan  ise,  Allah’tan  önce  görür.  Aslında ilk görüş Allah’a aittir.

Kıyametin  gerçeğinde  insanla  hayvan arasında hiç bir  fark yoktur. Bir gece sırtımı dayamışken,  ruhumun  içimde  coştuğunu gördüm ve ondan, yanan bir odundan çıkan alevin  sesi  gibi  bir  ses  duydum. Ayrıca  karşımda  ala  yakın  beyaz  bir  renk  gördüm. Kendime  geldiğimde,  yanımdaki  ocakta odunun  tıpkı  gördüğüm  gibi  yandığını,  alev saldığını  ve  rüyamda  gördüğüm şekilde  ses çıkardığını  farkettim. Şunu anladım ki, meydana  gelen  olay  içimdekinin  aynısıdır  ve gönlümün varlık birliğinin etkisiyle tahakkuk ettiğini anladım. Böylece o benim; ben de, o olmuşum; sesi sesim, sesim de onun sesi ve coşkularım onun coşkusu, onun da coşkuları benim  coşkum  halini  almıştır.  Gördüğüm renk de, alevin  rengi  imiş. Hazreti Ebu Bekr Sıddık radiyallâhü,  "Hiç  bir şey  görmedim  ki,  onda  Allahı görmeyeyim",  demiştir.  Diğer  bir  deyişle gönlünde  ve  nefsinin  içindeki  her  görüntünün  Allah’ın  görüntüsü  olduğu  ve  her şeyden önce nefsini gördüğünü belirtir. Böylece her şeyden  önce  Allah’ı  gördüğünü  belirtmesi  doğrudur.  Zîrâ  Allah  onun  görüşü  ve bütün gücü olmuştur ve  söylenenler haktır. Hazreti  Osman   radiyallâhü  anh   "Ben  bir nesneyi gördüğümde, ondan sonra muhakkak Allah’ı görürüm," demiştir.

Bir  gün  ikindiye  yakın  evimde  oturuyordum;  güneş  de  yoktu,  birdenbire  aklıma ikindi ezanı okunacak ve onu duyacağım fikri aklıma geldi. Daha sonra bu düşünce birkaç kez aklımdan yine geçti ve gönlüme yerleşti. Bunun  gerçekleşeceğini  anladım  ve  o  anda ben  daha  bunu  düşünürken,  ezanın  sesini duydum.  Gaybı   bilinmeyeni   ancak  Allah bilir. Bazı anlarda hızlı   güçlü   yürüyüş  yapmak  içime doğar, yürüyorum gibi gelir bana ve bu durumu hem dokunma hem de işitme duyumla  öğrenmeye  çalışırım.  Sadece  işitmeyle yetinmem.

Yüce  Tanrı,  "Allah’ın  insanlara  verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O’nun önlediğini  de  ardından  salıverecek  yoktur." buyurmuştur. Bu ayetin anlamlarından birisi de şöyledir:  Allah,  insanları  bir  peygamber veya  veli  yardımıyla  hidayete   doğru  yola götürmeyi isterse, O’nu önleyecek hiç kimse yoktur  ve  istediği şüphesiz  gerçekleştirilecektir.  "Allah  kâfirler  istemeseler  dahi, nurunu muhakkak tamamlar."

Ruh, araçlar yoluyla ortaya çıkan bedene mahsus fiil ve hareketlere verilen addır. Bazı bilgin  ve  mütekellimlerin  de  söylediği  gibi, bu olay bedenden  sonra ortaya  çıkar. Misâl âlemi  aracılığıyla  ortaya  çıkan  nesneye  de, ruh  adı  verilir.  Ruh  bedenin  meydana  gelmesinden  iki  aşama  öncedir;  çünkü  misâl âlemi  bedenden  bir  aşama  öncedir  ve  görüntüsüdür.  Ruhlar  âlemi  de, misâl  âleminden  bir  aşama  öncedir  ve  böylece  ruh  bedenden  iki  aşama  öncedir.  Belki  de Hazreti Rasûlüllah  sallallâhü aleyhi vesellem; "ruhlar  bedenlerden  iki  bin  yıl  önce  yaratıldı" hadisiyle  bunu  belirtmiştir.  Burada  iki  bin yılla iki aşama kastedilmiştir. Bununla ruhların  belli  bir  zaman  süreci  içerisinde  ortaya çıkması  gerekliliği  yoktur.  Allah’ın  selamı ona  olsun  Peygamber,  her  aşamayı  bin  yıl olarak düşünmüş ve gönlüne nasıl gelmişse, öyle  bildirmiştir.  Bu  durumun  izahı  belirttiğimiz gibidir; bunu ihmal etme, çünkü birçok olay  bu şekilde ortaya  çıkar.  Peygamber’in bu düşüncesine göre  tahakkuk eden halleri, câhiller  izâh etmekten aciz kalmışlar ve onları  olduğu  gibi  bırakmışlar.  En  uygunu  budur ve onları Allah’ın ehli ve kâmiller bilirler. Hazreti Peygamber’e görünen hallerin çoğu, duyular şekliyle  kimsenin  bulunmadığı  durumlarda  gerçekleşmiştir.  Bu  durumlarda ortaya  çıkan  haller,  genellikle  izah  edilmesi gereken  görüntü  içinde  olurlar,  tıpkı  Allah ehlinin katında olduğu gibi. Şayet,  "Neden  Peygamber  bunları  açıklamadı ve  olduğu  gibi  bıraktı?  "  denirse,  cevabı şöyledir:

İzâh  etme  yetkisi  yoktu  ve  o  zaman  gerekli  olan şimdi  gereksizdir. Şu  gafillere  ne denebilir.  Çalışıp  hakikatleri  öğrenme  yolunda bir çabaları olmadığı gibi, olgun kişilerin  söylediklerini  anlamak  kabiliyetine  de sahip değiller. Bu  câhillerin  yüzünden  sıkıntıya  düşen  olgunlara  acımak  gereklidir.  Zira bunları bu dalaletten kurtarmak  için ellerinden  hiç  bir  iş  gelmez.  Buradan  kurtulanlar olsa dahi, başka bir dalalet vadisine yönelirler.

Ey kör ve mutsuz kişiler! Niçin öğüt verenlere inanmıyorsunuz? Rasûlüllah  sallallâhü  aleyhi  ve  sellem, "Kur’ân’ın dış ve  iç anlamları bulunduğunu ve  iç  anlamlarının  da  kendi  içinde  yedi  iç anlamı  daha  içerdiğini"  belirtmiştir.  Dış anlamla  çelişkiye  düşen  bir  izah  yaparsak, dış anlamı  inkâr ettiğimiz anlamına gelmez. Biz dış ve  iç anlamın da  içten yediye ayrıldığını söylüyoruz. Biz sekiz anlamı da bir araya toplamışız. Kur’ân ve hadis dış ve  iç anlamlarıyla haktır. Ancak mecazi  gerçek olmayan  bir  anlam  çıkarılırsa,  uygun  olmayabilir. Tıpkı rüya gibi, ben uyurken veya uyku  ile uyanıklık  arasında  iken,  bana  hitaben  bir şeyler  söyledi  ve  bu  söyledikleri  arasında, beni  Allah’tan  uzaklaştır  sözleri  de  vardı. Sanki  bu  sözleri,  ona  söylemek  istiyordu. Yine bir an uyku  ile uyanıklık arasında  iken, ruhumun  bana  göründüğünü  ve  bir  ışık  ve güneş  parıltısı  gibi  vücudumu  sardığını  hissettim. Bu  ışığın bir amacı  yoktu.  Sevinçten içimi  heyecan  ve  ağlama  kapladı  ve  sanki birisi bana ahiretle dünya arasındaki  farkın, yaşlılıkla gençlik arasındaki farka benzediğini söylüyor  gibiydi,  veya  benim  gönlüme  öyle geliyordu.  Diğer  bir  deyişle  genç  olan  bir kişiye  belli  bir  durumdayken  genç  deniyor, belli bir süre sonra değişip, ona yaşlı dendiği gibi,  dünyaya  da  bir  zaman  gelir  âhiret  adı verilir. Fakat diğer bir zamanda yine değişir.

Bir  gün  sırtı  mı  dayamış,  hafif  bir  uykuya dalmıştım,  bütün  varlığı  Allah  olarak  görüyordum. Allah Teâlâ  benim dilimle  "Ya Allah" diye  seslendi, bütün dünya  sanki oydu ve  dilim  diliydi.  O  dille  "Ya  Allah"  derken heyecandan kendimden geçtim.

Seven  sevilene  doğru  gitmekte  ve  yaklaşmaktadır. Görmüyor musun, gündüz yaklaşınca, tan vakti gündüzden, gece yaklaşınca  da şafak  kaderin  yerini  alır.  Biri  diğerini tamamladığından dolayı  ikisi kardeştir. Böylece sabreden kişi, nesneyi olduğu gibi yansıtmamıştır.  Bu  vakit  sabahtan  gündüze kadar  sabr  ile  geçer  ve şu  hükmü  alır  "Akşamdan  geceye  kadar  sabredip,  hikmetler elde  eder."  Hazreti  Peygamber, şöyle  buyurmuştur:  "Kim  ki  sabah  edip  bütün  derdi  dünya işleri  ise,  Allah’la  hiç  bir  ilgisi  yoktur  ve Allah onun gönlüne dört özellik verir:  Sonsuza  kadar  peşini  bırakmayacak üzüntü,  ebediyen bitiremeyeceği bir iş,  keza  sonsuza  dek  zenginliğe  kavuşmayacağı yoksulluk ve  hiç sonu gelmeyecek bir beklenti."

Sofi  vaktin  oğludur;  o,  vaktini  tasalanmayla  ve  geçmişi  düşünmekle  boşa  harcamadığı  gibi  geleceği  de  fazla  düşünmez. Çünkü  uzun  bir  ümitle  vaktini  Allah’a  yönelmekle,  kendini  arındırmakla  ve  o  zaman içerisinde  Allah  için  gerekli  olanları  düşünmekle geçirir. Sofinin tanımları şöyle yapılabilir: O, sadece bir yolu ve bir geleneği seçmemiştir.  Her  zaman  ve  ne şekilde  olursa olsun Allah’la birliktedir. O, Allah’tan başkasına bakmaz. Bazen insanlarla alakadar olup, gönüllerinin  Allah’a  bağlanması  için  çaba harcar;  bazen  da  kendisi  Allah’la  alakadar olur  ve  bu  iki  alakadarlık  arasındaki  farkın önemli  olmadığını  görür.  Her  ne  kadar  iki durum  arasında  fark  varsa  da,  ikisi  de Hak’tır. İşler niyetlere bağlıdır ve sofi kişi de vaktin oğludur.

Gerçeği arayan kişi küfür aşamasına varıp,  geçmezse,  imanını  tamamlamış  sayılmaz. Şunun  bilinmesi gerekir  ki,  küfür  iki Müslümanlık arasında yer alan bir aşamadır ve bu aşamada duran kişi münafık olmuştur. Bu aşamada durmamak  için Allah’a sığınırız. Allah’a  hamd  ve şükürler  olsun  ki,  biz  bir süre  o  aşamada  kaldıktan  sonra,  geçmeyi başardık.

Bazı  arkadaşlarımı  üzüm  bağımı  kollamakla  görevlendirmiştim.  Onlardan  birkaçı bana  bir  halk  çocuğunun  bağa  girip,  üzüm yemek  istediğini,  onlardan  birinin  çocuğu tokatladığını  anlattı  ve  ilave  etti  ki,  çocuk tokatı  yiyince  yere  düşmedi,  ancak  kendisi tokatın etkisiyle yere düştü. O şurada kendisiyle çocuk arasında epey bir uzaklık varmış, ancak  çocuk  ona,  gözünün  aynası  gibi  görünmüş  ve  kendisi  tokattan  daha  çok  etkilenmiştir ve yere düşmüştür. Hâlbuki çocuğa hiç  bir  etki  yapmamıştır.  Bu  çok  tuhaf  bir durum zira tokadı yiyen çocuk olduğu halde yere düşen, o kişi olmuştur.

Tüccar kesiminden bir genç ara  sıra bize uğruyordu. Bu genç doğru  insanları seviyordu. Bana şu olayı anlattı: Bir gece uyuyorken, bir erkek gelip, onu uyandırmış. Uyanınca adama bakmış, bir de ne  görsün  yüzü  pırıl  pırıl  bir  ışık  saçıyor  ve bu  ışık  evi  aydınlatıyor.  Fakat  saçtığı  ışık lambadan  çıkan  ışıklara  benzemediği  gibi, diğer hiç bir enerji kaynağından çıkan  ışıklara  da  benzemiyordu.  Diğer  ışıkların  vermediği  alışılagelmiş  parıltısından  ayrı  bir  tadı varmış. Adam  bir  süre  hiç  bir şey  söylemeden  beklemiş,  daha  sonra  ortadan  kaybolmuştur.  Onun  gidişiyle  ev  kapkaranlık  olmuş. İkinci gece de gelip, uyandırmış. Daha sonra  üçüncü  gece  gelip,  uyandırdığında yanında tıpkı kendisi gibi  ışık saçan diğer bir kişiyi  de  getirmiş.  Bunun  üzerine  gördüklerini  üçüncü  günün  ertesi  gününde  bazı  arkadaşlarına  anlatmış. Bundan  sonra  gözüne görünmez  olmuş  ve  aradan  iki  üç  gün  geçtikten  sonra  hastalanmış.  Hastalığı  o  kadar ağırmış ki öleceğini sanmış.

İnsanlarda bulunan anlayış, görüş ve  fiiller, soyut varlıklarda ve bu varlıklardan daha üstün olanlarda da yoktur. İnsan  aşamasındaki  varlıkta  görülen  olgunluklar  diğer  aşamalarda  gerçekleşmiyor.  Çünkü  insan  yüce Allah’ın  göründüğü aşamadır. Bundan dolayıdır ki, Allah şöyle buyurmuştur:  "Sen  olmasaydın  gökleri  yaratmaz  ve meleklere  insana  secde  edin  emrini  vermezdim".  Akli  külli,  nefsi  külli  ve  onların üstündeki  varlık  aşamalarında,  insanda  bulunan  anlayış  bu şekilde  görülmez.  Ancak insan  aşamasında  görülür.  Varlık  esasında bütünden  arındırılmıştır. İlimdeki  olağanüstü  işleri,  görüş  ve anlayışları  idrâkeden  varlıktır. Fakat bu durum  imkânsız ve görünüşlerle  tahakkuk ediyor.  Sen de bunu anla  ve kılavuz gibi izle.

Akıl, nefs, ruh ve gönlün varlık olduğunu bil.  Bunlar  aşamaları  dolayısıyla  varlığın birer aşamasıdır. Allah bu aşamalarda değişik şekillerde  tecelli  eder  ve  bir  aşamadan diğerine geçer. Kimi zaman gök, kimi zaman melek,  bazen  öğe,  bazen  da  maden,  bitki, hayvan veya  insan şekliyle ortaya çıkar. Bazen en aşağıdakilere kadar iner, bazen da en üsttekilere kadar çıkar. Öğeler şekline giren, daha  sonra madenler şeklini  alan  ve  sonra sırasıyla bitkiler, hayvan  ile  insan şeklide de bürünen odur,  Allah’tır. Bütün bu şekilleri alan mutlak  varlık  olan Allah’tır.  Farzı mahal şekil  ortadan  kalksa  bile,  yalnız  varlık kalır  Allah kalır. Mesela  insan keçiyi yiyince,  keçi  insan  olur.  Bütünü  düzenleyen  ve bütündeki  nefs  de  odur. Şekilden  sekile geçen  odur.  Buna  dayanarak  diğer  bütün görünüşleri  ölçebilirsin.  Buna  dair  Allah’ın salat  u  selamı  ona  olsun  ve  Allah  yüzünü şereflendirsin Hazreti Ali  ibn  Ebi  Tâlib  kerremallâhü veçhe şöyle buyurmuştur:  "Levh benim, Kalem benim, arş ve kürsi ile  diğerleri  de  benim."  Bugün  de  Allah, varlık şekline  bürünüp,  velilere  görünebilir. Çünkü Allah kulun şeklini almaya muktedirdir.  Bu  hususa  dair  "Risâletü’l Kuşeyriyye"‘deki kerametler bölümünde iki  sözün  yer  aldığı  belirtilmiştir.  Geceleyin otururken  bir  kelebek  kandilin  etrafında dönmeye  başladı  ve  daha  soma  birkaç  kez kendini kandilin ateşine çarptı; sonra yanmış gibi  yere  düştü  ve  cansız  olarak  öyle  kaldı. Belli  bir  süre  öyle  izledim,  fakat  kelebekte hiç bir yaşantı belirtisi yoktu. Gönlüm öldüğüne karar kıldı. Ancak o andan Ebâyezid’in nasıl  bir  karıncayı  alıp,  üfürerek  dirilttiği aklıma geldi. Ben de kelebeği alıp, diriltmek üzre  içimden  gelen  samimî bir şekilde üflemeye  başladım.  Kelebek  üflemeden  sonra anında dirildi ve tıpkı daha önce uçtuğu gibi uçmaya  başladı,  sanki  hiç  ateşe  düşmemiş gibiydi.

Allah Teâlâ her şeye muktedirdir ve Gaybı   görünmeyeni   ancak  o  bilir.  Böylece  de görünmeyenleri bilen Allah Teâlâ dır. Çünkü amaçlanan  varlık  Allah’tır.  Allah’ın  selamı onlara olsun peygamberler uyanıkken dünya ile  ilişkileri  kesilip,  duyuüstü  alemindeki varlıkları  tıpkı  rüyalardaki  gibi  görürlermiş; bunu  bil.  Gördüklerinin  bir  kısmının  açıklanması  gerekiyordu.  Mesela  dünya  Peygamber’e  değişik  güzel  bir şekilde  görünüyordu ve dünyanın görüntüsünden çok değişikti.  Peygamber  bu  görüntüyü  yine  dünya olarak açıklardı. Bundan dolayı, ona cennet, huri  ve  ateş şekliyle  görünenleri  de  başka anlamları  olabileceği  gibi,  aynı  anlamlarda da  olabilir.  Peygamber’e  seslenen  âyetlerin de  böyle  açıklanması  gerekiyor.  Bundan dolayı  Hazreti  Peygamber şöyle  buyurmuştur:  "Kur’ân’ın dışı ve  içi vardır. İçinin de  içten içe yedi anlamı vardır." Öz varlığın  işitmek, görmek, güçlü ve yeterli olmak gibi  sıfatları vardır. Bunlar görünüşler halindeyken ortaya çıkar. Öze olduğu gibi bu görünüşlerden ayrı bir şekilde bakıldığında da, sıfatlar  yine  vardır. Bu  sıfatlarla Allah’ın  sıfatları  arasında  ilişki  yoktur.  Allah’ın  sıfatları  bu  sıfatlara  benzetilmekten münezzehtir. Akıl, kuruntu ve hayal de, bunları  idrak  edemez.  Bu  sıfatlar  ruh,  beden, cansız, bitki, hayvan, gök veya yerdeki bütün varlıklarda görülür. Yeri göğü kaplayan yüce Allah,  bu  varlıklarda  vardır  ve  diridir.  Haşa Allah bu  varlıklardaki eksikliklerden münezzehtir. Bu sözlerle bütün nesneler, ona benzetildi;

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP