ALTHUSSER, İDEOLOJİ VE İDEOLOJİ İLE İLGİLİ SON SÖZ - 1

Prof. Dr. Metin KAZANCI


ÖZET

Son yıllarda ideoloji ile ilgili çalışma sayısı oldukça artmıştır. İdeolojiyle ilgili çalışmalarda Althusser önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü Althussersiz ideoloji yazılamaz. Ona göre ideoloji tüm varoluş nedenini yaşam pratiğinden almaktadır ve yaşananın bir kopyası daha doğrusu aynasıdır. İdeoloji toplumun maddi bir pratiği olması nedeniyle her şeyi, herkesi kavramakta ve bu durum ona özel bir yer kazandırmaktadır. Althusser’e göre ideoloji her yerdedir, bir ortamı ifade eder. Maddenin ayrılmazıdır. Madde ile birlikte var olmuştur. Ne var ki Althusser ideolojisini Marks’ın ideoloji tanımı ile karıştıran, hatta daha da ileri gidip onu alt yapıya indirgeyen yanlış görüşler sık sık dile getirilmektedir. Althusser’in ideoloji kavramsallaştırmasının iyi anlaşılması için onu ayrıntılı ve orijinalinden hareket ederek ele almak tekrar tekrar yazmak gerekmektedir. Althusser medya ile ilgili herhangi bir çalışma yapmamış olmasına karşın iletişim, medya ya da söylem analizlerinde onun sorduğu sorularla yola çıkmak ve “haberi” onun örgüsü içinde irdelemek, çok değerli ve geçerli sonuçlar doğuracaktır. Anglo-Amerikan pragmatizminin bu kadar hırpalamasına karşın Althusser hâlâ ayaktadır. Althusser’i sık sık, yeniden yazmak, yeniden yorumlamak özellikle iletişimciler açısından çok yararlı olacaktır.

GİRİŞ

Hem oldukça yaygın bir kullanımı olan hem de merak uyandıran bir kavram olarak ideoloji Althusser ile birlikte yeni bir tanıma kavuşmuş, oluşumu ve fonksiyonu ile ilgili tezler değişmiş ya da değişmeye başlamıştır. Biz bu yazımızda daha önce yazdığımız iki makaleyi de dikkate alarak, ideoloji ile ilgili olarak Althusser tarafından ileri sürülen görüşleri daha anlaşılabilir hale getirmeye gayret edeceğiz ve ideolojinin toplumsal misyonunu kitle iletişim araçları ile ilişkilendirerek onu günümüzdeki konumuyla açıklamaya çalışacağız.


A. GENEL OLARAK İDEOLOJİ

 Kanımca ideoloji ile ilgili en isabetli nitelemeyi 6 Ağustos 2005 tarihli Radikal Gazetesi’nin Kitap ekinde Osman Çakmakçı, Nur Betül Çelik’in İdeolojinin Soykütüğü adlı kitabının tanıtımında kullanmış: Netameli. (Gizli bir tehlikesi olduğu sanılan, tekin olmayan.) Gerçekten de ideoloji netamelidir. İstediğin yere kadar uzar. İstediğin alana bulaşır. İstediğin amaç için kullanılabilir. İstediğin kadar bilim ve disiplinle ilişkilendirilebilir. Bu yüzden onu tanımlayan, onunla uğraşan kişi sayısı oldukça fazladır. İdeoloji birçok siyasal bilimci için vazgeçilmez bir kavram olmuştur. Siyasetçiler bu terime istedikleri anlamı vermeye çalışmışlardır. İdeoloji birçok düşünürü meşgul etmiştir. Ancak onu yalnızca bir kişi çok iyi irdeleyip yerli yerine oturtmuş ya da yaşanılana uygun bir kalıp biçip, onu tanımlamıştır: Louis Althusser. Ancak Althusser’in ideoloji tanımlaması ve kavramlaştırmasını çok daha iyi anlayabilmek için ideolojinin tarih yolculuğuna ve Althusser’den bağımsız girişilen kavramlaştırma çalışmalarına bir göz atmakta yarar vardır.

 Hemen belirtmek gerekir ki ideoloji sık sık “nesnel olmayan bir düşünce ürünü olarak tanımlanmıştır. Bu tanım olaylara bakışta yan tutmayı anımsatmaktadır. İnsanı yanlışa götüren, yanıltan bir değerlendirmeyi ifade etmektedir. Bu anlamda ideoloji yanıltıcı bir özellik taşımaktadır daha doğrusu küçültücü bir sıfatla beraber gibidir. Onu tanımlama, ona yaklaşımın yön ve açısına göre değişmektedir. Siyaset sosyolojisinde, siyaset biliminde ideoloji asıl olarak yukarıda belirttiğimiz usule göre algılanıp tanımlanmaktadır. Böyle bir tanım, bu bilim dallarının kendileri için kabullendikleri ideoloji tanımı olmaktan çok ilgilendikleri öznelerin, kümelerin benimsedikleri ideoloji tanımıdır. Bu anlamda ideoloji, belirli bir sınıf ya da gruba özgü inançlar sistemidir. Anlam ve fikir üretiminin genel sürecidir. Burada ideolojinin doğru ya da bilimsel bilgiyle çelişme olasılığı çok yüksektir. Ayrıca yine ideolojinin aldatıcı inançlar sistemi, yani yanlış fikirler ya da yanlış bilinç haline dönüşme tehlikesi de bulunmaktadır.

Ancak onun tarih içinde akış seyri çok farklıdır ve farklı mecralardan geçerek Althusser tanımına ve kavramlaştırmasına ulaşılmıştır. Çok yakın zamana kadar ideolojiyi “doğru düşünme bilimi” olarak niteliyorduk. Onyedinci yüzyılın sonu ile onsekizinci yüzyılda ideoloji “doğru düşünceleri çağrıştırmanın düzenli yöntemi” olarak tanımlanmaya başlandı. Bu konuyu daha iyi anlayabilmek için, bu alanda çalışmalar yapmış Fransız düşünürler Condillac (1715-1780) ve Helvétius’un (1715- 1771) ideolojiye ilişkin görüşlerini açıklamakta yarar vardır.

Condillac’a göre, o zamana dek geçerli olduğu kabul edilen, “insanın dünyayı içinde bulunduğu kalıplara göre algıladığı, ruhsal durumuna göre dünyayı irdeleyip, hükümlere vardığı” önermesi yanlış idi. Condillac bu durumun doğru olmadığını, doğrunun bunun tam tersi olduğunu ileri sürmüştür. Yine Condillac’a göre içerideki, kendi içindeki kalıplara tümüyle uyarak hareket eden insan yoktur, dışarıdan gelen etkileri algılayan insan vardır. Condillac’ın Traité des Sensations (1767) adlı yapıtı bu konu ve sorunları ele almakta, dilin bu konudaki işlevine değinmektedir. Ona göre dil, bilgimizi sistematikleştiren simgeler sistemidir. Bu sistem ne kadar rasyonel çalışırsa dışarıdan gelen girdileri, etkileri o kadar doğru algılayabiliriz. Dolayısıyla dilin sözcük zenginliğinin ve çok sayıda köke sahip olmasının önemi buradan gelmektedir. Aydınlanma Dönemi’nin bir diğer düşünürü olan Helvétius de bu konuyu daha ayrıntılı ele almış ve De L’Esprit (1758) ve De L’Homme (1774) adlı yapıtlarında bu konuları işlemiştir. Bu düşünüre göre de “İnsanlar benliklerini asıl olarak dıştan gelen etkilerle kazanırlar dolayısıyla dışarı ile bağıntı, ilişki önemlidir ve bu bağıntı insanın insanlaşmasında en önemli rolü oynar.” Örneğin bir insandaki ahlaki düzeyi ve düşünme kudretini oluşturan eğitim sistemidir ve bu sistemi de saptayan ve uygulamaya koyan, gözetleyen devletin politikasıdır  (Mardin,1976:10). Yine Helvétius’a göre, düşüncenin kaynağı ruh değil, fikirlerin temelindeki biyolojik gerekçeler, fiziki ortamdır. Daha sonra Destutt de Tracy 1797’de ideolojiyi insanlara doğru düşünme olanağı veren düşünce bilimi olarak tanımlamıştır. Tracy, o dönemde “ideologlar” olarak adlandırılan ekibin önderi olarak ideolojinin düşünce bilimi terimlerini tümüyle karşılamakta olduğu görüş ve iddiasındadır (Tracy, 1956:26). Bu dönemde ideoloji bir bilim olarak algılanıp yorumlanmıştır (Mardin, 1976:1;Çelik, 2005:33). Napolyon döneminde de etkisini sürdüren bu akım Napolyon’dan önce destek görmüş daha sonra özellikle din hakkındaki görüşlerinden ötürü Napolyon tarafından eleştirilip bu ekibe verilen her türlü devlet desteği geri çekilmiştir.

 Klasik yaklaşımın bir başka ve özellikle siyasal bilim açısından yapılmış tanımına göre ideoloji: Kitle toplumunun ortaya çıkmasıyla beliren inançlardır. Bu inanç ve tutumları bir kişinin, bir kümenin düşünsel yapıtlarına indirgemek yanlıştır. Hatta onları kişiselleştirmek de olanaklı değildir. Bu koşullarda ideoloji: Yönetilenler arasında yaygın, yönlenmiş, fakat sınırlı, belirsiz fikir kümeleridir (Mardin, 1969:8). Her rejimin kendine göre bir ideolojisi vardır. Bu tanıma bağlı kalan sosyal bilimciler ideolojinin bir toplumsal gerçeklik olarak, daha çok ne tür bir işlev gördüğüyle, neye yaradığıyla ilgilenmişlerdir. Bu ele alış biçimi içinde her siyasal sistemin bir ideolojisi vardır. Siyasal platformda bu siyasal sistemlerle birlikte, ideolojileri de birbirleriyle didişir ve yarışırlar. Birbirleri için son derece tehlikelidirler. Biliyoruz ki ideolojiden başka hiçbir şey ideolojiyi değiştiremez ya da bir ideolojiden başka hiçbir şey bir ideoloji ile mücadele edemez (Lefebvre,1964:93) . Bu nedenledir ki ihtilal dönemlerinde ilk akla gelen ve hatta ilk yapılan iş kitle iletişim araçlarına el koymak, onları denetim altına almaktır. Buradaki temel amaç devrilmek istenen siyasal sistemin ideolojik dayanakları yerine yenisini kurmak, sistemi yeni ideolojik ayaklar üzerine oturtabilmektir.

Bir başka değerlendirmeye göre ideoloji, olaylar üzerine kurulu, insanların düşünce ve davranışlarını etkileyen çeşitli kaynaklardan beslenen bir inanç sistemidir(Mardin,1969:16; Baechler, 1976:18). Maddi olaylar yanında tinsel olaylar da ideolojiyi etkiler, ona yön çizer. Kimi kez bu etkileme son derece yoğundur. Toplumsal sistemin öğeleri arasında yoğun bir etkileşim söz konusu olabilir. Yine klasik anlayış içinde kalarak yapılmış bir tanıma göre ideoloji, insan eyleminin amacını, bu amaçlara nasıl varılacağını tanımlayan ve sosyal ve fiziki gerçekliğin niteliğini belirleyen bir değerlendirici ilkeler sistemidir (Allardt, 1971:117) .

 Bu arada belirmek gerekir ki Gramsci de ideoloji konusunda önemli çalışmalar yapmış bir düşünürdür. Gramsci ideolojiye farklı bir konum vermiş, onu öncüllerinden farklı biçimde tanımlamıştır. Gramsci’ye göre ideoloji, sistemin sürekliliğini sağlayan, ana yapılar arasında olduğu kadar dönemler arasında da bağlantıyı kuran harç dokudur. Gramsci ideoloji sözcüğünü genel olarak iki anlamda kullandığımızı ileri sürmüştür. Bir yanda her insanın toplumda belirli bir sınıfsal konum içinde yaşadığını, insanın içinde bulunduğu konumunun bir parçası olduğunu ve bu sınırlamanın ideoloji tarafından çizildiğini öne sürmüş öte yandan ise ideolojinin gerçeğe karşı gösterilen bir tepki olduğunu ve bu durumun yaygın bir alışkanlık haline geldiğini belirtmiştir (Lukacs, 1978 : 149) .

Klasik terminolojide ideolojiye farklı anlamlar verilmiştir. Ayrıca onun farklı kullanımları da söz konusudur. İdeolojinin geleneksel olarak üç temel kullanımı olduğu söylenir. Bunlardan ilki belirli bir sınıf ya da gruba özgü inançlar sistemi olmasıdır. İkinci anlamı doğru ya da bilimsel bilgiyle çelişebilecek aldatıcı inançlar sistemi yani yanlış fikirler içermesidir. Üçüncüsü ise anlam ve fikir üretiminin genel süreci olmasıdır (Fiske, 2003:212). Marks’tan sonra ideoloji ile ilgili birçok çalışma yapılmış ve ideoloji farklı biçimlerde tanımlanmıştır. Eagleton ideolojinin onaltı tanımı yapıldığını bildirmekte ve bu tanımları vermektedir (Eagleton,1991:15). Raymond Budon’a göre ise ideolojiler  düzmece bilimsel kuramlar üzerine oturtulmuş doktrinlerdir. Bu düşünüre göre ideoloji tek kelime ile kötü bilim demektir. Ancak hemen eklemek gerekir ki, ideolojiye atfedilen görev, ideolojiye verilen anlam Marks ile birlikte yeni bir mecraya girmiş, yeni bir anlam kazanmış, yeni bir tanıma ulaşmıştır. Kısacası Marks ile birlikte ideoloji klasik dönemden çıkmış, toplumsal sistemden, gerçeklerden kopuk tanımlardan kurtulmuştur.

B. MARKS’A GÖRE İDEOLOJİ

Marksla birlikte ideoloji kavramında önemli değişiklikler ve önemli yaklaşım farklılıkları olduğunu görmekteyiz. Ancak Marks’tan önce başta Kant olmak üzere Hegel ve Feuerbach’ın ideoloji konusunda yazdıkları ve düşünceleri, Marksist ideoloji anlayışını olumlu ya da olumsuz olarak etkileyen saptamalar olmuştur. Sözgelimi Hegel’e göre; insan aklı, insanın içinde bulunduğu koşulları anlamasına kolay kolay izin vermez, bu konuda sınırlamalar söz konusudur. Ancak yine de insan o andaki durumunu, yani içinde bulunduğu durumu, o andaki görüş koşullarına bağlı olarak ve sınırlı biçimde değerlendirebilir. Hegel’in “dünya görüşü” kavramı böyle bir şeydir ve Marks’ın ideoloji adını verdiği kavramla çok yakınlaşmaktadır (Mardin,1976:14). Feurbach ise uygarlığın kültür ürünlerini anlamak için onları elle tutulur, gözle görülür yaşam özelliklerine bağlamak gerekir
görüşünü savunarak, tahayyül veya düşten gerçeğe geçişin ancak praxis felsefesi yoluyla olabileceğini ileri sürmektedir. Bu tez Marks’ı çok etkilemiştir. Ona göre toplumsal yaşantı bilinci belirlemektedir. İnsan birçok özelliğini dışarıdan almaktadır. Bu konuda Marks aynen Condillac gibi kaynağın çevre olduğunu ve bilincin dışarının bir bağımlı değişkeni olduğunu ileri sürmektedir. Bilginin unsurları dışarıdan gelir ve aynen bir plak gibi dışarıdan gelen ses dalgaları plak üzerine yerleşir. Ancak bu olay böylesine basit değildir. Marks’a göre yanlış bilinç önemli yanılgılara yol açar ve insanın izleyicisidir. Tıpkı buğulu gözlük takmış gibi birey dünyayı farklı görüp yorumlamaktadır. Bu noktada ideolojinin etkisi vardır.

Marks toplumsal olaylarda değerlendirmeyi ters çevirip doğru olanı yakalamaya çalışmıştır. Belirleyici olanın dış dünya girdileri olduğu, insanın toplumsal bir canlı olup bağımlı bir değişken olarak çevre ile etkileştiği, maddenin esas olduğu Marksla birlikte daha doğrusu Marks’ın sayesinde anlaşılabilmiştir. Konumuzla ilgili olarak belirtelim ki, Marks’ta birbirinden farklı altı tane ideoloji tanımı bulunmaktadır (Barret, 1991:4 vd). Michael Rosen,“Marksın çalışmalarında ideoloji kuramı yerine, ideoloji olgusunun mekanizmasını açıklamada kullanılabilecek beş ayrı ideoloji modeli bulunmaktadır” demektedir. (M. Rosen’den aktaran : Çelik, 2005: 95). Marks’ta ideoloji, tümüyle altyapıya bağlı, onun etkisinde kalarak gelişip, oluşan bir değerlendirme, yorumlama biçimidir. İdeoloji, altyapının bağımlı değişkenidir. Burada belirleyici olan toplumun altyapısı, üretim ilişkileri ve maddi ortamdır. Bu tanım ve yorum özellikle genç Marks’ın sistematiğinde önemli bir yer tutar. Daha sonra bu görüşte yumuşama olmuş ve ideolojinin alt yapıyla etkileştiği yani hem etkilediği hem de etkilendiği görüşü ağır basmıştır. Yaşlı Marks ve Engels’e göre ideoloji, altyapıya bağlı fakat aynı zamanda onunla etkileşen bir oluşumu ifade etmektedir (Marks ve Engels,1977: 40). Yine Marks’a göre “İdeoloji gerçeğin bir parçasını, insani zayıflığı; ölümü, acıyı, güçsüzlüğü içinde taşır. Böylece yorumlanmış ve aktarılmış gerçekle bir bağıntısı olduğundan bu gerçeğe geri dönebilir ve gerçekten canlı olan insanlara kurallar ve sınırlar koyabilir. İdeoloji dünyayı nasıl görmek gerektiğini bildirir ve yaşam biçiminin yorumlanmasını sağlar. Yani belirli bir noktaya kadar ‘praksis’e izin verir. İdeoloji kendilerini haklı görmek isteyen, göstermek isteyen egemen oluşuma yardım eder. O, bir dünya görüşüdür ya da dünya görüşünü temsil eder ”(Lefevbre, 1964: 96). Marks bir toplumda egemen sınıfın çıkarı ile egemen düşüncenin birlikte var olmak zorunda olduklarını belirterek ideolojik oluşumun bu ilkeye bağlı olarak oluşup yaşadığını söyler. Yine Marks’a göre, ideoloji gerçeklik hakkında bir yanılsama, bir illüzyon değil, onun bilinç üzerindeki izi ya da görünümüdür. (Sancar Üşür,1997: 11) Bu durumda ideoloji, kapitalist düzende siyasal iktidarı meşrulaştırmaya, bireyi sisteme entegre etmeye yardımcı fakat genellikle de yanlış fikirler kümesi olarak tanımlanmaktadır.

Marks alt sınıfların yani işçi sınıfının kendi toplumsal deneyimlerini, toplumsal ilişkilerini ve dolayısıyla kendilerini, kendilerine ait olmayan fikirler aracılığıyla anlamaya yönlendirildiklerini söyler. Bu fikirler ekonomik ve dolayısıyla siyasal ve toplumsal çıkarları onlardan farklı olan ve etken biçimde onlara karşı olan bir sınıfın fikirleridir. Proletarya yanlış bilinç içinde tutulmaktadır (Fiske, 2003; 221) . Bu nokta çok önemlidir. Gerçekten bu özelliğinden dolayı proletarya kendi gerçeklerini bir türlü öğrenemez, bu konuda sağlıklı bir değerlendirme yapamaz. Yine bu nedenledir ki proletarya kendisi ile ilgili değerlendirmelerde olduğu kadar genel değerlendirme ve karar alma süreçlerinde sürekli yanlış yapar. Siyasal tercihlerinde yanılır. Bu aksaklık bir türlü düzelmez. Yine bu yüzden toplumda proletarya ile zengin kesimlerin beklentisi, anlayış ve değerlendirmeleri arasında bir fark yok sadece yaşantılarda fark vardır. Bu kapitalist toplumun yaşamasında ve kendini yeniden üretmesinde çok önemli bir dayanak noktasıdır. Proletarya bir dünya pratiği olarak kendi aleyhine işleyen bir toplumsal ve ekonomik sistemi sırtlar, ona destek verir.

C. ALTHUSSER VE İDEOLOJİ

Fransız düşünür Louis Althusser’e (1918-1990) göre ideoloji, toplumsal yaşantıyı farklı biçimde fakat her zaman ve her aşamada kendiliğinden etkileyen bir oluşumdur. Daha doğrusu toplumsal pratik ile ideoloji iç içedir. Tüm sisteme yayılmış, toplumsal varoluşun tüm biçimlerinde yer etmiştir. Althusser sadece siyasal bilim değil iletişim bilimleri açısından da çok önemli sonuçlar doğuracak, ideoloji ile ilgili üç ana tez ileri sürmekte ve bunları şöyle sıralamaktadır:

a. İdeolojinin tarihi yoktur.

b. İdeoloji bireylerin gerçek varoluş koşullarıyla aralarındaki hayali ilişkilerini temsil eder, bu ilişkilerin bir tasarımıdır.

c. İdeoloji bireyleri özne olarak çağırır.

Althusser bu ana tezlerden neden-sonuç ilişkisi içinde ara tezler üretmiştir. Bunlardan “İdeolojinin varoluşu maddidir ” (Idéologie a une existence matérielle) biçiminde formüle ettiği ara tez, insanı farklı düşünmek kadar farklı çözümlere ve özgün saptamalara da yöneltebilecek nitelikte bir tezdir (Althusser,1970:48). İdeoloji maddi bir varlığa sahiptir tezi toplumsal bilimler platformunda adeta bir deprem yapmış gibidir. Bu tezlerle Althusser’in ideolojiye hem çok büyük bir önem verdiği hem de onun oluşum ve işlevini öncülü olan bütün düşünürlerden tümüyle farklı yorumladığı görülmektedir.

1 | 2 | 3 | 4 | 5

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP