GAZZALİ VE KELÂM FELSEFESİ - 5

Dönüşlerin sonsuz farzedilince tek olmaları da düşünülemez. Çünkü tek olana bir eklenince çift olur. Sonsuz olan bir şeyin, böyle bir eklemeye muhtaç olmaması gerekir. Eğer feleklerin dönüşünü sonsuz olarak farzedersek, bu dönüşlerin çift veya tek olmaması gerekir. Sonlu olan şeyin ise ne tek, ne de çift olmaması imkansızdır. Dönüşler tekliği ve çiftliği kabul ettikleri için feleklerin sonlu olmaları gerekir. Çünkü sonsuz olan dönüşler, tekliği ve çiftliği kabul edemezler. Bütün bunlardan şu sonuç çıkar ki alemde bir takım olaylar (hâdis olanlar) olmaktadır. Olaylardan yani hâdis olanlardan hali kalmıyan şey ise hadistir. Alemin hadis olduğu böylece anlaşılınca, onun bir muhdise yani yaratıc ıya muhtaç oldu ğu da anlaşılır. Bu yaratıcı da Allah'tır.

Alemdeki düzen, rnahlukattaki acaiplikler, ölümler ve doğumlar da bize yaratıcı bir Allah' ın varlığını göstermektedir. Nitekim Kur'an'da bunlara işaret eden bir çok ayetler vardır. "Biz yeri bir beşik dağları birer kazık yapmadık mı ? Sizi çift çift yarattık. Geceyi örtü kaldık. Gündüzü maişet vakti yaptık, Üstünüze sağlam sağlam yedi gök bina ettik. Pırıl pırıl parlayan bir kandil astık. O sıkı mengenelerden de şırıl şırıl bir su indirdik. Onunla dâne, nebat ve sarmaşmış bahçeler çıkaralım diye." " Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişlerinde insanlara yarar şeyleri denizde seyredip taşıyan o gemilerde, Allah' ın yukardan indirip yer yüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda deprenen her hayvanı orada üretip yaymasında, gökle yer arasında boyun eğmiş rüzgarları ve bulutları evirip çevirmesinde, aklı ile düşünen bir kavim için Allah'ın varlığına delâlet eden bir çok alâmetler vardır". "Görmediniz mi, Allah yeri göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmıştır. Onlarda ayı bir nur yapmış, güneşi de bir kandil olarak asmıştır. Allah sizi yerden ot gibi bitirdi. Sonra sizi yine onun içine döndürecek, sizi yeniden yeni bir çıkışla tekrar çıkaracak". "Dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu siz mi yoksa biz mi yaratıyoruz".

2—Allah kadimdir. Vücûdünün başlangıcı yoktur. O her şeyden öncedir. Eğer Allah hadis olup kadim bulunmasaydı, bir muhdise muhtaç olurdu. Bu muhdis de diğer bir yaratıcının var olmasını gerektirirdi. Böylece her muhdis için bir yarat ıcı düşünmek icap ederdi. Bu sonsuza kadar böyle olurdu. Neticede akıl, muhdisi bulunmıyan, kendisi kadim ve her şeyden önce olan bir varlığı kabule mecbur kalır. Bu kadim Varlık da her şeyin yaratıcısı olan yüce Allah'tır.

3—Allah' ın vücûdu evvel olduğu gibi zahir, bâtın ve ahirdir. Kıdemi sabit olanın, yok olması imkansızdır. Eğer yok olacağı iddia edilirse denir ki yok olan ya kendi kendine yok olur, yahut kendisine zıd bir mu'dim tarafından yok edilir. Eğer kıdemi ve devamı düşünülen bir varlığın yok olması ileri sürülürse, denir ki: Var olan bir şeyin sebepsiz kendi kendine yok olacağı ileri sürülmüş olur. Varlık nasıl bir sebep gerektirirse, yok olmada bir sebep gerektirir. Oysaki kadim olduğu kabul edilen bir varlık için yok olma sebebi yoktur. Eğer kadim varlığın kendisine zıd bir mu'dim (yok edici) tarafından yok edildiği ileri sürülürse, böyle bir mu'dimin Allah'la birlikte bulunamıyacağı söylenir. Kıdemi kabul edilen ve her şeyden önce olduğu doğrulanan Allah'la birlikte, zıddının bulunacağı nasıl kabul edilebilir? Çünkü kadim olana zıd bir kadimin ezelde bulunması düşünülemez. Eğer Allah'a zıd olan mu'dimin kadim değilde, hadis olduğu söylenirse, bu imkansızdır diye cevap verilir. Çünkü kadime zıd olduğu söylenen hâdis ve mu'dim varlık, kadim varlıktan daha zayıf ve daha yetersizdir. Hadis olduğu için onun varlığı başka bir sebepten gelmiştir. Halbuki kadim varlığın böyle bir sebebe ihtiyacı yoktur. O halde hiç hadis olmıyan Allah, hem öncesizdir, hem de sonsuzdur. Allah bütün hadislerin yaratıcısıdır.

4— Allah yer kaplıyan bir cevher de ğildir. O bir yerle ilişkiden münezzehtir. Bu şöyle isbatlanabilir: Her yer kaplıyan cevher, kapladığı yerle ilgilidir. Böylece cevherin ya bu yerde sakin veya oradan hareket halinde olması gerekir. Cevher hareket ve sükündan hali kalamaz. Hareket ve sükûn ise hadistirler. Hadis olanlardan hali kalmıyan şeyler de hadistirler. Eğer hem yer kaplıyan ve hem de kadim olan cevher düşünülse idi, âlemin cevherinin kadim olması gerekirdi. Alemin ise var olmak için kıdemi ve yaratıcılığı kabul edilen Allah'a muhtaç olduğu açıktır. Hem Allah'ın yer kaplıyan bir cevher olduğunu söylemek, yukarda belirtildiği gibi onun hareket ve sükûnla ilgili ve hâdis olduğunu kabul etmek demek olur. Allah'ın kıdemi ise daha önce isbatlandı . Ancak birisi kadim olana yer kaplam ıyan anlamına cevher derse, söz bakımından hata etmiş olur ve fakat mâna
bakımından hata etmiş olmaz.

5—Allah cisim değildir. Çünkü cisim cevherlerden meydana gelmiştir. Allah'ın yer kaplıyan cevher olmadığı yukarda gösterildi. Buna göre Allah cevherlerden meydana gelen cisim de olamaz. Cevher birleşme, ayrılma, şekil, miktar, hareket ve sükündan hali değildir. Bütün bunlar ise hâdis olan şeylerin özellikleridir. Allah ise kadimdir. O halde, cevher ve cevherlerden meydana gelen cisim olamaz.

6—Allah araz da değildir. Çünkü araz cisimde bulunur ve cisimle var olur. Her cisim ise hâdistir. O halde cismin muhdisi yani yaratıcısı cisimden önce vardır. Bu yaratıcı da sonradan var olmuş bulunan cisimle beraber bulunamaz. Sonuç olarak Allah'ın araz olmadığı anlaşılır. Cismin yaratıcısı olan, nasıl onun bir vasfı olabilir. Cisim yok iken Allah vardır. Allah Hâliktir, Kâdirdir, Hayydır, Kayyûmdur. Hiç bir şeye benzemez ve benzetilemez.

7—Allah yönle ilgili olmaktan münezzehtir. Yönler yaratılmış şeylerin durumlarına göre isim alırlar. Kadim olan Allah için böyle bir şey düşünülemez. Çünkü yarattıklarına benzemez, yönler hâdistirler. İnsanın baş tarafına üst, ayak tarafına alt, göğüs tarafına ön, sırt tarafına arka diyoruz. Fakat Allah insanı mevcut biçimde değil de daire şeklinde yaratsaydı, böyle bir yön tayin etmek zorunluluğu olmıyacaktı . Demek oluyor ki yönler cisimlerin icaplarındandır. Allah ise cisim değildir. O halde onun için yön de yoktur. Şu kadar var ki biz dua ederken ellerimizi yukarı kaldırıyoruz. Çünkü gök duanın kıblesidir. Ayrıca bu kendisinden yardım umduğumuz yüce Tanrıya ulviyet ve büyüklük tanımak içindir. Çünkü o kahır ve istilâ bakımından her mevcudun üstündedir.

8—Allah arş üzerine yayılmıştır. Ancak bu yayılma cisimlerin yayılmasına benzemez. Böyle bir yayılma Allah'ın büyüklüğüne yaraşan bir yayılmadır. Bu yayılmada fani ve hâdis olan cisimlerin vasfını aramamak gerekir. Nitekim Kur'an'ı Kerim'de "Allah göğe yayıldı "  diye buyrulmuştur. Bu ancak kahır ve istilâ bakımından düşünülebilir. Bir çok din büyükleri bu âyeti Allah'a yakışan bir an-lamda tevil etmişlerdir. Nitekim "O nerede olursanız olunuz sizinle beraberdir"  ayetini de "nerede olursanız olunuz Allah sizi ihata eder ve bilir" mânas ında anlamışlardır. Hz. Muhammed "müminin kalbi Allah' ın iki parmağı arasındadır" diye buyurmuştu. Bu hadiste sözü edilen parmaklar, cismi değil, kahır ve kudreti ifade etmektedir. "Hacer al-Esved arzda Allah' ın sağıdır" hadisinde de sözü geçen taşın şerefine işaret edilmiştir. Çünkü bu sözlerdeki zahiri görünüş, insanı  muhale götürür. Eğer yayılma (istiva) sözü de yer tutma anlamına alınırsa, insanı muhale götürür. Çünkü Allah'ı yer kaplıyan ve arşa dokunan bir varlık farzedersek, Allah'a kemmiyet de isnat etmiş oluruz. Böyle bir durumda Allah'ın ya arşa eşit, ya ondan büyük veyahut da ondan küçük olması gerekir. Allah hakkında böyle bir şey düşünmek ise muhaldir. Çünkü cisim değildir. Allah'ın yer tutması fikri muhala götürdüğü için, bu fikir de muhaldir. Muhale götüren her şey muhaldir.

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP